Nobel ödüllü yazarın Fransa’da ulusal bir anma töreni bulunmuyor. Fakat kızına göre, Camus zaten böyle bir şey istemezdi. Albert Camus’un doğduğu yıldan bu yana yüzyıl geçti. Kaygan bir yolda yaptığı kaza sonucu ölmesinden bu yana da 50 yıldan fazla oluyor, fakat vasiyeti ve gizemli ölümü hakkında tartışmalar devam ediyor. 
Catherine Camus’un hatırladığı adam, doğum yeri Cezayir’den, Arapları küçük gören bir sömürgeci olduğu için dışlanmamıştır. Fransız hükümeti tarafından tanınması oldukça geç olmuştur. Belki de bu adam komünist karşıtı olduğu dolayısı ile Ruslar tarafından öldürülmüş olabilir.

Albert-Camus-with-his-twi-0hphoıhoho08Albert Camus, ikizleri Jean ve Catherine ile birlikte, 1957. Fotoğraf: Loomis Dean/Time & Life Pictures/Getty Image

“KGB tarafından mı öldürüldü? Bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum. O benim babamdı ve onu kaybettim, başka söylenecek bir şey yok. Benden koparılmış olması zaten oldukça üzücü bir şey, bir de bunun bilerek yapıldığı düşüncesi iyice katlanılmaz oluyor. Sonuç hep aynı, o öldü.”

Şu an Camus, Jean-Paul Sartre ve André Gide’nin dünyaca tanınmasını sağlayan Fransız yayın şirketinin kurucusu Gaston’un oğlu Calude Gallimard’ın eski ve tavanı yüksek ofisinde oturuyoruz. Gaston’un yeğeni Michel, Camus’u Paris’ten alıp Provence’deki evine götürürken, araç yoldan çıkar ve iki ağaca çarpar. Bu kaza sonucunda her ikisi de hayatını kaybeder. La Peste ve L’Etranger’in yazarı Camus, öldüğünde 46 yaşındaydı. Catherine ve ikiz kardeşi Jean ise 14. Masanın üzerinde Catherine’nin, Albert Camus’un doğumunun yüzüncü yıl dönümü anısına yayınlanan Le Monde en Partage (The World to Share) adlı kitabı duruyor. İçinde fotoğraflar, çizimler, notlar, mektuplar, telgraflar ve Camus’un Cezayir, Avrupa, Amerika ve Rusya’ya seyahatlerinin yazılı metinlerinin bulunduğu çok büyük bir kaynaktır bu. Catherine’nin söylediğine göre, bu malzemelerin çoğu daha önce hiç yayınlanmamış.

Gallimard şirketinin resepsiyonuna uğrarsanız, orada Camus’un eserlerinin ilk basımlarını ve New York Times gazetesinin 18 Ekim 1957 tarihli sararmış bir “21.sayfa”sını görürsünüz. Sayfadaki başlık şöyledir: “Albert Camus Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı.” Ayrıca başlığın yanında Camus’un, Henri Cartier-Bresson imzalı bir fotoğrafı da bulunmaktadır. Sergilenen makalenin bir İngilizce gazeteden alınmış olması semboliktir. Camus, Fransa’da kazanacağı ün ve saygıyı çoktan beridir Fransa dışında kazanmıştı bile. Yüzüncü yaş kutlamaları Amerika, Hindistan, İsrail, Şili, Ürdün ve diğer ülkelerde gerçekleştirilmiştir. Fakat Fransa veya Cezayir’de ulusal kutlamalar bulunmamaktadır. Bu bölgelerde halen daha Camus’un Fransız pied noir sömürgecilerine olan sempatisi ve Cezayir’in bağımsızlığına olan karşıtlığından dolayı insanlar arasında düşmanlığı teşvik ettiği düşünülüyor.

Fransa’da gerçekleştirilen büyük bir gösteri, Cezayir’in gösteride nasıl rol alacağı üzerine ortaya çıkan tartışma ve kargaşadan dolayı iptal edildi. Bunun yerine daha küçük, bazılarına göre de daha sakin denilebilecek bir organizasyon olan Albert Camus, Citizen of the World Marsilya’ya bağlı Aix-en-Provence’de 2013 Avrupa kültür başkenti programında yer almıştı. Fakat Paris’te şu an için planlanan büyük çaplı bir retrospektif bulunmuyor. 68 yaşındaki Catherine, babasının da bunu uygun bulacağını söylüyor. Observer’a bu durumdan bahsediyor: “Ufak köylerde, kasabalarda, şehirlerde çokça küçük çaplı organizasyonlar Fransa’nın her yerinde dolaşıyor çünkü Camus halen çokça okunan bir yazar ve insanlar ona karşı büyük bir sevgi duyuyor. Okuyucular, kitaplarından ziyade yazarı seviyorlar. Babam okuyucularına birer insanoğlu olarak yaklaştı, belki de kitaplarındaki adam yüzündendir; herkesin sorduğu aynı soruları sorardı ve herkesin sahip olduğu acı, keder ve düşünceleri paylaşırdı. Doğrudan okuyucuları ile konuşurdu. İnsanları çok derinden etkilediğini, aldığım binlerce mektuptan anlıyorum.”

“Ulusal bir kutlama olmaması doğaldır; Fransa’da iktidarda olan kişiler Camus’u hiçbir zaman sevmemişlerdir. O da iktidardakilerden haz etmezdi zaten. Her zaman tarihin acısını yaşayanların hizmetinde olduğunu söylerdi, bunu gerçekleştirenlerin değil. Birçok yönden Camus hala Fransa’daki l’étranger (yabancı)’dır. Hükümetin, Camus’un ülkesini temsil ettiğini fark etmemesine şaşıyorum. Onunla ve Fransa’yı temsil edişi ile gurur duyuyorum.
Cezayir’de ise bu konu büsbütün tartışmalı. Filistin kökenli Amerikalı akademisyen Edward Said, 1993’te Camus’un eserlerini “Aciz bırakılmış sömürgeci hassasiyet” etkisiyle yazdığını öne sürmüştü.
Said: “Camus’un sosyal olayları anlatmadaki sade duruşu, dikkat çeken karmaşık çelişkileri saklıyor… Eleştirmenlerin yaptığı gibi yorumlayarak çözülemezler. Camus’un Fransız Cezayir’ine karşı sadakat duyguları insanın halini anlatan bir kıssa oluşturuyor. Camus, Cezayir’deki Fransız sömürgeciliğine karşıydı, fakat bağımsızlıktan ziyade uzlaşmadan yanaydı. Fransız tarihçisi Benjamin Stora, bu olayı ‘Yabancı’nınki gibi “paradoksal ve iki taraflılık” olarak tanımlamıştır.

Catherine Camus, “Camus, okumayı seven Cezayir’in sıradan halkı” görüşünün başkentteki yetkili makamların görüşü ile çeliştiğini söylese de, bu durumun acısı Cezayir’de unutulmuş değil. “Irkçı değildi, Cezayir’de yaşayan Fransızların durumlarına endişelendiği kadar orada bulunan Müslümanlar için de endişeleniyordu. Durum ne olursa olsun, bağımsızlığın ilan edilmesinden sonra Cezayir’de nükseden olaylar, Camus’un olaylara karşı konumunu haklı çıkarmıştır.” diyor Catherine Camus.

Az önce bahsedilen kitapta, Albert Camus’un İkinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan İngiliz “kahramancılığı”nı övdüğü bir sözü içeren A Combat adlı makalesinden alıntı yapılıyor: “Tek bir İngiliz’in bile Nazilere karşı şartlı teslim olmasını aklımızın ucundan geçiremeyiz.” Camus; Oscar Wilde, Graham Greene, William Blake, Arthur Koestler ve Shakespeare’i severdi; Othello’yu Fransızcaya çevirmişti. Fakat Catherine Camus, konuşmamızda sözü durmadan babasına getiriyor. “Çok yakışıklıydı, önemsiz şeylere canı sıkılmazdı; günümüzde buna “cool” deniyor… Yanlış bir şey yaptığımızda bizi hiç cezalandırmazdı. Her zaman, neden öyle bir şey yaptığımızı ve bunu yaparken ne düşündüğümüzü sorardı. Bu durum bir çocuk için karmaşık sayılabilir, bir tokat atmak belki daha kolay olurdu. Fakat o böyle yapmazdı. Ondan bana geriye kalan şeyler yaşama karşı ve diğer insanlara karşı duyduğu sevgidir.”

Catherine Camus şöyle ekliyor: “53 yıl boyunca, ölümünün acısını çektim. Her gün onu düşünüyordum. Para yarışı, tüketimcilik ve diğer bireylerin acılarını umursamamazlığın hâkim olduğu günümüz dünyası hakkında ne düşünürdü bilmiyorum.”

“Onun adına konuşamam, fakat biliyorum ki yazdığı şeyler hala geçerliliğini koruyor ve günümüz insanına hitap ediyor.”

Yazar: Kim Willsher
Çevirmen: Burak Avcı
Kaynak: The Guardian

 

Please complete the required fields.