1. Her gününüzü son gününüzmüşçesine yaşayın

Seneca, Roma’lı bir Stoacı filozoftur. Bir zamanlar şöyle demiştir:

“Geçen zamana hiç aldırmadan, acziyetinizi hiç düşünmeden, sanki sonsuza kadar yaşamaya mahkûmmuşçasına yaşıyorsunuz. Sanki sonsuz bir zaman kaynağınız var gibi zamanı boşa harcıyorsunuz, oysa bir kişiyle veya bir şeyle ilgilenmek için harcadığınız bir gün belki de son gününüzdür.”

Ölüm hayatı anlamsız kılmaz, ölüm hayatı yaşamaya değer kılar. Siz öldüğünüzde dünya dönmeye devam eder ve dolayısı ile çoğumuz yaşamın sonsuza kadar devam edeceğine dair kibirli düşünceyi temsil eden bir tutumla yaşarız.

Hayatınız bir kum saatinin içindedir ve kumların aktığı boşluk her an kırılabilir veya genişleyebilir.

Stoacılığı basmakalıp felsefi söylemlerden ayıran bir şey de, sadece fikir ortaya koyan düşünürler yerine aynı zamanda fikirlerini eyleme geçiren kişiler yetiştirmesidir.

Bu Epiktetos’un felsefesinin vaadiydi. Bazen hayatın anlamı üzerine yapılan tartışmalar, hayat üzerine tartışmayı bırakıp onu yaşadığımızda gözümüzün önünde bulacağımız cevaplardan bizi uzaklaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmez.

Uyandığınızda bugünün son gününüz olduğunu farz edin ve hayatınızı bu düşünce ile devam ettirin.

2. Besin, kendini kontrol için en iyi sınavdır

Besin kendini kontrol ve tasarruf için en iyi test aracıdır çünkü modern dünyada her gün ve günün her saati önümüze gelir. Musonius Rufus Roma’lı bir Stoacı filozoftur ve iki bölümden oluşan yemek üzerine söylevinde şöyle demiştir; “İnsanı yaratan tanrı, yiyecek ve içecekleri, insana hayatını devam ettirebilmesi için verdi; eğlenmesi, onlardan zevk alması için değil. Bunu şuradan da açıkça görebiliriz; besinler gerçek görevlerini yerine getirirken, yani sindirim sürecinde, insana haz vermezler.”

Besinlerin hazzı dilde hissedilmesine rağmen, şu açıktır ki, besinler asıl amaçlarına sindirim süreci sonunda ulaşmış olurlar.

Buradaki ders, Sokrates’in bir zamanlar söylediği şu sözler ile benzerlik göstermektedir; “Yemek için yaşamaktan ziyade yaşamak için yemeliyiz.”

Bu ilkeyi deneyimlemek için sade, sossuz gıdalar yiyebilir veya aralıklarla oruç tutabiliriz.

3. Hata doğaldır, pişmanlık aptallıktır

Marcus Aurelius Roma imparatoru idi. Onun başlıksız yazıları, ki genellikle Meditasyonlar olarak bilinir, Stoacı felsefe için çok önemli bir kaynaktır.

“Bir eylemin önüne çıkan engeller eylemi geliştirir, güçlendirir. Yol üstünde duranlar yol olurlar.”

Aurelius şunu kastetmiştir, her şey, iyi veya kötü olması fark etmez, erdemimizi sınamamız için bir fırsattır.

Başarısızlığa şaşırma, asıl onu umut et, onu kucakla ve hayatında rahatsızlık veren engellerden sonra onu ara.

Başarısızlık, karakterinizin test edileceği, bir kalıba oturacağı ve en önemlisi de gelişeceği yerdedir.

Stoacılar, muhtemel en kötü sonucu göz önüne getirmek düşüncesi ile olumsuz denilebilecek görselleştirmelere sanat eserlerinde yer vermişlerdir. Bu düşünceye bir örnek olarak koşmadan önce bileğinizin burkulması düşünülebilir.  Bu fikri özümsememiz, günlük eylemlerimize uyarlamamız bize olumlu sonuçlar getirecektir.

Epiktetos, kontrol ikilemi diye adlandırdığı ve öz kontrolümüzü açıklayan tezi ile ünlüdür.

Bu düşünceyi hayatımızdaki başarısızlıklarımıza da uyarlayabiliriz.

Geçmişteki bir şeye pişman olmaya başladığınız an, temelde kontrolünüz dışındaki bir şeye karşı hareket etmiş oluyorsunuz ve bu durumunun pratikte hiçbir olumlu getirisi olmayacak, aksine hayal kırıklığı ve öfke ile sonuçlanacaktır.

Geçmişimizden ve başarısızlıklarımızdan ders almalıyız ama bunlardan pişman olmak, sürekli geçmişi düşünmek, tekrar tekrar göz önüne getirmek ve bu nedenle geleceğe kibirle bakmak karakterimize karşı işleyeceğimiz bir suçtur.

4. Küçük şeylere odaklan

Kıbrıslı Zenon, Stoacılığın kurucusu olarak görülür ve bir sofu gibi hayat sürdüğü söylenir.

“İyilik, mutluluk, huzur azar azar elde edilir ancak kendi başlarına küçük veya küçümsenecek şeyler değildirler.”

Fikir temelde şudur; hayatındaki küçük şeyleri asla hafife alma çünkü küçük şeylerin, hayatın daha büyük ve görünüşte daha önemli kısımları üzerinde belirleyici olamayacağını kim söyleyebilir? Gayet tabii belirleyici rol oynayabilirler.

Hayatta tüm deneyimler ve kazanımlar için dikkatimizi vermeye değer her şey, evren olarak adlandırdığımız akılcı sistemde birbiri ile bağlantılıdır.

Eğer her gün su yerine maden suyu içerseniz, bunun belki de kilo kaybı gibi kayda değer bir sonucu olacaktır. Ancak iyi veya kayda değer olan şey kilo kaybı değil, farkı yaratan değişimdir (su yerine maden suyu içmek).

Başkalarının başarılarına bakıp bunları şans veya güzel bir kader olarak etiketlemek kolaydır ama gerçekte başarıyı doğuran, küçük ve önemsiz şeylerin uyum içinde yapılmasıdır.

Hayata dair tatmininizi büyük hedeflere veya hayallere bağlamayın, tatmininizi küçük kazanımlar üzerine kurun.

5. Kibirden uzaklaş

Epiktetos, bugün Türkiye olarak adlandırdığımız bölgede bir köle olarak doğdu, Roma’ da yaşadı ve daha sonra Roma’dan kovulması üzerine hayatının geri kalanını Yunanistan’da sürdürdü. Epiktetos şöyle demiştir;

“Bir insanın, zaten bildiğini düşündüğü bir şeyi öğrenmesi imkânsızdır.”

Felsefeyi ve bu bağlamda ilgini çeken bir konuyu, düşünceyi irdelemek, takip etmek istediğinde, kibrini ve aşırı gururunu bir kenara atmalısın.

Öğrenmeye istekli ol, dinlemeye istekli ol, öğrenmek için egonu bir kenara koymaya istekli ol, diğerlerinin bilgeliği ve tecrübeleri üzerinden ve bilgisizliğini kabullenmenin mutluluğu ile geliş ve geliştir.

Sokrates paradoksunun da dediği gibi; “Bildiğim tek şey; hiçbir şey bilmediğimdir.”

Yazar: Philip Ghezelbas
Çeviren: Cihan Tunca
Kaynak: Daily Stoic  

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Paylaş
Önceki İçerikBirey fikrinin ötesine geçmek
Sonraki İçerikEvrenin temeli enerji veya madde değil, bilgi olabilir

1991 yılında temiz bir iç Anadolu insanı olarak doğdum. İlkokulu köyümde ve orta okulu da o yıllarda taşındığımız küçük bir kasaba okuduktan sonra hayat başladı, ben kirlendim. Liseyi eski adı ile Köy Enstitüsü, o zamanki adı ile Anadolu Öğretmen Lisesi bugünkü adı ile Anadolu Teknik Meslek Lisesi olan Yunusemre Anadolu Öğretmen Lisesi’nde yatılı olarak okudum. Lise yıllarımı hayatımın başladığı dönemler olarak tanımlayabilirim. Sıra Üniversite okumaya geldiğinde ise Ankara’da idim. Ankara Üniversitesi’nden günü kurtararak mezun oldum ve halen Ankara’da yaşıyorum. Lise dönemlerimde başlayan okuma arzum beni çok farklı kaynaklara götürdü. Bu sayede bugün çok kirliyim ve bu beni, etrafımdakileri rahatsız ettiği kadar çok rahatsız etmiyor olacak ki hala hayattayım.