Pek çok insan, iklim değişikliği konusunda endişelenmeye çoktan başladı — ve şimdi de David Wallace-Wells, bizi durumun düşündüğümüzden de beter olduğu, hatta bu felaketin çok yakın olduğu konusunda uyardı. “Milyarlarca insanın, hayatlarını nasıl idame ettireceğiyle ilgili halihazırda kayda değer bir düzenleme yok” diyen David Wallace-Wells, “Bu yüzyılın sonunun gelmesiyle birlikte; yeryüzünün bazı kısımları büyük olasılıkla neredeyse yaşanmaz olacak, ve kalan kısımlar da yaşamın çok zor olduğu, dehşet verici yerler haline gelecek,” şeklinde yazmıştır makalesinde.

Aralarında Pennsylvania Eyalet Üniversitesi iklim bilimcisi Michael Mann’ın da bulunduğu bazı iklim bilimcileri, Wallace-Wells’in yakın gelecekle bağlantılı bu öngörüsünü fazlasıyla karamsar bulmaktadır. Fakat eğer makalesindeki tahminleri doğruysa, hakkı vardır: durum, pek çoğumuzun düşündüğünden çok daha kötü. Küresel ısınma felaketinin eli kulağında, ve bu hiç de hoş olmayacak: Hepimiz çok fazla acı çekecek, sonra da öleceğiz; ve sonra neslimiz tükenecek. Kapımızdaki ekolojik facia, bizi çok çeşitli şekillerde öldürecek: havadaki karbondioksitten kaynaklı boğularak, tarih öncesindeki vebalarla, bir buzdağında mahsur kalarak, kutupların erimesiyle, ekilebilir arazilerin yok olmasından kaynaklı açlıktan, okyanus hayatı bitmiş olduğundan dolayı havaya salınan ölümcül okyanus gazlarından zehirlenerek ve tabi birbirimizi pişirerek (sonuçta biz de etiz).

Bizimle birlikte tüm bu sıkıntıları çekmesi için yeni insanlar dünyaya getirmek, etik açıdan makul müdür?

Çocuk sahibi olma konusunda kararlarımızı yönlendiren etik değerler hakkında yazmış olduğum kitabım, The Risk of a Lifetime’da*, çocuk sahibi olduğumuz zaman onlara hayatın risklerini dayatmakta olduğumuzu savunmaktayım. Bu sebepten, onlara bunu kabul ettirmenin adil olup olmadığını anlamak için, bu risklerin doğasını peşinen gözden geçirmeliyiz. Çocuk sahibi olmanın etik boyutu düşünüldüğünde iklim değişikliği faktörü, göz ardı edilemez bir etkendir. Hayatın zaten çok riskli, öngörülemez ve çoğu zaman mutsuz edici olduğunu düşünürsek çevresel faktör, şu soruyu sormak için bir taşma noktası olarak düşünülebilir: “Yaşam, bunca sıkıntıya girmeye değer bir risk midir?”

Wallace-Wells’in bu kıyamet senaryosunu, çocuk sahibi olmanın etik boyutuna karşı olağan dışı bir meydan okumaya dönüştüren şey, bu durumun pek çok alanda ve geniş çapta riskler teşkil etmesidir. Bazen çocuklarımıza dayattığımız bu riskleri azaltabiliriz: mesela güvenilir ve kıymetli bir partner seçebiliriz, mesleki ve mali hayatımızı düzene sokabiliriz, tehlikeli genetik hastalıklar için test yaptırabiliriz, güzel bir okulun olduğu bir bölgeye taşınabiliriz. Bu eylemler, çocuklarımızın acı dolu, berbat hayatlar yaşamamasını garanti etmez; yalnızca kötülüklerin daha az muhtemel olması ya da azalması için alabileceğimiz küçük önlemlerdir.

Fakat iklim değişikliğinin etkileri yıkıcı olursa, bundan herkes etkilenecek. Hiçbir plan, birikim, şans ya da ruh hekimliği yemek pişirdiğin ya da havadaki zehri temizlediğin sıcaklık derecesini değiştiremez. Bu yüzden de eğer Wallace-Wells yaklaşmakta olan iklim felaketi konusunda haklıysa, bundan musdarip olacak daha fazla insanı dünyaya getirmenin, etik değerlerle hiçbir alakası yok demektir.

Bununla beraber bu fikirler, bilim insanları açısından bir sorun olan iklim değişikliğinin gerçek etkilerine dayanmaktadır. İklim değişikliğinin gerçek olduğu, insanların iklim değişikliğini etkilemekte olduğu ve eğer yakıt tüketme yöntemlerimizi değiştirmezsek, hem gezegenimiz hem de bizim için dünya kadar sorun ortaya çıkacağı konusunda bilim dünyasınca fikir birliğine varılmaktadır. Asıl net olmayan şey ise bu iklim felaketinin ne derece muhtemel olduğu, neyi beraberinde getirebileceği ve ne hızda ortaya çıkabileceğidir.

Geleceği tahmin etmek, kolay değildir. 1798’de Thomas Malthus; insan nüfusunun, besin tedariğinden kaçınılmaz derecede fazla olacağı tahmininde bulunmuştur. Böyle bir şey, büyük olasılıkla Malthus’un öngöremediği teknolojik gelişmeler sayesinde, gerçekleşmedi. O zamanlarda herkesin bu “kaçınılmaz” kıtlığı engellemek için, çocuk sahibi olmayı bıraktığını hayal edin!

1890’larda, tüm dünyadaki şehirlerde üstesinden gelinemez bir problem vardı: sokaklar boyunca at dışkısı yığılmaktaydı. Hiç kimsenin, bunu nereye koyacağı ya da dışkının oluşumunu nasıl azaltacağı konusunda bir fikri yoktu. Herkes, dışkının tifo ve diğer hastalıkların yayılmasına sebep olacağı konusunda endişeliydi. The London Times, “50 yıl içinde, Londra 9 fit dışkıya gömülecek” şeklinde bir tahminde bulunmuştu. İnsanların, bu pisliğin içinde bata çıka yürüyecek çocuklar dünyaya getirmenin yanlış olduğuna karar verdiğini hayal edin! Onlara, “Dışkısız otomobiller icat edilmek üzere” demek isteyebilirsiniz. Arabalar! Kim bilebilirdi ki?

İyimser insanların iklim değişikliği problemine verdiği cevap şudur -ki bazı önde gelen iklim bilimcilerin tepkisine de çok benzer: Düzeltebiliriz. Güneş enerjisi, çok daha ucuz ve verimli olacak. Fosil yakıtlara çok daha az bağımlı olmamızı sağlayacak büyük, ucuz aküler geliştireceğiz. Bu rahatsız edici karbondioksiti, atmosferimizden çıkarmanın bir yolunu bulacağız. Belki.

Diyorsanız ki olsun bir bebeğim; dünyayı düzeltseniz iyi olur bebeğim. Hem de düşündüğümüzden çok daha hızlıca.

*Ç.N. Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamakla birlikte, anlaşılması açısından “Bir Ömürlük Risk” olarak çevrilebilir.

Yazar: Rivka Weinberg
Çeviren: Gözde Gürbüz
Kaynak: Quartz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.