Günümüzde manşetler hakaretlerden geçilmiyor. Geçtiğimiz sene, Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’nun ofisine yapılan saldırıya tanık olduk. On bir kişi öldü, on bir kişi ise yaralandı. Saldırganlar, derginin yayımlamış olduğu karikatürün Hz. Muhammed’e hakaret olduğunu ve bu yanlışı düzeltmek için canlarını feda etmeye hazır olduklarını belirtiyorlardı.

Amerika’daki siyaset uzmanları Donald Trump‘ın beklenmeyen yükselişi karşısında şaşırmış durumdalar. Bu yükseliş, büyük ölçüde Trump’ın diğer Cumhuriyetçi adaylara sürekli hakaret etmesinden ve de sıradan vatandaşların büyük bir çoğunluğundan aldığı destekten kaynaklanıyor. Trump bu süreçte kadınlara, gazetecilere hatta savaş kahramanlarına dahi hakaret etti. New York Times’ın yakın zamanda yaptığı bir haber, Trump’ın hakarette bulunduğu iki yüz elli sekiz kişi, bölge ve diğer şeylerin listesine yer veriyordu. Üstelik bu liste sadece Twitter üzerinden ettiği hakaretler.

Amerika’daki üniversite kampüslerinde ise hakaretler başka türden bir manşet oluşturuyor. Öğrenciler sürekli hakarete uğradıklarından, sonuç olarak da küçük düşürülmüş ve ezilmiş hissettiklerinden yakınıyorlar.

Bu kampüslerdeki durumun böyle olduğunu öğrenince çok şaşırdım. Ne yani, Yale Üniversitesi’nin de içinde olduğu bu kampüsler zorba, bağnaz, kabadayı insanlar tarafından mı ele geçirilmişti? Çoğunluğu üniversitelerin desteğiyle yapılan araştırmalar, neyin “hakaret” olarak algılandığını ortaya koyuyordu. Öğrenciler hakaretlere karşı o kadar hassas olmuşlardı ki herhangi bir şeyi hakaret olarak algılayabiliyorlardı. Örneğin, bir üniversitedeki birkaç öğrenci, kadın ve erkeklerden oluşan bir gruba “hey beyler” diye seslendiği için etraftakiler tarafından uyarıldı. Çünkü, gruptaki kadınlar kendilerini dışlanmış hissedebilir ve de rencide olabilirlerdi.

Verdiğimiz son örnek, aslında mikro-agresyona* bir örnek. Mikro-agresyonlar algılanması ve fark etmesi o kadar zor söylemler ki farkına varabilmek için ayrı bir eğitim almak gerekiyor. Bu eğitim ise Amerika’daki üniversitelerde çok sayıda insan tarafından veriliyor. Her ne kadar mikro-agresyonlar için fark edilmesi zor söylemler dediysek de, bir kere nelerin mikro-agresyon olduğunu düşünmeye başlarsanız, her yerde karşınıza çıktığını da göreceksiniz. Sonuç olarak da kendinizi aşağılanmış, hakarete uğramış hissedeceksiniz. İşte Amerika’daki üniversitelerde olan da tam olarak da bu.

Bu farkındalık eğitimini verenler, öğrencilere mikro-agresyonun nasıl farkına varılacağını öğretirken, aynı zamanda, bu söylemlerle karşılaşıldığında bireysel olarak bir şey yapmanın mümkün olmadığını söylüyorlar. Dolayısıyla, öğrenciler de hakarete uğradıklarında, korunmak için üniversite yönetimine hatta bazen kampüs güvenliğine başvuruyorlar.

Eğer geçmişe yolculuk yapma ve antik Stoacı bir filozofu (Epictetus, Seneca veya arkadaşlarından birini) günümüze getirme şansımız olsaydı, öğrencileri hakaretlere karşı “duyarlılaştırma” gayretimiz karşısında şaşakalırdı. Çünkü onlara göre öğrencilerin ihtiyacı, hakaretlere karşı duyarlılaşmak değil, tam tersi “duyarsızlaşmak” olurdu. Daha açık bir ifadeyle, öğrencilere şu öğretilmeliydi: aldırış etmemek. Oysaki, öğrencilere, hakarete uğradıklarında bireysel olarak yapabilecekleri bir şey olmadığı öğretiliyor, bu da meseleyi sadece daha vahim bir hale getiriyor. Kendinizi biçare bir mağdurun yerine koyup düşünün, muhtemelen acınası bir hayatınız olurdu.

Stoacılar hakarete uğradığımızda nasıl tepki vermeliyiz sorusuna şu cevabı veriyorlar: hakarete karşı barışçıl** olmak. Şöyle ki, hakarete uğradığımızda, cevap olarak hakaret etmemeli aksine hiçbir şey olmamış gibi devam etmeliyiz. Bence bu, hakaretlerle başa çıkmada gerçekten etkili bir yol. Böylece, size hakaret eden kişi kışkırtıcı hamlesine cevap alamayacak ve kendisini aptal gibi hissedecek.

Yok eğer mutlaka bir karşılık vermemiz gerektiğini düşünüyorsak, Stoacılar bu noktada, aşırı alçakgönüllü, kendini değersiz gösteren bir davranış sergilememizi öneriyorlar. Yani, bize hakaret eden kişiye öyle bir cevap vermeliyiz ki, onun bize ettiği hakaretten daha kötüsünü kendi kendimize ediyormuş gibi olalım. Stoacıların önerdiği bu yöntemi daha önce tatbik etme fırsatı buldum. Birkaç yıl önce bir meslektaşım yazacağı kitap için yaptığı araştırmada benim yazdığım bazı makaleleri okuduğunu söyledi. Gururum okşandı. Sonra ağzındaki baklayı çıkardı ve beni, yazdığı kitapta “kötü biri” olarak mı yoksa sadece “yanıltılmış biri” olarak mı tanımlayacağına karar veremediğini söyledi.

O anda söyleyebileceğim birçok şey vardı fakat bunlardan hiçbirinin söylediğim şu söz kadar etkili olmayacağını düşündüm: “Neden hem kötü hem de yanıltılmış biri olarak tanımlamıyorsun ki?” Tuhaf bir biçimde etkili bir cevap oluverdi. Yanlış hatırlamıyorsam tek dediği, bazı şeyleri daha fazla ciddiye almam gerektiği, olmuştu. Sanıyorum bu sözüyle kastettiği, aşağılandığım zaman duygularımın incinmesine izin vermem gerektiğiydi. Bana edilen hakareti bir nevi şakaya döndürerek hakaretin hafızamda, sonradan bana gereksiz acılara sebep olacak bir yer edinmesini engellemiştim.

Nefret söylemine gelince… Irkçı bir hakaretle karşı karşıya kaldığımızda sessiz mi kalmalıyız? Doğrusu, duruma göre değişir. Ama değişmeyen tek şey şu ki, hakareti hiçbir zaman kişisel algılamamalıyız ….. Stoacılara sorsaydık, havlayan bir köpek yüzünden sinirleniyor veya üzülüyorsak, bu konuda kendimizden başka suçlanacak birisi olmadığını söylerlerdi.

Stoacılar bundan çok zaman önce ve bizim yaşadığımızdan çok farklı bir dünyada yaşadılar. Fakat insan doğasında, geçen iki bin yılda çok az değiştiği için, hakaret konusundaki tavsiyeleri hala işe yarar duruyor. Birisi size hakaret mi etti? Aldırış etmemeyi başarabilirseniz, hem size vereceği zararı azaltmış olursunuz hem de onu, sizin duygularınızı inciterek alacağı hazdan mahrum bırakmış olursunuz. Kazan-kazan taktiği.

*mikroagresyon(microaggression): Toplumdaki dominant grubun, kültürün dışında kalan kişilere, bilinçli veya bilinçsiz olarak, sarf ettiği küçük düşürücü ifadeler. Bu ifadeler cinsiyetçi, ırkçı vb. ayrımcılık içeren söylemlerdir.
**hakaret karşı barışçıl (insult-pacifist): Hakarete uğradığında aynı şekilde hakaretle karşılık vermeyen, tepkisinin kontrolünü sağlayabilen kişi.

Yazar: William Irvine
Çevirmen: Emir Melek
Kaynak: OUP Blog 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.