Site icon Düşünbil Portal

Temel eğitimden ortaöğretime nasıl geçmeli? (II)

Paylaş

Bu bir, bir buçuk aylık süreçte bu tür tartışmalara neredeyse müdahil olmayan kalmadı. Siyasetçiler, ekonomistler, ticaret erbapları, encümen azaları, teologlar, jeologlar, zoologlar, jinekologlar, gemi adamları, ithalatçılar, ihracatçılar, tezgahtarlar, kooperatif başkanları, apartman yöneticileri, overlokçular, yeminli mali müşavirler, noterler, maslahatgüzarlar, mankenler, santraforlar, orta ve büyük ölçekli girişimciler, girişkenler  ve daha niceleri, 80’li 90’lı yılların kıvırcık saçlı sevimli ressamı rahmetli Bob Ross’un “şuraya da sevimli bir ağaç koyalım” diyerek on dakikada çizip karşımıza koyduğu manzara resimlerindeki gibi, kendi pencerelerinin manzarasının uygun yerine liseli öğrencileri koydular. Komedyen Cem Yılmaz’ın tabiriyle “gri eşofmanlı” ablalar; “Ayy kıııız neydi o ööle teyog meyog? İyi oldu valla!” diyerek kameraya karşı sakız patlattılar. Fırıncılar Odası’ndan yetkili ve konuya vakıf birileri, öğrencilerin önce hamur gibi yoğrulmadan mayalanmasının sakıncalarını, fırına verilmeden önce hangi işlemlerden geçirilmesi gerektiğini anlattı. Eskiciler, hiçbir sistemin çöpe atılamayacağından, TEOG’un geri dönüşüme gönderilmesi gerektiğinden bahsettiler. “Ahanda şuraya yazıyorum. Üç beş sene sonra TEOG’u arayıp ta bulamayacaksınız” diyerek işaret parmaklarını ıslayıp, kameranın camına yazdılar. Futbolcular, sınav komisyonunun kaleye geçip, öğrencilerin penaltı çekerek liseye geçebileceğinin de düşünülmesi gerektiğini, sporun çok çok önemli bir aktivite olduğunu, gerisinin boş olduğunu, hele hele bilimin ve sanatın, hayatta ofsayda düşmekten başka bir işe yaramadığını vurguladılar. Yerbilimci Celal Şengör’den, Türkücü Nihat Doğan’ına kadar herkes görüşlerini sıraladı, açıklamalar yaptı, olması gereken yeni sistem hakkında ipuçları verdi. Yerbilimci Celal Şengör; “TEOG’un kaldırılması isabetli olmuştur. Ama bu yetmez! Sınavlar tamamen kaldırılmalı” deyince, gökbilimciler (astrologlar) göğe baktılar. Üç vakte kadar Merkür’ün TEOG burcundan YKS burcuna gireceğini, bu nedenle sınav değişikliğinin önce yükseköğretimde yapılacağını, TEOG’un bir süre daha Satürn’ün etkisinde kalacağını söylediler. Dedikleri çıktı. Herkes yerden göğe kadar haklı oldu.  Konu en son “Çocuklar Duymasın” adlı dizide de ekranlara taşındı. Çocuklar duydu. Cümle alem konuya ve işin ehemmiyetine vakıf oldu. Önce birer ikişer, daha sonra güruh halinde televizyonlara çıkıldı. Paneller, açık oturumlar, tartışma programları yapıldı. Dergilerde, gazetelerde yazıldı. Gazetelere yeni köşeler açıldı. Köşe kalmayınca, yazılar kenarlara, sayfa ortalarına taştı. Köşe yazarlığının yanında, yeni yeni kenar yazarları, ortalık yazarları türedi. Meslek çeşitliliği arttı. Yediden yetmişe herkes TEOG’u iş edindiği için, ülkede işsizlik geçici olarak ortadan kalktı. İşsizlik raporu pekiyi oldu. Yalnız bu arada, Cübbeli Ahmet Hoca’nın, TEOG Sınavına girmeden önce hangi duaların okunması gerektiği konusunda yapmış olduğu bilimsel açıklama güme gitti! Yazık!

Sanırım konunun eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığından olsa gerek, bir tek eğitimcilerden fazla ses çıkmadı bu süreçte. Gerçi eğitimciler ne yapsın? Şimdi bir öğretmen kalkıp bir televizyon kanalının kapısını çalıp: “Bir eğitimci olarak gündemi uzun süredir meşgul eden TEOG hakkında açıklamalar yapıp, halkı aydınlatmak istiyorum. Konu hakkında saçma sapan yorumlar yapılıyor kanalınızda. Bakın bu iş bildiğiniz gibi değil! Ölçme değerlendirme eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır. Ölçmeden olmaz! Bu iş şöyle şöyle yapılır! Değerlendirme de böyle böyle yapılır! Ölçme ve değerlendirmenin ilkeleri var, yöntemleri var, teknikleri var, şusu var, busu var!..” dese; “Hocam ne diyorsun sen ya!? İşin gücün yok mu senin? Teologlar dururken TEOG hakkında yorum yapmak sana mı kaldı? Bu televizyon nasıl dönüyor haberin var mı? Bu işin reytingi var, reklamı var, ekran fenomeni var, bilmem şusu var, busu var! Sen kimsin? Futbolcu musun, manken misin, cinci misin, falcısı mısın? Hadi bunları da geçtik, var mı bir skandala karışmışlığın hocam? Kim dinleyecek senin TEOG hakkındaki görüşlerini gözünü sevdiğimin mektep hocası? Güldürme beni!” demezler mi? Adamlar haklı elbet! Teologlar, jeologları, astrologlar dururken, öğretmeni kim dinler televizyonda? Öğretmen sınıfta dinlenir!

Hem öte yandan bu işin 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu var. Bu kanunun 125. Maddesi var. Bu maddede alt alta sıralanmış disiplin cezasını gerektiren fiiller var. Bu fiillerden “Kademe İlerlemesinin Durdurulması” cezasını gerektiren; “Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermek” diye bir suç var (Bkz. 657 DMK’nın 125/D-g Maddesi). Maazallah bir adım ilerisinde devlet memurluğundan çıkarılma bile var! Soruşturmacı gelip “Hayrola hocam, Falanca TV’de TEOG hakkında açıklamalarda bulunmuşsun. Kalkıp üstüne bir de mevcut koşullarda TEOG Sınavı’nın kaldırılmasının doğru olmayacağından, kamuoyunda kaos yaratacağından filan bahsetmişsin. Memlekette onca yetkili varken, sen kimsin ki TEOG hakkında konuşuyorsun? Hem sana kim verdi bu yetkiyi hoca, izin aldın mı?” dese; “Ben yetkiyi çocuklardan alıyorum” filan mı diyeceksin? Olmaz! Yetki alınmaz, verilir. Sana yetki verilmediği sürece, etkini ancak sınıf ortamında gösterebilirsin! O işler senin boyunu aşar. Hele sen bir dur, halk bir tartışsın bakalım. Çocuklar halkın çocukları, sana n’oluyor? Derdin ne, cezanı mı arıyorsun? Çözülür zaar!

Her neyse, sorunun çözümü bir şekilde eğitimcilerin elinden alınıp, umuma açılınca TEOG olayı ülkenin gündeminde ilk sıraya oturdu tabiî ki. Yüzlerce tartışma programı izledik televizyonlarda. Hâlâ da izlemekteyiz. Meğer toplum olarak eğitim konusunda tartışmaya ne çok susamışız. Bu süreçte, ülkede ve dünyada nice olaylar yaşandı. Yeni yeni vergi zamları geldi. Akıl almadık kazalar ve cinayetler yaşandı. Kuzey Irak’ta ve Katalonya’da bağımsızlık referandumu yapıldı. Müftülere resmi nikâh kıyma yetkisi verildi ve Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri halledilmiş oldu. Düğün dernek kuruldu. Bazı zararlı dernekler kapatıldı. Belediye başkanları arasında “durup dururken istifa etme trendi” başladı. Bu trend ülke geneline hızla yayıldı. Avrupa’da bu trende Turquerie Akımı” denildi. Kaldırım taşlarından birinin yanlışlıkla yarım santimetre yüksek döşenmesi nedeniyle, yürürken bileğini inciten bir vatandaşın şikayeti sonrası, belediye başkanının çok üzgün olduğunu belirterek istifa etmesi gibi sık sık yaşanan Avrupaî tarz incelikli siyasi olaylar, Avrupa’da ve dünyada haber olmaktan çıktı. Turquerie Akımı siyasette demokrasinin gelebileceği son nokta kabul edildi. Sanat çevresinde çok enteresan bulundu. Suriye İç Savaşı alabildiğine devam etti. Türkiye İdlib’e girdi, Avrupa Birliği’ne girmeden çıktı. ABD ile Kuzey Kore nükleer füzelerini yan yana koyup boy ölçüştürdüler. ABD’ninki bir karış uzun geldi. ABD ile Türkiye arasında vize krizi patladı. ABD tarafından vizeler askıya alınıp gardıroba asılınca, nispet olsun diye biz de gelenek ve göreneklerimize uygun olarak hemen sınır kapılarının arkasına çivi çakıp, ABD vizelerini lastikli çizgili pijama gibi kapının arkasındaki çiviye astık. Üreticilerin sorunları, işsizlik, enflasyon, geçim sıkıntısı, kadın cinayetleri, iş kazaları, çocuk istismarı vs. zaten öteden beri halkın çok fazla ilgisini çekmediği için, bu tür konular TEOG gündeminin yanından bile geçemedi. Somali’nin başkenti Mogadişu’da patlayan bombalı terör saldırısı sonucu 300’den fazla kişinin öldüğü haberi, Hollywood’un ünlü film yapımcısı Harvey Weinstein’ın dünyayı sarsan taciz skandalı ile aynı tarihe denk geldiği için hiç duyulmadı. “Keşke başka zaman patlasaydı, duyardık. Bu Somalililer çok şanssız ya!” denildi. Somali’ye acındı. Sosyal medyada bol gözyaşı döken emojilerle birlikte zenci çocuk resimleri paylaşılıp, vicdanlar rahatlatıldı. Tacizci Harvey Weinstein, Türkiye gündeminde bir iki gün TEOG’u da taciz edip (paçalarından tutup aşağı çekiştirerek) gündemin birinci sırasını zorladıysa da muvaffak olamadı. TEOG’u gündemden düşürmeye hiçbir şeyin gücü yetmedi. Ülke TEOG’la kenetlendi. Ülkenin en ünlü teologları, televizyon kanallarına birer ikişer dağılıp, TEOG’un dünyevi bir sınav olduğunu, asıl sınavın öbür tarafta olacağını, temel eğitimden ortaöğretime geçişte yapılacak değişiklikte bu hususun da göz önünde bulundurulması gerektiğini, öbür tarafa hazırlıkların çocukluktan itibaren başlamasının faideli olacağını, bu nedenle TEOG yerine DAOG (Dünyadan Ahrete Otomatik Geçiş) Sistemi’nin de göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyerek, konu mahşer yeri meselesine dönüştürüldü. Böylece TEOG, gündemin birinci sırasından indirilemeyecek bir dirence ve uhrevi bir mertebeye ulaştırıldı. Halkın eğitime verdiği büyük değer gözler önüne serildi. En sonunda ülkenin gündemi yurtdışına da taştı. TEOG’un yerine liseye geçişte nasıl bir sistem getirileceği konusunda arayışlar ve tartışmalar sürerken, konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan PISA Direktörü Andreas Schleicher’den: “Kağıtları okuyacak kişileri iyi eğitin, tarafsız olmasını sağlayın” uyarısı gelmez mi? Haydaa!

Susmakta bir yere kadar tabiî ki!

Sanki biz okuma yazma bilmiyoruz da, “hele bir önce okuma yazma öğrenin de ondan sonra sınav yapın” der gibi bir tavsiye. Tavsiye de değil, düpedüz küfür! Bu lâf hepimizin onurunu ziyadesiyle rencide etti tabiî ki. Ne kadar köpürsek az… “KEĞİTLERİ ÖKİYİCEK KİŞİLİRİ İYİ İĞİTİN!” Lâfa bak ya!

Ya kardeşim, Andreas misin, Schleicher misin nesin? Adın batsaydı, ne okunuyor, ne yazılıyor, adında meymenet yok bir kere senin! Bak hiç sinirlenmeden ağır ağır konuşuyorum birader: Biz bir aydır ne diyoruz, sen ne diyorsun? Biz sınavı tümden kaldırmaktan söz ediyoruz, sen kalkmış hala kâğıtların okunmasından falan bahsediyorsun. Hangi çağda yaşıyorsun sen kardeş?  Kalem kâğıt mı kaldı? Biz tablete geçtik tablete! Memlekette bu kadar konunun uzmanı varken sana ne oluyor ya? “Tarafsız olmasını sağlayın!” demekle ne demek istiyorsun? Kime gönderme yapıyorsun? Biz taraflıyız kardeş. Milletin tarafındayız! Öğrencinin tarafındayız! Bak senin dilinden, anlayacağın şekilde anlatayım: “Tear after oil may an beer tear aft olivary or” Okey mi? Hem gündem bizim gündemimiz, sana n’oluyor ya? Anlamadığın işlere burnunu sokma! Sen kimsin?

Ama ne yaparsanız yapın, eğitimimizdeki şahlanışın önüne geçemeyeceksiniz artık! Bizi bertaraf (beer tear aft) edemeyeceksiniz. OECD ülkeleri genelinde pizza tüketimi hakkında yapılan bir araştırmayı Türkçeye çevirirken, ülkelerin pizza tüketimini gösteren grafikleri de ters çevirip, ülkelerin eğitimdeki başarısıymış gibi göstererek ve en az pizza tüketen ülke olarak ilk sıradayken, bizi son sıraya yerleştirerek, elinize ne geçiyor ya? Bu yalanları bütün dünyaya yutturabilirsiniz ama bu halka yutturamazsınız. Yemezler! Lahmacun dururken bu halkın pizza yememesi zorunuza gidiyor değil mi? PİSA verileriymiş! Vermeyin arkadaş! Almıyoruz da, yemiyoruz da! Pizza ile işimiz olmaz bizim. Yesinler sizin PİSA’nızı!

Yazar: Muhammet Akyıldız

Not: Yazı beş bölümden oluşmaktadır ve bu kısım ikinci bölümdür. İlk bölümün linki: https://dusunbil.com/temel-egitimden-ortaogretime-nasil-gecmeli-i/

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaş
Exit mobile version