Antik Yunanlara çok fazla şey, özellikle de mevcut siyasi kelime hazinemizin (anarşi ve demokrasiden siyasete kadar) çoğunu borçluyuzdur. Ancak onların siyasetten anladığı ile bizim anladığımız birbirinden farklı şeyler. Antik Yunanistan’dan [herhangi] bir [tür] demokrata, bizim modern demokratik sistemlerimiz “oligarşi” gibi gelirdi. Oligarşiden anladığım halkın veya çoğunluğun yönetimi (demo-kratia) karşısında –açıkça ve zorunlu olarak olmasa da azınlığın yönetimidir.

Bu durum, azınlığın, insanlar tarafından hizmet etmesi için seçilmesinde bile ortaya çıkmaktadır. Zira antik Yunanistan’da seçimin kendisi zaten oligarşik olarak değerlendirilmekteydi. Çünkü seçimler sistematik olarak azınlığı, özellikle aşırı zenginleri ya da Boris Berezhovsky ve türevleri sağ olsun “plutokratlar” veya “şişman kediler” olarak da bilinen “oligarkları” kayırmaktaydı.

Öte yandan, eski ve modern siyasal düşüncede kayda değer benzerlikler bulunmaktadır. Örneğin, hem eski hem de modern demokratlara göre özgürlük ve eşitlik demokrasinin özündedir, temel siyasal değerlerdir. Ancak antik Yunan demokratına göre özgürlük sadece politikaya katılım değil, yasal kölelikten ve fiilen kölelikten azad olmak demektir.

image-20160602-23285-kvta5n
Aristoteles

Onlara göre, katılma özgürlüğü, siyasi liderler ve köleler tarafından genel veya yerel seçim (ya da referandum) zamanı olan geçici rollerin değişikliği olan, bizim demokrasinin temeli dediğimiz bu panayır değildi. Bundan ziyade siyasi gücü paylaşma, günlük bazda yönetebilme özgürlüğüydü.

İ.Ö. 400’de, 6000 civarı erkek yurttaştan oluşan Atina demokrasi meclisi, ortalama dokuz günde bir toplanıyordu. Bu büyük toplantı, her hafta önemli konular üzerine referandum yapmaya eş değerdeydi.

O zaman ve şimdi “eşitlik”

Bugünkü eşitlik, zengin %1 nüfusun dünyanın geri kalan %99’una sahip olması ile sosyo-ekonomik bağlamda boş bir hayal. Antik Yunanistan’da, özellikle eski Atina demokrasisinde olaylar çok daha iyi idare ediliyordu.

Herkesin bildiği gibi, antik Yunanların bürokratik olmadıkları, şahsa özel vergi tahsilatını yurttaşlığa bir hakaret olarak algıladıklarından elimizde pek istatiksel veri yok. “Klasik” (İ.Ö 5-4. Yüzyıllar) Yunanistan, özellikle Klasik Atina yoğun bir nüfusa ve şehirleşmiş toplumlara sahipti. Bu yoğun nüfusa rağmen büyük bir çoğunluk salt geçim kaygısı gütmüyor, bu ekonomik seviyenin üzerinde kalıyordu; mülkiyetin daha eşit bir dağılımı vardı. Böyle bir durumun Yunanistan’ın herhangi bir zamanında, hatta herhangi bir başka pre-modern toplumda gerçekleşmediği makul bir şekilde tartışılabilir.

Bütün bunlara rağmen, bu demek değildir ki antik Yunanistan bize doğrudan devredilebilecek bir demokrasi örneği sunuyor. Biz şu anda bütün yurttaşların her halükarda yetişkin seçmenler olarak, cinsiyetine bağlı olmadan, insanların malmışçasına yasal bir biçimde köleleştirmesinin geçerliliğine veya faydasına inanmadan eşit olduğuna inanıyoruz.

Ancak gerçekten çekici olan birkaç eski demokratik kavram ve teknik de yok değil. Örneğin kura ile seçme yoluyla, seçilmiş resmi yetkililerin temsili örneklerini yaratabiliyorlardı. Bir diğer örnek ise sürgün. Bu yöntem nüfusun seçtiği kişinin 10 sene sürgüne yollanmasına yol açarak siyasi kariyerine son veriyordu.

Bizim demokrasilerimizin antik Yunanistan’la karşılaştırması veya kıyaslanması bizim (temsili, doğrudan olmayan) demokratik sistemlerimizdeki ürpertici kripto-oligarşiyi göstermektedir.

Mevcut bütün sistemlerin en kötüsü

Hepimiz demokratız, öyle değil mi? Peki gerçekten öyle miyiz? Eğer çağdaş sistemlerimize gömülü şu beş kusuru dikkate alırsak değiliz.

Örneğin Amerika ve İngiltere’nin Irak’a 2003 yılında girmesi George W. Bush’un ve Tony Blair’in yurttaşlarının çoğunluğundan buna dair bir karar almamasına rağmen mümkün olmuştu.

Bizim “demokrasilerimizdeki” yurtttaşlar hayatlarının beşte birinde kendilerinin oy vermediği bir parti veya aday tarafından yönetilmektedir. Ayrıca, seçimlerin hiçbiri “özgür ve adil” değil ki bu seçimler genellikle en çok para harcayan tarafından kazanıldığı için az çok yozlaşmıştır.

Seçimleri kazanmaya gelince hiçbir parti yoktur ki gücü (tamamen kendi çıkarlarını düşünen bir) şirket desteği olmadan elde etsin. Belki de en kötüsü, halkın büyük bir çoğunluğunun sistematik olarak kamusal karar verme sürecinden dışlanmasıdır. Bu da, oy çarpıtma, kampanya finansörlüğü ve seçilen temsilcilerin (yerel ve genel) seçimler arasında olanları görmezden gelmelerinin cezasız kalmasıyla gerçekleşir.

Kısaca demokrasi antik Yunanistan’daki “halkın gücü” anlamını ve halk iradesinin gerçekleştirilmesi rolünü kaybetti.

Winston Churchill’in demokrasiyi neden devlet sistemleri arasında en kötü sistem olarak ilan ettiğini şimdi anlayabiliyoruz. Ancak bu demek değildir demokratik eksiklikleri yok saymaya devam etmeliyiz. Geleceğe dönüş! -Antik Yunan demokratları ile…

Yazar: Paul Cartledge
Çevirmen: Güncel Oğulcan Ülgen
Kaynak: The Conversation