“Batı Yakası Hikâyesi – West Side Story” ya da “Yağmur Altında – Singing in The Rain” gibi bir müzikalin tadını çıkarmak, aşırı duyguların olduğu anlarda şarkı söylemeye ve dans etmeye başlayabilmenin mümkün olduğuna inanmayı gerektirir. “Grease”’deki ergenlik dönemi gençlerin aşklarının en güçsüz ve en yüksek gösterimi olsun; “Annie”deki bir yetimin kararlılığı olsun, müzikal parçalar bir karakterin ruh halini anlamamıza yardımcı olur. “The Sound of Music – Neşeli Günler”i ele alalım. Yaşadığı manastıra uygun olmayan potansiyel bir rahibenin, dağların tepesinde şarkı söylemesi, mutluluğu bulmasına yardımcı olmak için yeterlidir. Bu karakter yedi mutsuz çocuğa şarkı söyleme mucizesini öğretmeye devam edecekti ve Nazilerin alçak eylemleri bile ailenin çökmesine neden olamazdı, müzik olduğu sürece.

‘West Side Story’ 1961 ‘Batı Yakası Hikayesi’

Böyle sevimli müzikallerden hoşlanıyorsanız, yalnız değilsiniz. Ünlü dilbilimci Steven Pinker, müziği “işitsel peynirli kek” olarak adlandırdı; hiçbir amacı olmayan ve kazara bir dil olarak gelişen bir şey. Aramızdaki en küçümseyici kişi olsanız bile, hoşlandığınız bir şarkıyı duymanın ruh halini tümüyle değiştirdiğini inkar etmeniz zor olurdu. Bu nedenle bazı bilim insanları zamanlarını, insanları beyin tarama makinelerine yerleştirmekle geçiriyorlar ve onlara ezgiler dinletiyorlar. Hepimiz farklı müzik türlerini tercih ettiğimiz için, müzik imkansız bir çalışma alanı gibi görünse de, müziğin işlenmesinin biyolojimize nasıl yerleştiğini saptamaya başlıyorlar. Bebekler bile farklı müzik türleri arasında karar verme yeteneği ile dünyaya gelirler. Dinlediğimiz bir şarkı ile vücudumuzun ona nasıl tepki vereceği arasındaki bağlantıyı anlamak, hastalık ve depresyon gibi beyin karmaşıklıklarını tedavi etmek için büyük etkilere sahip olabilir.

Müzik, beynimizin o kadar çok bölümünü harekete geçirir ki dil gibi diğer görevler ve konular için yaptığımız şekilde bir müzik merkezimiz olduğunu söylemek imkansızdır. Bir şarkı duyduğumuzda frontal ve temporal loblar ritm, ses perdesi ve melodi gibi şeyleri çözmek için çalışan farklı beyin hücreleriyle sesleri işler. Birçok araştırmacı, bu eylemin çoğunun sağ hemisferde gerçekleştiğine inanıyor olsa da bazıları da müziği sağ beyin veya sol beyin etkinliğine indirmenin mümkün olmadığını söylüyor. Beyin aktivitesi nerede gerçekleşirse gerçekleşsin, kişinin dinlediği müzikle nasıl bir deneyimi olduğu da dahil olmak üzere, müziğin canlı ya da kayıt olması, sözlü ya da sözsüz olması gibi bir çok faktöre göre farklılıklar görülür. Şarkının sözleri varsa, beynin dil sürecini işleyen Broca ve Wernicke bölümleri devreye girer. Araştırmacılar şarkıların görsel korteksimizi aktive edebildiğini buldu, belki de beynimiz ses perdesi ve tonundaki değişikliklerin görsel bir imajını oluşturmaya çalıştığı içindir. Şarkılar motor kortekste nöronları tetikler ve böylece ayağınızla ritm tutmaya başlarsınız. Serebellum, daha önce duyulan diğer tüm şarkılara dayalı olarak, bir müzik parçasının nereye gideceğini anlamaya çalışarak harekete geçer.

‘Grease’ 1978

Müziğin bir parçasının işitilmesi de hatıralara bağlıdır: İlk öpücükte çalınan şarkıysa, hafızanın saklandığı medial prefrontal korteks aydınlanır. Bu, Alzeimer hastalığı tahribine kapılan son beyin bölgelerinden olduğu için araştırmacılar hastaların, dün ne yaptıklarını hatırlayamasalar bile, duruma göre, çok uzun zaman önceki şarkıları hatırlayabildiklerini keşfetti. Beynin birçok kısmı, bir müzik parçasını deşifre etmeyle ilgiliyken, beyin görüntüleme taramaları müzikle duygusal tepkimizin beyinde de gerçekleştiğini göstermektedir. Araştırmacılar, temporal lobuna zarar veren bir kadın hakkında yapılan bir araştırmada, kadının ezgileri ayırt edemediği halde, mutlu ya da üzgün melodileri duymaktan bekleyebileceğiniz duygusal tepkiyi hala elde edebildiğini keşfetti. Daha fazla görüntüleme çalışmaları, mutlu olmasını beklediğimiz müziği, bir çikolata, seks veya uyuşturucunun verdiği mutluluk etkisiyle aynı olarak beynin ödül merkezlerini aktive ederek dopamin salgıladığını gösterdi. Bu, radyonuzun bir antidepresanın yerini alabileceği anlamına mı geliyor?

Müziğin beyindeki etkileri üzerine yapılan nörolojik çalışmalar, bir müzik parçasını canlandırmak ve duygusal olarak tepki vermek için devrelerimiz olduğunu gösterdi. Aslında bu süreç çok erken başlıyor. Bir araştırma, beş aylık küçük bebeklerin mutlu şarkılara tepki gösterdiğini, dokuz aylık bebeklerin ise hüzünlü şarkılardan etkilendiğini ortaya koymuştur. Büyüdükçe, müziğin getirdiği fizyolojik durumlar yoğunlaşır. Genellikle hızlı bir tempo içeren ve majör perdeyle yazılmış olan mutlu bir müzik, fiziksel mutluluk belirtisi olarak kişinin daha hızlı nefes almasına neden olabilir. Benzer şekilde, minör perdeli ve çok yavaş olan hüzünlü bir müzik de nabzın yavaşlamasına ve tansiyonun yükselmesine neden olur. Bu sadece mutlu müziklerin faydalı olduğunu gösteriyor gibi görünüyor, fakat iyi bir ağlamanın veya katartik sağalımın değerini bilen herkes, hüzünlü veya öfkeli müziğin dolaylı olarak mutluluk getirebileceğini görebilir. Müziğin beden üzerindeki etkisini bilmek, sonuç olarak bir hastanın tedavisini etkileyebilir ve hastanın bakımı için bir zenginlik olabilir.

‘Singing in The Rain’ 1952 ‘Yağmur Altında’

Örneğin, müziğin ameliyatlardan sonra hastaların bağışıklık sistemlerini artırdığı, gebe kadınlarda stresi azalttığı, kalp hastalarında kan basıncını ve kalp hızını düşürdüğü, böylece kalp cerrahisinden kaynaklanan komplikasyonları azalttığı tespit edildi. Cal State Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, hastanede yatan çocukların, yapbozlar ve oyuncaklar gibi seçenekleri varken, müzik terapisi sırasında lider gitar çalarken marakas ve zilleri çalma deneyimi ile mutlu olduğunu keşfettiler. Müzik terapisinin depresyondan muzdarip olan hastalarda diğer terapi türlerinden daha etkili olduğu ispatlanmıştır ve yaşlılarda anksiyete ve yalnızlık düzeylerini düşürdüğü kanıtlanmıştır.

Stresi azaltmak ve müziğin getireceği mutluluktan yararlanabilmek için hasta olmanız gerekmez. Canlı müzik, toplumsal bağları şekillendirmenin bir yolunu sağladığı için en güçlü mutluluk tetikleyicisi olabilir. Sizinle aynı şeyi yapmaktan hoşlanan insanlarla bir odaya girdiğinizde, mutluluk arayışında kanıtlanmış bir faktör olarak daha çok arkadaşlık kurabilirsiniz.

Ancak, çok fazla müziğin her zaman çok iyi olamayacağını da belirtmek gerekir. Müzik, uyuşturucunun yaptığı gibi beynimizdeki ödül noktasını harekete geçirdiği için, beslenemeyen bir bağımlılık haline gelebilir. Çevremizde, mağazalarda, asansörlerde, kulaklıklarda sürekli müziğe maruz kalmamız, bizi hissizleştirebilir. Şimdi kulaklıklarınız çıkarın ki daha sonra sevdiğiniz şarkı size daha tatlı gelebilsin.

Yazan: Molly Edmonds
Çeviren: Gözlem Küçük
Kaynak: science.howstuffworks.com

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.