Vita Activa: The Spirit of Hannah Arendt belgeseli, 20. yüzyılın en etkileyici ve çok tartışılan siyasi kuramcılarından birine geniş bir bakış niteliği taşıyor. Arendt, İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri, sebepleri ve Holocaust üzerine birçok eser yazdı. Ancak, Adolf Eichmann’ın duruşmasını anlattığı Eichmann in Jerusalem (Eichmann Kudüs’te) adlı eseri, eleştirmenler tarafından en çok dikkat çeken ve yerilen çalışmasıydı.

Hannah-Arendt-Belgesel

Ada Ushpiz’in belgeseli, Arendt’in felsefi gelişimini, çok tartışılan eserini ve günümüzün bilim insanlarına bıraktığı mirası konu edinmiştir. Röportajları arşiv görüntüleri ile birleştiren film, ‘’kötülüğün sıradanlığı’’ ifadesini düşünce dünyasına kazandıran filozofa, taraflı veya tanımlayıcı bir bakış niteliği taşımaz. Bunun yerine, bir Alman-Yahudi aydını olan Arendt’in kendi sözleri ve bu sözlere gelen tepkileri kullanarak onun tam bir portresini sunar. İzleyicinin Arendt ile ilgili önceden edindiği düşünceleri belgeselin sonunda değişmeyebilir; ancak belgesel, savaşın içeriği, onu takip eden sıkıntılar ve söz konusu kitabın yayını hakkında daha net bir anlayış ortaya koyar.

Çoğulluk ve mülteci kimliği gibi önemli konular, ‘’kötünün sıradanlığı’’nın kökenleri ve etkisi ile birlikte incelenmiştir.

Ushpiz’in bu belgeseldeki en önemli tercihi, felsefe ve siyasi teori olarak belirtilen ana fikrin kendisinin hikayeyi anlatmasıdır. Filmde geçen konuşmalar ve tartışılan konular o denli ussal ve düşünceyi tetikleyici konulardır ki okuyucu kendini sözcüklerin ve çıkarımların içinde kaybetmiş halde bulabilir. Ancak, biraz daha derin dinleyen ve anlamaya çalışanlar için totaliterlik, felsefe, hükumet, siyaset, kimlik ve öğrenme algısı üzerine birçok ders vardır. Film Forum’un web sitesinde anlatılana göre; Arendt’in çalışmasına yapılan başlıca eleştiri, “kötünün sıradanlığı” ifadesini ortaya atışı ve Eichmann’ı toplu cinayet suçu konusunda “görünüşte ehemmiyetsiz” olarak tasvir edişiydi. Kişiselleştirmeleri, açıklamaları, Yahudi liderleri eleştirmesi ve tüm bunlara ek olarak bir Nazi yanlısı olan Profesör Martin Heidegger ile olan aşk ilişkisi okuyucularının ve diğer bilim insanlarını öfkelendirdi. Arendt’in sözcük seçimleri ve iddiaları günümüzde de birçok insanı rahatsız etmeye devam ediyor.

Ushpiz tartışmalardan kaçınmıyor, ancak Arendt’in etkisi üzerine daha geniş bir portre çizilmesine de izin veriyor. Yönetmen, kuramcının yardımcısından arkadaşlarına ve dünyanın en iyi kurumlarından önde gelen araştırmacı arkadaşlarına kadar herkesle görüşüyor. Bu insanlar Arendt’in seçtiği sözcükleri ve bu sözcüklerden yaptıkları çıkarımları tanımlarken, fikirlerini kendi yargılarından uzak akademik bir dille sunuyorlar. Bir kısmının hala kafası karışıkken, aralarından birkaçı da yapıtı yeniden yorumluyor.

En ilginç kayıt ise Arendt’in kendisine ait. 1964’te Alman televizyonunda yayınlanan uzun röportaj siyasi kuramcıyı kendi yapıtını, kişisel geçmişini ve kendi totaliter anlayışını açıklayışını gösteriyor. Röportaj, 20. yüzyıl düşünce dünyasına ait bu figüre özgür bir bakış niteliğindedir.

Belki de bu röportajın bu kadar dikkat çekmesinin sebebi, felsefi ilkeler ile yoğun akademik konular arasına bu denli sıkışmış olmasıdır. Hikayeyi felsefi ve siyasi terimlerle sunmak iyi bir fikir, ancak bazen belgeseller kişisel anekdotlar ve küçük hikayeler aracılığı ile anlatıldığında en iyi sonucu verir.

Hannah-Arendt-Vita-Activa-2

Tüm belgeselin zemininde, Avrupa’da milyonlarca Yahudi vatandaşının ölümüne şahitlik eden 20. yüzyılın en korkunç dönemi olan Holocaust var. Yıllar süren bu vahşet dönemi, birçok kuramcı ve aydının görüşlerini değiştirdi. Olanların tümünü kavramaya çalışmak zor bir uğraş ve Ushpiz’in belgeseli de bunu ispatlıyor.

Çeviren: Merve Can
Kaynak: Hollywood Soapbox

Please complete the required fields.