“Tokgözlülük doğal zenginliktir; lüks ise yapay yoksulluk.” -Sokrates

“Zirveye varıyorum… Artık benim zamanım…” -Şeytan

Bizim zamanımızla gerçekten çok ilgili bir film Şeytanın Avukatı, okullarda izletilmesi gereken bir film… Tabii ki eğitici amaçla yapılmış bir film değil. Fakat okullarda seks, doğum kontrol, iş bulma veya yapmamız gereken hayat seçimleriyle ilgili filmler gösteriliyor – o zaman neden ‘Sonuçlarına katlanmadan nasıl seks yapabilirim’ veya ‘Nasıl bir milyoner olur ve boş bir hayat yaşamayı garantileyebilirim?’ başlıkları altında Şeytanın Avukatı gösterilmesin?

“Dünyanın başına gelen en büyük kötülük materyalizm değil, idealizmdir. İnsanlar hayallerini ve kuruntularını fazla ciddiye aldıklarında hüsrana uğruyorlar.” -H.L. Mencken

Açgözlü ve materyalist dünyamızın bütün tüketici doğasını engellemek isteyen dürtümün bir parçası olarak, bu filmi olabildiğince uzun süre boyunca övüp duracağıma eminim. Şeytanın Avukatı çok ilginç bir film olmakla birlikte Sokrates’in sık sık uzak durmamız gerektiğini söylediği verimsiz ve boş hayatın gösterişli bir örneğini ortaya koyuyor: “Meşgul bir hayatın anlamsızlığının farkına varın.” Eminim ki bir çok insan en sevdikleri sözleri, mantraları ve motive edici cümleleri kocaman bir ekrana yansıtılmış olarak görmekten zevk alacaktır. Ve bu film kesinlikle o büyük ekranlardan biri…

“Cehennemde hüküm sürmek, cennette hizmet etmekten iyidir. Değil mi?”

Şeytanın Avukatı, Kevin’ın (Keanu Reeves) yani hepimizin iyi bildiği şu becerikli, nazik, yakışıklı ve hırslı (aslında bir kalbi olan fakat filmin bitiş anına kadar bunu görmediğimiz) züppenin mahkeme salonunda, arka arkaya kazandığı 64. davası olacak dosyayı savunduğu sahneyle başlıyor. Bu dava sınıfındaki genç bir kızı taciz etmekle suçlanan bir öğretmenle ilgili. Adam suçlu fakat filmdeki ambiyansı kurabilmek ve Kevin’ın bir avukat olarak ne kadar başarılı olduğunu gösterebilmek için, Kevin davanın pedofili müşterisinin lehine sonuçlanmasını sağlıyor.

Bundan böyle, hırsın yanıltıcı tuzağına düşüp sadece açgözlülükten dolayı daha iyi bir hayat arzulayan her Ali’ye, Ahmet’e ve Mehmet’e ‘Kevin’ diyeceğim. Yani bu dünyanın Kevinlarından bahsediyorum, daha açık olmak gerekirse; Kevin’ın açgözlü ve ruh tüketen yollarında kaybolan herkesten…

Filmin California’dan gelen (tam olarak Amerika’nın varoşlarından olmasa da, New York’taki zengin iş arkadaşları kökenlerini keşfettiklerinde ona öyle davranıyorlar) Kevin’ıyla ilgili tuhaf bir çatışma söz konusu. Çok güzel olan karısı Mary Ann de (mükemmel bir biçimde Charlize Theron tarafından canlandırılıyor) aynı şekilde güneyli ayrıca iyi niyetli ve saf bir kadın.

Kocasıyla New York’a taşınmasıyla birlikte, tatlı güneyli aksanı ve idealleri yaşam şekli ile ters düşmeye başlıyor. Bu yeni iş teklifi çiftin o kadar çok para kazanması anlamına geliyordu ki Mary Ann’in artık çalışması gerekmiyordu, bu onun 13 yaşından beri yaptığı bir şey olsa bile… Bu iş hayatı kaybını bir de kurnaz, son derece uğursuz ‘arkadaşlar’ ve komşularla birleştirin –Rosemary’s Baby‘ye çok benziyor- sonuçlar gerçekten ölümcül olma potansiyeli taşıyor…

 “Zaman ilerledikçe bir turtanın kesilip paylaşılarak yendiği şu Amerikan Rüyasına daha da yaklaşıyoruz. Genelde açgözlülük ve bencillik oraya gelmemizi engelliyor ve her fıçıda her zaman çürük bir elma vardır.” -Rick Danko

Şeytanın Avukatı‘nın genel özeti böyle, bu film felsefeciler ve film yorumlamayı sevenler için adeta bir şölen. Bulundurduğu sembolizm ve imge miktarı bütün bir kompozisyon yazmaya yeter fakat ben dört şey üzerine odaklanacağım: Güç, açgözlülük, küstahlık ve kibirin tüketici doğası. Sonradan ortaya çıkıyor ki Kevin Şeytan (Al Pacino) için çalışıyormuş, bir süre şüphe ettikten sonra Şeytan’ın yapabileceklerine korkuyla saygı duyuyor.

Filmin bir kişinin kimliğini kaybetmesini nasıl ele aldığına göz atmak istiyorum; bir gerileme yolculuğu ve (benim inandığım kadarıyla) hiçbir şey kazanmamak uğruna her şeyini kaybetmenin paradoksu.

“İnsanoğlunun içinde canlanan her türlü hissi besledim. Onun ne istediğini önemsedim, onu hiçbir zaman yargılamadım. Neden? Çünkü onu hiçbir zaman reddetmedim, kusurlarına rağmen. Ben insanoğlunun fanıyım!” -Şeytan

Şeytan’ın komplosu ve Kevin’ın ihmalinin ilk kurbanı, parlak ve güzel saçlarıyla Mary Ann. Şeytan onu sağlığın ve gücün temel bir işareti olan sarı buklelerini kesmeye ve onları siyaha boyamaya ikna ediyor (not: Şeytan aynı zamanda Aeon Flux fanıymış). Bununla birlikte, Mary Ann “arkadaşlar”ının şeytani ve korkunç yaratıklar olduklarını görmeye başlıyor (bu arkadaşlar, yalnızca kişilik bazında olsa da, gerçekten öyleler) ve -her zaman olduğu gibi- “deli”liğe mahkum ediliyor.

“Gerçek mutluluktan dikkati dağıtmanın tek gerçek yolu materyalizmdir.” -Douglas Horton

Mary Ann’ın saçını kesmesi kocasının yeni hayatını şekillendirmeye yönelik isteğini sembolize ediyor -bazı hedonistlerin söyleyeceği üzere “lüks” hayat. Eğer köklerini, değerlerini, prensiplerini ve sevdiklerini kaybetmek “lüks hayat” ise siz istediğiniz kadar lüks yaşayabilirsiniz; en azından beni yerdeki köklere yakın tutun. Mary Ann, sanırım, şu konuda benimle aynı fikride olurdu; ilerleme köklerinden uzaklaşmakla aynı şey değildir. Dönüşüm fiziksel görünüşünü değiştirmekle ilgili değildir. Ve birinin yolunu izlemek kesinlikle sadık olmak demek değildir.

Pacino’nun Şeytanı Mary Ann’ı doğru olduğunu düşündüğü şeyin içinde kaybolmaya itiyor; güzellik. Daha az doğal olmasını, sosyal olarak aktif olmasını tavsiye ediyor. Basitçe, onu başka biri olmaya zorluyor. Tabii ki, Mary Ann hiçbir zaman bu tavsiyeyi izlemek mecburiyetinde olmuyor, fakat kocası için bunu yapıyor.

“Toplumun temel hastalıklarının sebebi uyuşturucu değil, hatta alkol bile değil. Eğer dertlerimizin kaynağını arıyorsak, insanları uyuşturucu testine sokmamalıyız. Onları test edeceksek aptallık, cehalet, açgözlülük ve sevginin gücü üzerinden test etmeliyiz.” -P. J. O’Rourke

Şeytanın Avukatı gücün, açgözlülüğün ve şehvetin baştan çıkarıcı ama yıkıcı doğası ve bunların tuzaklarla dolu tehlikeli yolları (yani başarı ve materyalizm) hakkında sürükleyici bir film.

“Ne zaman para hakkında konuşacağız?”

“Para mı? O işin kolay tarafı.”

Şeytanın Avukatı‘nın başka bir ilginç tarafı beklenmeyenin, umulmayanın filmi oluşu. Şeytan her zaman en sevdiği anların beklenmeyenler olduğundan bahsediyor. Çünkü bariz ki bu anlar biz insanların en zayıf, güçsüz ve çaresiz olduğu anlar. Yani Şeytan için uygun anlar diye düşünüyorum…

“Kocanla bir ilişki yaşayamıyorsan, en azından parasıyla ilişki yaşayabilirsin.”

Artılar :

-Tutkulu ve biraz endişe verici olabilecek kadar doğal şeytan performansıyla Al Pacino’nun oyunculuğu kusursuz

-Charlize Theron’ın başarıyla ortaya koyduğı, Mary Ann’ın içinizi acıtan savunmasızlığı

-İnsanlığı her zaman ilgilendirecek olan, zamansız olaylar ve temalar

Eksiler :

-Belli bir noktada film aksiyona dönüyor ve inandırıcılığı tamamen yok oluyor

-Şeytan algısı konusunda dini ve kültürel genellemeler, ama vurgulanmak istenen aynı -o kötü.

Son Karar

Şeytanın Avukatı hayattaki yolunu kaybetmenin tehlikeleri, doğru olduğuna inandığın şeyleri takip etmek ve daha önemlisi sana doğru olduğu söylenen şeyleri takip etmek hakkında güçlü ve sonsuza kadar ilgi çekici olacak bir film.

“Boş arzuları takip etmeyin; gerçekten doğru yolda olan kişi şehvet, açgözlülük ve öfkeden arınmıştır.” -Ebu Bekir

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Çevirmen: Melisa Yağmur Saydı
Kaynak: filmphilosophy