Royal Society’nin yeni çalışması “laboratuar dışındaki hayatın” önemini vurguluyor. Bazı mesleklerin aile hayatıyla uyuşmadığı yönünde popüler bir algı var toplumda; siyasetçilerin, doktorların, polislerin 7/24 telefonun başında olmasını bekliyoruz. Peki araştırmacı bilim insanlarında bu durum nasıl? “Evreka” anının peşine düşmek bu insanlar için bütün gece laboratuarda çalışmak ve işini diğer her şeyin üstünde tutmak mı demek?

Royal Society’nin yaptığı Parent, Career, Scientist adlı çalışmanın bu soruya cevabı: Hayır! Günümüzün en ileri teknolojik/bilimsel çalışmalarında yer alan 40 ebeveynin ve bakıcının hikayesini bir araya getiren bu proje, “erken yaşta kariyeri” ve arzuları ile laboratuar dışındaki sorumlukları arasında seçim yapmak zorunda olmayan geleceğin bilim insanlarını göstermek üzere tasarlanmış.

Royal Society’nin başkanı Sir Venki Ramakrishnan; “Bizler bilimde en iyiyi ve en parlağı içermeliyiz, bu yüzden kapsayıcı olmamız çok önemli. Genç bilim insanlarını meslek hayatlarında yetiştirirken, aile hayatlarında ve diğer uğraşlarında başarılı olmalarının yanı sıra, akademik kariyerlerinde de yükselmelerini sağlamalıyız.”

Biz de katılımcılardan dördünün hikayelerini dinledik. Sizler de kendi hikayenizi #AndAScientist etiketiyle Twitter’da paylaşabilirsiniz.

 “İş arkadaşlarım bana sormadan devreye girdiler”

Professor Ben Sheldon, University of Oxford

İspanya’da tatildeyken, oğlum ikinci yaş doğum gününün hemen öncesinde uzun bir sara nöbeti geçirdi ve orada iki hafta kadar yoğun bakımda kaldı. Beyninde bir abnormalite olduğu aşikardı, zaten sonrasında düzenli aralıklarla hastaneye yatırmaya başladık oğlumu.

Arkadaşlarım harikalar. Bu olay olduğunda, üniversitemde yoğun bir görevdeydim, lisans düzeyi için mümeyyiz başkanıydım. Bölümdeki arkadaşlar, sağ olsunlar, hemen devreye girdiler ve “şu an bu görevi yapacak halde değilsin, bir başkası bu işi yapacak” dediler.  Ve bunu bana sormadan yaptılar, zor zamanda yardımlaşmak bu olsa gerek.

Kaç saat, kaç gün çalıştığın değil; ne yaptığın önemli, böyle olduğu sonuçlarda saklı zaten. İşte bölümümdeki arkadaşlarım böyle düşünüyorlar. Onların “çalışmaya” karşı bu entelektüel bakışları yaşadığım durumu bir hayli kolaylaştırdı.

“Yalan söyleyemeyeceğim, gerçekten zordu”

Dr Chimene Laure Daleu, University of Reading

Meteoroloji bölümündeki doktoramın ikinci senesinin sonunda doğum yaptım. Ebeveynlerim yanımda değillerdi, üstelik yalnız bir anneydim. Bu yüzden kızımın dünyaya gelişi biraz curcunalı oldu diyebilirim. Başlarda gerçekten zordu, yalan söyleyemeyeceğim.

Hükümetin çocuk bakım desteğinden faydalanamadığım için çocuk bakımı tamamen benim sorumluluğum altındaydı. Ailem Kamerun’daydı ve tüm arkadaşlarım da benim gibi öğrenciydi. Neyse ki doktora araştırmam biraz esnekti; yarı zamanlı evden yarı zamanlı ofisten çalışmama izin vardı. Bu süreçte danışman hocalarımın ve mentörlerimin desteğini de yadsıyamam.

Şu an kızım dört yaşında, çocuk yuvasında. Bazen gelip “bulutlar nasıl oluyor?” gibi sorular soruyor, ben de anlatıyorum.

Doktor Babacığım ve Bay Babacığım

Dr Luke Boulter, University of Edinburgh        

Ailem yokken günde yaklaşık 12 saat (haftasonu dahil) çalışıyordum. Her ne kadar şimdi geriye baktığımda sağlıksız görünse de gözüme, o zamanlar bunu mutlulukla yapıyordum. Daha doğrusu iş olarak görmüyordum yaptığımı, hobilerime maaş veriyorlarmış gibiydi. Bu kovalamacalı hali ve baskıyı heyecanlı buluyordum. Ama bir yaşam boyu devam edebilecek bir şey değildi bu.

Çocuklarımız bizle yaşamaya geçen sene başladılar. İskoçya’daki süreç şöyle işliyor: eşleştikten ve yerleştirildikten sonra altı ay boyunca evlat edindiğiniz çocuğa bakıyorsunuz. Bu yüzden evlat edinme sürecimiz Nisan ayında sona erdi. Bu süreçte birçok farklı çocuğun profillerini gördük, inceledik. Sonunda oraya bırakılmış iki çocukta karar kıldık. Bu seçme işlemi biraz yaralayıcı çünkü “hmm aradıklarımız bu çocuklar olabilir” gibi bir düşünceyle hayal gücünüze yatırım yapıyorsunuz.

Çocuklarım benim bir bilim insanı olduğumu biliyorlar fakat tam olarak  ne yaptığıma, haliyle, hakim değiller. Ünvanımın “doktor” olduğunu, ve doktor x olmanın bay x olmaktan farklı olduğunu da biliyorlar. Son teslim tarihleriyle uğraştığım, araştırma ve verilerle dolu olduğum günlerde daha esnek çalışabiliyorum: Akşam yemeğinde ve hikaye vaktinde beraber oluyoruz. Sıkıcı idari işleri de onları yatırdıktan sonra hallediyorum.

 “Bir anlaşma yapmak zorundasınız”

Dr Seralynne Vann, University of Cardiff

Her zaman akademide bir kariyer sahibi olmak istediğimi ve anne olmak istediğimi biliyordum. Fakat kronik sağlık problemlerimden ötürü bunun çocuk sahibi olmamda engel oluşturacağı korkusundaydım.

Tüp bebek tedavisine başladığımı kimseye söylemedim. Kendi vaktimi ve iş yükümü organize edebiliyordum, bazen gün ortasında çıkıyor hastaneye taramalara gidiyor sonra akşama doğru işimin başına dönüyordum. Kısacası, bir sürü hastane randevum oluyordu. Fakat ben bunların hepsini sır olarak sakladım. Kimseyle konuşmak istemedim, ailelerimize bile söylemedik.

2013’te güzel oğlumuz dünyaya geldi. 11 aylık doğum izni aldım, bu süre sonunda yarı zamanlı olarak işime döndüm. “Her şeye sahip olabilirsin, hiçbir şey fark etmez, çocuk sahibi olmanın akademik kariyerinde hiçbir etkisi yok” demek hakikaten zor.

Gerçek şu ki, aynı yola kendini tekrar kaptırıp gidemezsin, çocukların yatak saati geldiğinde gece ona kadar makale yazmakla uğraşamazsın. Yani, bir anlaşma yapmak zorundasın. Ama bu kesinlikle “yapılamaz” bir şey değil.

Yazar: Zofia Niemtus
Çevirmen: Emir MELEK
Kaynak: the guardian 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.