Birileri ahlak psikolojisinin etki alanını araştırdığı zaman çoğunlukla amaçları, genel ve özel ahlak çerçevesi içerisinde varlığını sürdüren insanı incelemek olur. Bu incelemeler, etik teorinin etki alanında var olan çok geniş tartışmalara yol açabilir. Bu kısa gönderide sosyal medyanın ahlak psikolojisi ve birkaç platform sayesinde var olan belli kurallardan hangi dersleri çıkarabileceğimiz hakkında mantık çerçevesi içinde birazcık sesli düşünmek istiyorum. Sonlara doğru bir takım sorular soruyor ve birkaçına, daha sonra yazma umuduyla, kısmi cevaplar veriyor ve bazılarının cevaplarını da daha fazla detaylandırıyor olacağım. Son zamanlarda en çok dikkatimi çeken şey, olumlu şeylerin paylaşılması, olumsuz şeylerin paylaşılmaması gerektiği kural ya da en azından benim gördüğüm kural olarak algılanan şeylerin ortaya çıkması. Başka bir deyişle üzerinde durduğum nokta, neden olumsuz şeyleri paylaşmıyoruz, neden bazı şeyleri farklı bir şekilde paylaşma eğilimindeyiz ve neden böylesine kurallar sosyal arkadaşlıklardan oluşmuş geniş aileler içinde rahatlama ihtiyacı hissettirirken bir yandan en çok inciten şeyler olabiliyor?

Hep merak etmişimdir Facebook ya da Twitter da ne paylaşsam. Dürüst olmak gerekirse şu son 8 yılda biraz daha açık fikirliyim; bu yüzden sosyal medyayı artık kahve ya da bir bira için yakalayamadığım arkadaşları takip etmek ve onlarla iletişime geçmek için kullanıyorum. Paylaşmaya değer herhangi bir haber hakkında BİR DEFALIK paylaşım yapmak için kullandığım bir platforma sahip olduğum zaman, birçok arkadaşa birçok mesaj gönderme aşırı ve çok fazla tüketim gibi görünüyor. Yer bildirimini önemseyen kişi, vakti olduğu zaman yer bildirimi yapar ve gönderdiğim mesajı doğrudan cevaplamak için uğraşmayabilir. Bu yol, doğrudan güncellemeler yapan ve kendi işlerini yapan meşgul arkadaşlarıma sürekli mesaj göndererek sıkıntı vermeden neler olup bittiğini paylaşmamı sağlıyor. Yanlış anlaşılmasın, hala arkadaşlarımla snapleşip mesajlaşıyorum; ama onlara bombardıman yapmaya çalışmıyorum ve Facebook ve Twitter, bir döngü içinde neler olup bittiğini merak edenleri bilgilendirmemi sağlıyor. Ayrıca bu platformları, çalışmamı ve dünyanın her bir tarafından üniversite okuyanların çalışmalarını değerlendirmek için kullanıyorum. Büyük bir çoğunlukla paylaşımlarımı twitter üzerinden yapmaya başladım; ama hala bir kitleye ulaşabilme sebebinden ötürü Facebook kullanmaya devam ediyorum (herkesin bildiği gibi Facebook’ta başka kişilerin sayfalarına göz atma eğiliminde olduğum halde). Bu yöntem makul ve kolay bir şekilde kişisel ve iş hayatımı birleştirmemi sağladı. Belli bir düzeyde kişisel yaşantımı Twitter hesabım @justincaouette üzerinden paylaşıyorum ve o günlerde Facebook’ta çok daha az felsefi tartışmalara giriyorum. Böylece oldukça sorunsuz ilerliyor ya da ilerliyormuş gibi görünüyor.

Tamam, şimdiye kadar her şey yolunda; düşündüğüm şeyin sadece sosyal medyanın oldukça yaygın kullanımı olduğundan söz ettim. Bazıları sosyal medyayı iş için, bazıları zevk için kullanıyor ve benim gibi bazıları da her ikisi için kullanmayı tercih ediyor. Ama son birkaç yıldır kafamda çok fazla soru dönüyor; sanırım sosyal medya etiğini göz önünde bulunduran *bazı* felsefi çalışmaları başlatmanın zamanı (kuşkusuz oldukça hafif olacak). Özellikle düşündüğüm sorular şunlar: (1) Ne zaman bir şey paylaşmalıyım? (2) Bunları kimlerle paylaşmalıyım? (3) Neden iyi haberlerimi paylaşıyorum; ama çok nadir kötü haberlerimi paylaşıyorum? (4) Sosyal medyada paylaşımına ilişkin kurallar nedir? (5) Bir kişinin neler paylaştığı ya da ne kadar sıklıkla paylaştığına dayanan kapsamlı değerlendirmeler yapmada haklı mıyız? Bu soruların bazıları kuralcı bazıları değil; ama bence hepsi başkalarının varlığını değerlendirme ve kendi çevrimiçi varlığımızı doğru bir şekilde seyretmede oldukça önemliler.

Bu sorular üzerinde düşünürken aklıma arkadaşım Samir Chopra’nın son zamanlarda yazdığı bir yazı geldi. Şöyle yazmıştı:

“(Sosyal medyanın) Tüm işlerinde haysiyetsiz, kirli ve alçak bir şey var: İletişimin bu devasa makinelerinin hepsi karışık yazılım ve donanım ve soyut protokollerle allanıp pullandılar, hepsi bize bir şeyleri satmak için tahsis edildiler. Ve bunlar aile ve arkadaşlarımızla iletişimlerimizi, hırslarımızı ve bilgece siyasal tartışmaları fark ettiren kozmik düşüş türlerindendir, tercihlerimizin ne olduğunun bilgisini vermek için sadece orada öylece dururlar – üzerimize incik boncuklarını tam olarak serpiştirebilsinler diye oradadırlar. Sosyal medyada önemli bir şey meydana gelir –sonuçta bizler birbirimizle iletişim kuruyoruzancak kullanılıyor olduğumuzun da farkına varırız. Sosyal ağ iyi bir şeydir; bir şeyin reklamını vermek için, bir kurumu denetlemek için ve birilerini gözetlemek ve denetlemek için ise iyi bir şey değil tabiki.

Burada sunabilecek olumlu bir teorim yok; ne alternatif sistem tavsiyesi, ne yeni bir sosyal ağ. (ama Google plus ve Diaspora gibi Facebook rakipleri var) Ama bize neler olduğunun ve nasıl değiştiğimizin farkında olmalıyız. En azından bu hassasiyetle kendimize yardım eder ve bu yeni, ne yapacağımızı bilemediğimiz iletişimler ve ilişkiler arasında bir yer bulur ve sonunda dünyayı ve kendimizi bunun içinde nasıl gördüğümüzü anlarız.”

Bu kalın yazdığım kısım bence vurucu; çünkü bu apaçık noktayı unutmak oldukça kolaydır! İlişkilerimizin sosyal medya kullanımından (ve bazılarımızın hiç de azımsanamayacak ölçüde) etkilendiğinin farkında olmalıyız. Paylaşmayı tercih ettiğimiz ya da tercih etmediğimiz şeyler bizi ve sevdiklerimizi etkiliyor. Ve bunun neden Samir’in tavsiyesini sadece aklımızda tutmayıp aynı zamanda geliştirmemizin ya da en azından ahlak görüşümüzü şekillendirmemizin ya da ahlaki muhakememizin sosyal medyanın etki alanında barınmasının önemini açıkladığını düşünüyorum. En nihayetinde eğer etik teorimiz hareketlerimize rehberlik etmek için varsa, bu teorileri gerçekleştirmemiz için sosyal medya etki alanından daha iyi yer neresidir? Bunu göz önünde bulundurmak eyleme geçmek için gerçekten çok zayıf bir başlangıç. Ama yayın akışımızda ne bulunması ya da bulunmaması hakkında şikayet etmeden önce bu sorulara çekinerek vereceğim cevaplara biraz da olsa mantıklı bir temel oluşturabilecek kişisel bir anekdotumu paylaşmayı tercih ederim. Uyarı: Gelecek paragrafta bir tür aşırı duygusallık silsilesi hakimdir.

Temmuz 2015’te eşim ve ben 10 yıl birlikteliğin ardından birdenbire ayrıldık. Daha önce de söz ettiğim gibi sosyal medyada çok sık paylaşmaya meyilliydim; ama bu bilgiyi paylaşmamaya kararını vermiştim. Yüz yüze ve telefonda yakın arkadaşlarımla konuştum ama sosyal medyada sessiz kalmayı tercih etmiştim. Aylar ve haftalar geçtiği için bazı tuhaf söylentiler ortaya çıktı. Elle tutulur bir sebebim yoktu ama bunu da paylaşmamayı tercih ettim (detaylar için otobiyografimi okumak zorunda kalacaksınız). Ortak arkadaşlarımız neden eski karımla resimler paylaşmadığımı açık açık soruyorlardı (bildikleri için şaka mahiyetli), diğerleri ise farkında olmayıp paylaşımlarında bizi etiketliyorlardı. Bir diğerleri ziyarete gelip “bizde” kalıp kalamayacaklarını soruyorlardı. Zor olmasına rağmen bu çok da kötü değildi; ama bir kez daha biriyle çıkmaya başladığında, başka gizli karmaşıklıklara sebep oldu ve zaten zor olan bu süreçte [sosyal medyada] paylaşmama kararı bazı olumsuz etkiler yarattı. Bu sorun yukarıda bahsettiğim 2 soruyla özetleyebileceğim 5 soruyu hatırlattı (1B) Neden kötü haberleri paylaşmadım ve neden bu haberleri paylaşmalıyım? ve (2B) Böylesine haberleri paylaştığım kişiler nasıl bir değerlendirmede bulunacaklar?

(1B)’ye göre aklımı çelen birkaç düşünce ile doğrudan cevaplayabilirim: Paylaşmadım çünkü eşimden ayrılmamım daimi olup olmayacağından emin değildim; Paylaşmadım çünkü beni tanıyan herkesin yeni bir ilişki kuramadığımı düşünmesinden utandım; Paylaşmadım çünkü insanların bana acımasını görmek istemedim. Ama bunlar paylaşmamam için olumlu sebepler mi? Sanırım cevap evet ve hayır, şöyle açıklayayım.

Sosyal medya etkisinde bir başka (mükemmel) gönderide Samir sosyal medya hakkında duyduğum bir eleştiriden bahsetti; “sosyal medya hepimizin olduğumuzdan daha mutlu gibi göründüğümüz yerdir”. Bu sayede insanların sosyal medya dünyasından konuşurken atıfta bulundukları “sahte hayat” ortaya çıkıyor. Eğer bu bir problemse, ben de bazı durumlarda bu haberleri paylaşmadığım için bu problemin bir parçasıyım (hala haberi doğrudan paylaşmadım (!). Ama şunu buraya not etmek önemli; beni problemin bir parçası yapan, başarılarımı ya da oğlumun en yeni haberlerini paylaşmam değil, benim paylaştıklarımdaki EKSİKLİKti. Dahası amaçlarımdan birinin insanların bana acımasından kurtulmak olduğunu düşünürsek, bu haberleri hiç paylaşmamam işe yaramamış gibi görünüyor. Sadece bir defa insanların öğrenmesiyle (bazıları hala öğrenemedi) baş etmek zorunda kalmadım; üstüne bir de insanların farklı zamanlarda öğrenmesi ve sürekli cevap aradığı birçok soru ve uzak durmaya çalıştığım duyarlılıklarıyla da baş etmek zorundayım. Dahası münakaşaların dışında kalan bazı insanlar küsüyor bu yüzden sadece ben sakındığım ilk duyarlılık ve tepkilerle muhatap olmanın yanı sıra, aynı zamanda, [sosyal medyada] hiç paylaşmamamım getirdiği çok fazla sorunla da baş ediyorum. Bu sebeple belki de hiç paylaşmamak pek de iyi bir fikir değildi.

Hayattaki durumlarımızın her birinin karmaşıklığını düşünürsek bütün insanlar için tüm paylaşma biçimlerine uygulanabilen kuralların olmasından şüpheleniyorum; ama şu konuda eminim: Ne paylaşacağımız ve ne zaman paylaşacağımız hakkında biraz daha fazla düşünmeliyiz; kararlarımız hayatımızı ve başkalarının hayatını olumlu ya da olumsuz nasıl etkilediği konusunda biraz daha hassas olmalıyız. Eğer biri arkadaşları ve iş arkadaşları arasında iletişimin çıkış noktası olarak sosyal medyanın aktif bir üyesi olma yolundaysa, o kişi arkadaşlarının çevrimiçi davranışlarının etkisi hakkında hassas olma yükümlülüğüne sahiptir. Sanırım –eğer varsa– bu gönderinin amacı, şu iddiaya ağırlık vermektir: Paylaştığımız şeyler sosyal hayatımızı etkilediği için ne paylaşacağımız ve onları ne zaman paylaşacağımız konusunda biraz daha fazla düşünmeliyiz.

Gönderi zaten yeterince uzun olduğu için (2B) yi henüz hatırladım; ama belki de yakın zamanda bu konuyu da ele alabilirim. Sadece şunu söyleyeceğim, sanırım sosyal medyada paylaşma kuralları bizler için beklentiler yaratıyor. Eğer kural, evliliğimiz hakkındaki haberleri paylaşmamamız ve biz bu kurala karşı geleceksek sanırım birçok kişi bu kararı (yüksek sesle olmasa da) olumsuz bir şekilde yorumlayacaktır. Ama bu sebepler olumsuz bir değerlendirme garantisini verir mi? Sanırım bu kişinin hangi ahlak görüşten destek aldığına bağlıdır.

Kapanışta, hepimiz sosyal medyanın her şeyin parlak ve/veya bazı yalan hikayelerimizi satma teşebbüsünü sağlayan sahte bir yer olduğu gerçeği hakkında şikayet etmekte hazırız. Ama eğer siz de benim gibiyseniz ve hayatınızda karşılaştığınız en önemli engellerin çoğunu paylaşmayı beceremediyseniz o halde belki siz de (ve ben de) bu problemin bir parçasısınız. Bu demek değildir ki her birimiz daha fazla paylaşmalıyız; ama şu söylenebilir, belki de bizler sosyal medyayı bizden farklı şekilde kullanmayı tercih eden kişileri değerlendirme konusunda biraz daha fazla düşünmeliyiz.

Yazar: Justin Caouette
Çevirmen: Öznur Özaşir
Kaynak: A Philosopher’s Take

Please complete the required fields.