Psikopatlık bugünün toplumunda genellikle yanlış kullanılan ve yanlış anlaşılan ama içi dolu bir terim. Son silahlı saldırı olayları ile beraber, bu terim çoğunlukla saldırganı tanımlamak için kullanılıyor. Ama gerçek anlamı ve insan, ailesi ve toplum üzerindeki asıl etkisi sıklıkla göz ardı ediliyor. 2011 yapımı “Kevin Hakkında Konuşmalıyız” bu meseleye kişisel seviyede değinmeye çalışan Lynne Ramsey filmi.

Kevin Hakkında Konuşmalıyız, Lionel Shriver’ın kitabını temel alıyor ve başrol Eva Katchadourian’ı Tilda Swinton canlandırıyor. Düzensiz bir anlatım ile ağır trajedinin öncesi ve sonrasında Eva’nın yaşamını izliyoruz. Oğlu ile yaşadığı sıkıntılar (oğlu Kevin’ı Saksı Olmanın Faydaları’ndaki tatlı karakterden çok farklı olarak Ezra Miller oynuyor), kızgınlıkla oğlunun kolunun kırılmasına sebep olduğu kaza ve Eva’nın oğlunun ergenlik yılları boyunca olan davranışları ile olan sorunları anlatılıyor. Aynı zamanda Kevin’a ok ve yay kullanmasını öğreten ve olaylardan habersiz olan babası Franklin’e nasıl farklı davrandığını da görüyoruz. Küçük kardeşi Cecelia’nın doğumu, ailede daha çok soruna ve Kevin’ın davranış problemlerinin iyice Eva’ya odaklanmasına sebep oluyor. Cecelia’nın bir gözü yanlışlıkla, kaza sonucu kör olmuş olabilir veya Kevin’ın işidir. Ayrıca Eva’nın korku, kızgınlık veya af dileyici bir hali olmayan Kevin’ı hapishanede ziyaret ettiğini görüyoruz. Nihayetinde Kevin’ın ok ve yay ile lisedeki 14 kişiyi öldürüp teslim olmadan daha önce Franklin ve Cecelia’yı da öldürdüğünü öğreniyoruz.

Film Kevin’ın doğumundan önce, çocukluğu boyunca ve katliamdan sonra Eva’nın yaşamını izlediğimiz için çok çarpıcı. Doğumu sırasında yaşadığı duygu karmaşası oğlunun niye böyle davrandığı sorusunu bir nebze cevaplıyor ama hikâyenin sonu ile birlikte daha fazlasının olduğu açıklık kazanıyor. Eva’nın gürültüyü bastırması için onu matkabın yanına götürene kadar, bebek Kevin’ın ağlamasını durdurmada zorlandığı görülüyor. Yürümeye başladığı yıllarda çeşitli “kazalar”a sebep olarak bütün basit eğitim denemelerine karşı direniyor. Bir olay Eva’nın onu duvara fırlatıp kolunu kırmasına sebep oluyor. Kevin annesinin bu suçunu onu kontrol etme yolu olarak kullanıyor. Onu tehdit ederek kendi yapmak istediğini yaptırıyor. Ayrıca banyoda onu yakaladığında, utanmadan mastürbasyon yapmaya devam ettiğini de görüyoruz. Tüm bu olayların kendi başına bir şey ifade etmesi şart değil ama katliam çılgınlığı ile bir araya getirildiğinde psikopatlığın evriminin canlı resmini yaratıyor.

Şaşırtıcı şekilde film bu terimi asla kullanmıyor. Psikopat terimi ilk kez 1847’de Almanya’da kullanıldı (sinonimi olan sosyopat da 1909’da yine ilk kez Almanya’da kullanıldı) ve adli yargı düzeninde sıklıkla yararlanılıyor. Klinik psikolojik düzende ise genellikle Anti-sosyal Kişilik Bozukluğu tanısı konulur. Semptomlar; kendini büyük görme, pişmanlık ya da suçluluk hissi eksikliği, teşvik ihtiyacı, dürtüsellik ve zayıf davranışsal kontroldür. Hastalık Çok Yönlü Kişilik Envanteri adı verilen bir test ile tanı alıyor. 2008’de yapılan çalışmada Birleşik Devletler popülasyonunun yaklaşık %1.2’sinde Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu olduğu tespit edildi.

Psikopat terimi medyada yaygın şekilde “kötü” denebilecek bir şey yapmış birini tanımlarken yanlış kullanılıyor. Teröristler, kitle katilleri ve bombacıları değerlendirmek şöyle dursun, genellikle birileri tarafından yakalanana kadar bu terim ile etiketlenirler. Bu terim feci şeyler yapan insanları nitelemek için bir imge haline gelmiştir ve bu nitelemenin, olayın gerçekliğinden tamamen bağımsız oluşu, bizim o insanlara ve o insanların hareketlerine olan bakışımızdaki asıl problemdir. Birini psikopat diye etiketlemek, onu defterden silmeyi kolaylaştırır ve davranışlarına sebep olan gerçek faktörleri asla göremeyiz. Neden insanların bu şekilde davrandığını sağlam şekilde sorgulamadan neler olduğunu göz ardı edebiliriz.

Bu at gözlüklü bakış kısıtlıdır, özellikle de Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu mevzubahis olduğunda. Görüntüleme ve genler vasıtasıyla beyni daha iyi anlayarak, Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu olan insanın derinlerinde olanları şimdi görebiliyoruz. Çalışmalarda bulundu ki acı uyaranına karşı daha az reaksiyon gösteren ve doğru ile yanlışı öğrenmedeki sinirsel bağlantıyı daha zor kurabilen insanlara bu tanı konuyor. Beyinlerinin belirli kısımları hislere daha güçsüz, sistemlerindeki hormonlara ise daha güçlü tepkiler veriyor. Diğer çalışmalar da empati kapasitelerinin daha düşük olduğunu, diğer insanlarda neler olup bittiğini anlama yeteneklerinin beyin yapıları tarafından kısıtlandığını test etti. Başka bir tespitleri de bu genlerin agresiflik ve anti sosyal davranışı açığa çıkarmaya daha meyilli olduğu.

Bu özelliklerin hiçbiri birisinin tehlikeli veya çevre tarafından etkilenmemiş olduğunu belirlemez. Hatta Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu olan insanların beyin yapılarını incelemek üzere nörolojik çalışmalar yapan Dr. James Fallon fark etti ki bu özelliklerin pek çoğunu kendisi de taşıyor. Kendisine bu hastalığın teşhisini koyabilecek kadar ileri gitmişti ama “Ben seviliyordum ve bu beni korudu.” dedi. Mutlu, sağlıklı bir ailede büyüyerek bu belirtilerle baş etmek için farklı yollar öğrenebildi. Hala bütün bu özelliklere sahip ama onlarla mücadele etmek için daha uygun yollar bulmuş (Onun büyüleyici hikâyesini buradan okuyabilirsiniz: ). Psikopat Testi kitabında Jon Ronson, Fortune 500 CEO’larının pek çoğunun belirtiler ile başa çıkmak için legal yollar bulmuş psikopatlar olarak düşünülebileceğini tartışıyor (her ne kadar kitabı tartışmalı olsa da).

Kevin Hakkında Konuşmalıyız, legal sistemin psikopatolojiye müthiş bir bakışı. Sık görülen geleneksel semptomların çoğunu çevreliyor ama Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu konusunda tıbbın sahip olduğundan çok daha sığ bir birikime sahip. Anne-baba hatası konusunda harika bir film fakat hastalık hakkında gösterilenden fazlasını öğrenmek için daha derinlemesine bakılmalı. Medyanın sıklıkla sebep olduğu eksik bilgi aktarımı sonucuna burada da ulaşılıyor ve bu umut kırıcı. Filmi tavsiye ediyorum ama tedbirli yaklaşılmalı.

Çeviren: Ömer Murat Urhan
Kaynak: mentalhealthamerica

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.