Ressam, Paris’te litografinin öncüsü ve “ünlü kültürü”nün ilk kurbanlarındandı.

Kabareleri ve şaşaalı dans salonlarıyla ünlü olan Paris, Fin de Siecle’de (ç.n. 18.yüzyılın bitişini ifade eder) eğlence şehri olarak görülürdü. Bireyin kültüne önem veren bir çağda, mekan sahipleri, (etkinlik organizatörleri) şarkıcılar, dansçılar ve aktörler gibi yıldızların reklamını yapmanın, bireyin tanıtılması açısından ne kadar avantaj getirdiğini gördüler. Birçok sanatçı, afiş konusunda en yetenekli sanatçıya, Henri de Toulouse-Lautrec’e döndüler. Ressamın çarpıcı ve yenilikçi eserleri, Aristide Bruant, Jane Avril ve Yvette Guilbert gibi sanatçıları bir markaya dönüştürdü. Böylece, ünlü kültürünün doğuşunun habercisi oldu.

Henri de Toulouse-Lautrec’den May Belfort. 20. yüzyılın sonunda, Parislilerin etrafı posterlerle çevrildi. (kaynak: Aberdeen Sanat Galerisi ve Müze/Aberdeen Şehir Meclisi)

Toulouse-Lautrec, Montmartre’nin bohem havasına ilgi duyuyordu ve burayı, boğucu ev ortamından kaçma aracı olarak görüyordu. Nadir görülen bir kemik hastalığının sonucu bodur kalan bacaklarının sık sık kendisini yabancı biri gibi hissetmesine neden oluyordu. Sanatçı ve artistler arasında nihayet kabul gördü ve büyük bir heyecanla, itibarsızlaşmasına sebep olan gece hayatına atıldı. Gece mekanlarına düzenli olarak gider oldu ve burada oturarak gördüklerini çizerdi. İskoçya Ulusal Galerisi’nde Pin-ups: Toulouse-Lautrec and the Art of Celebrity galeri müdürü olan Hannah Brocklehurst, kibarlığı, sadakati ve çekiciliğiyle bilinen sanatçı, “her şeyi içen biri olarak ün kazanmaya başladı” dedi.

Paris’e gelişi tarihteki en heyecanlı döneme, Batı’nın baskı resim dönemine denk geldi. “Afişin babası” Jules Cherét, ilk büyük litografik baskı makinelerini Paris’e getirerek aracın renk kullanımında devrim yaratmıştı. Avangart sanatçılarının yeni teknolojiyi hızla benimsemesiyle baskı ve koleksiyonculuk artış gösterdi.

Toulouse-Lautrec boğucu ev ortamından Montmartre’ye kaçtı ve sonunda burada kabul gördü (kaynak: Alamy)

Aynı zamanda, reklam materyallerinin yayınlanmasını kısıtlayan yasaların gevşetilmesi, girişimci yeni kültür merkezi yöneticisinin yeni sanat biçimini reklam aracı olarak uyarlayarak Paris sokaklarını gerçek bir sanat galerisine dönüştürmesini sağladı.

Yüksek mertebelerde olan arkadaşlar

Toulouse-Lautrec’in büyük çıkışı, 1891’de efsanevi Moulin Rouge’ın yöneticisi Charles Zidler’in, ondan bir afiş tasarlamasını istemesiyle oldu. Cherét, iki yıl önce bu mekanın ilk afişini tasarlamıştı. Parlak renkleri ve güzelliği ile eğlenceli tasarımı, Rokoko akımından esinlenmiş dikkat çekici kadınlardan oluşuyor ama performanslarının bireyselliği hakkında hiçbir bilgi vermiyordu.

Henri de Toulouse-Lautrec’in Moulin Rouge, La Goulue (1891) afişi, efsanevi kabarenin yöneticisi Charles Zidler tarafından yapılan reklam, Lautrec’in büyük çıkışı (kaynak: Alamy)

Lautrec, Moulin Rouge’daki en ünlü dansçıları resimlerinin merkezine yerleştirdi, onları düz formlar halinde, ufaltılmış halde ve Japon baskısından esinlenerek etrafı kalın siyah çizgilerle resmetti. Bulanık ve asidik palet boyalar mekan içerisinde bulunabilecek rahatlık ve keyif kombinasyonunu kusursuz bir şekilde yansıtıyor.

Lautrec’in performans sanatçıları yakından tanıması, onları birkaç fırça darbesiyle çizmesini sağladı. La Goulue (Obur Kadın) müşterilerin içkilerini yuvarlama alışkanlığından elde edilen bir takma isimdir. Obur kadın, ortada can-can dansı (ç.n. 19. yüzyıl Fransa’sında popüler bir dans türü) yaparak eteğini döndürüyor, partneri Valentin le Désossé (kemiksiz Valentin) ise ön planda kendine özgü kıvrak hareketler yapıyor.

Brocklehurst, “Sokaklar posterlerle kaplı olduğunda, özgün bir afiş öne çıkmalıdır” der. Toulouse-Lautrec’in şaşırtıcı derecede yenilikçi olan afişleri bunu başardı. Daha önce eşi benzeri olmamıştı. Brocklehurst “İnsanların çağdaş bakış açısı sebebiyle sokaklarda bulunan afişler bir tür rahatsızlık veriyordu. Tuhaf karşılanmasına rağmen insanlar tarafından sevildiği görünüyordu” diye ekler.

Afişin üç bin kopyası Paris’in duvarları üzerine yapıştırılarak aniden sansasyon yarattı ve Toulouse-Lautrec’i neredeyse bir gecede bir yıldız haline getirdi.

Henri de Toulouse-Lautrec’den Divan Japonais (1892) – Uzun ve siyah eldivenlerinden anlaşıldığı üzere, arka planda yer alan kişi Yvette Guilbert’dir. (kaynak: Victoria ve Albert Müzesi, Londra)

Lautrec, oryantal dekorasyonu sebebiyle kısa ömürlü olan mekan Le Divan Japonais için yaptığı afişiyle bir kez daha çığır açtı. Afişin öncelikli odak noktası, dansçı Jane Avril’ın figürüyle buranın hemen görülmesi gereken bir yer olduğunu öne süren, seyircinin yanında yer alan müzik eleştirmeni Édouard Dujardin’ın resmidir.

Sanatçı, arka planda yer alan figürün yüzünü kırparak cesur bir yenilik getiriyor. Bu figürün, kendisine özgü uzun siyah eldivenlerle özdeşen şarkıcı Yvette Guilbert olduğu herkes tarafından anlaşılıyor. Resimdeki figürün yüzü olmadan bile tanınıyor olması sanatçı için büyük başarıdır.

Brocklehurst, “Bu kabarelerin ve dansçıların cazibeleri, garipliklerinden geliyordu. Diğerlerine benzemiyorlardı. Hepsinin kendine özgü bir kişiliği ve özellikleri vardı, insanlar da bunu seviyordu. Lautrec de bu konsepti benimsedi” der.

Henri de Toulouse-Lautrec’den Jane Avril (1899). Avril ve Lautrec yakın arkadaş oldular, hatta Jane’yi sanatçılar arasında olan birçok akşam yemeğinde ağırladı. (kaynak: İskoçya Ulusal Galerisi)

Çok geçmeden Avril, Toulouse-Lautrec tarafından çizilen ilk afişinin reklamını yaptı. Çağın en büyük yıldızlarından ve Montmartre’ın ikonu olan Avril, afişlerin şöhrete kavuşturduğunu anlayınca gayretli bir biçimde kişisel markasını oluşturdu. “Keyfini sürdüğüm bu şöhreti şüphesiz, ilk afişimi yaptığı günden beri ona borçluyum“ diye yazdı.

Avril, Lautrec’in yakın arkadaşı oldu; hatta sanatçıların ünlü akşam yemeklerinde sanatçıya eşlik ederdi. Toulouse-Lautrec iyi bir aşçı ve misafirperver bir ev sahibiydi. O dönemin ünlüleriyle sosyalleşmeyi sevdiği aşikardı. Şüphesiz, o kitlenin içinde olmasının, kariyeri ve kişisel tanıtımı açısından oldukça faydalı olduğunu biliyordu, ancak onları “kendi insanı” olarak gördüğünü de gerçekten hissettiğini fark etti.

Ünlülerin icadı

Henri de Toulouse-Lautrec’den Mlle Marcelle Lender büstü (1895). Gece mekanlarına sık sık giderdi ve gördüklerini çizerdi. (kaynak: Glasgow Üniversitesi Hunterian Sanat Galerisi)

Ünlüler, Lautrec ile kendilerini yakın hissettiler. Yvette Guilbert, şarkı listeleri, bireysel koleksiyoncuların baskıları ve iki litografi kitabı gibi Toulouse-Lautrec’in pek çok çalışmasında diğer sanatçılardan daha fazla yer aldı. Bunlardan ilki, bir sanatçının tek bir sanatçıya adanmış kitabının hazırlanmasında emsal olmadığından sansasyon yarattı. Albüm, Guilbert ve Toulouse-Lautrec tarafından imzalanan sınırlı sayıda, yalnızca 100 adet üretildi ve ünlü hatıralarının en eski örneklerinden birini oluşturdu.

Belki de, Lautrec’in eşsiz tasvirlerine olan sadakati biraz ileri gitti. Ekim 1894 tarihinde La Vie Parisienne dergisi Guilbert’in “afişin taklidi gibi görünmesinden – fazlasıyla sarı olan saçlarından, fazla kırmızı olan dudaklarından, çok siyah olan eldivenlerinden ve çok yeşil olan kemerinden” yakındı.

Henri de Toulouse-Lautrec’den Eldorado… Aristide Bruant dans son Cabaret (1892). Bu afiş hemen yayınlanmadı, menajerlere göre fazla aykırıydı. (kaynak: V & A, Londra)

Şarkıcı ve şair Aristide Bruant bir başka performans sanatçısıydı. Brocklehurst’a göre o “yaşayan bir poster gibiydi.” Yumuşak siyah şapkası ve omuzlarına attığı kırmızı atkısı imzası gibiydi ve kesinlikle resmedilmeye değerdi. Fakat, Toulouse-Lautrec’in en ikonik afişi olmasına rağmen neredeyse hiç bir yerde yer almıyordu. Les Ambassadeurs’ün yöneticileri bu afişi hiç beğenmeyip onu fazla aykırı buluyorlardı. Bruant, görüşlerini değiştirmeleri için onları tehdit etmek zorunda kaldı. İstediğini elde eden Bruant, tüm Paris’i afişlerle kapladı. Bu durum, bir gazetecinin ona “Bizi Aristide Bruant’ın resminden kim kurtaracak? Kendinizle yüzleşmeden ilerleme kaydedemezsiniz” diye bağırmasına neden oldu.

Lautrec yenilikçi işlere imza atmaya devam ediyordu; fakat dengesiz yaşam tarzı özellikle de apsente karşı olan sevgisi, onu yavaş yavaş yok etmeye başlıyordu. 1897 yılında, alkol bağımlılığı belirtileri göstermeye başladı. Lautrec, deliryum krizi geçirdi ve 1901 yazında annesi onu felç geçirdiği ve öldüğü evine götürdü. Sadece 36 yaşındaydı.

Charles Maurin’den Toulouse-Lautrec portresi. Efsanevi litografyacı sadece 36 yaşında vefat etti. (kaynak: İskoçya Ulusal Galerisi)

Trajik bir şekilde, ünlü kültürünü icat etmeye yardım ederken, Lautrec aynı zamanda bu kültürün kurbanı oldu. Bununla birlikte, olağanüstü yeteneği sayesinde, resimlerinde reklamını yaptığı o kişilerin şöhretlerinin devam etmesini sağladı ve onları bir çağın amblemi haline getirdi.

Yazar: Cath Pound
Çevirmen: Catherine Colette Kebapcıoglu 
Kaynak: BBC

Please complete the required fields.