15 milyon civarında Amerikalı yetişkin depresyondan müzdarip. 6.9 milyon adolesan çağındaki Amerikalıya tanı koyulmuş durumda. Depresyonun oldukça sık görülen bir durum olduğu ortada. Populasyonun %10’unun hayatının belirli bir evresinde azımsanmayacak derecede depresyonla karşılaşması olası. Aynı zamanda nüfusun %30-50’si bazı depresif semptomlar yaşamak durumunda kalıyor. Bu durum sadece Batı için geçerli değil.

Depresif semptomlar tarih boyunca Dünya’daki tüm kültürlerde gözlenmiştir; gerçi buna bir zamanlar melankoli deniyordu. Diğer nadir psikiyatrik rahatsızlıkların aksine depresyon oldukça yaygındır. San Diego Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmaya göre, son birkaç on yıl içerisinde ABD genelinde depresyon oranı belirgin bir biçimde artmıştır ve insanlarda zamanla uyuma ve odaklanmada zorlukları gibi daha fazla semptom gözlenmeye başlanmıştır.

Artık insanlar, savaşlar ve araba kazalarının toplamından daha çok intihar sebebiyle ölmektedir. Amerika’da tüm demografik gruplar yaşlılara kıyasla daha fazla etkilenmektedir, ancak özellikle kadınlar ve orta yaş grubu intihar eğilimi göstermektedir. Çalışmalar bu eğilimde depresyon ve bazı diğer rahatsızlıkların tetikleyici faktör olduğunu göstermektedir. Araştırmacılar finansal sorunlar, iş garantisinin olmaması, emeklilik ve acil durumlar için para biriktirme zorunluluğu gibi ekonomik kaygıları sorumlu tutmakta.

Diğer bir sebep, orta yaşlardaki yüksek boşanma oranlarının artması sonucu ortaya çıkan yalnızlık olabilir. Bir araştırma bunu modernliğin yan ürünü olarak tanımlamıştır. Yazarın dediğine göre: “Modern nüfus git gide daha fazla yiyen, yanlış beslenen, hareketsiz, güneş ışığı almayan, uykusuz ve yalnız bir duruma gelmektedir.” Kronik hastalıkların da oranı artmaktadır ve bu, depresyon oranına etki edebilir.

Son yıllarda araştırmacılar ruh hali bozuklukları üzerine biyolojik bir bakış kazandılar ve bunun insana kazandırdıkları üzerine hipotezlerde bulundular. Depresyonun sağlığa ve bazı olağanüstü durumlarda yaşamaya bile bir engel olduğunu düşünürüz. Peki ya bir kere de olsa evrimsel bir avantaj sağladıysa?

Bazı araştırmalar nörofizyolojiye depresyonun temeli olarak işaret ediyor. 5HT1A bir serotonin reseptörü ve bu reseptöre bağlanan nörotransmitter bize iyi hissetme durumunu sağlar. Kemirgen modellerinde bu reseptörün engellendiği bazı çalışmalarda deneklerin depresyon semptomlarına dirençli oldukları gözlenmiştir. İlaç şirketleri halihazırda bu reseptörü hedefleyen ilaçları geliştirmek için çalışmaktalar.

Diğer araştırmalar bize, depresyondan muzdarip olan insanların beyinlerinin daha farklı çalıştığını gösterdi. Beyinde ventrolateral prefrontal korteks olarak bilinen alan depresyonda dikkat çekici bir aktivite göstermektedir ve bu alan analitik düşünmeyi tetiklemesiyle bilinir. Bakıldığında, depresif kişilerin problemleri üzerine uzun uzun düşündükleri görülür. Ruminasyon (uzun uzun düşünme) sırasında bu bölgedeki nöronlar sürekli aktivite gösterir. 5HT1A reseptörleri ruminasyon sürecinde bu nöronların çalışmasını destekler.

Bu sebeple bilim insanları depresyonun, karmaşık sorunlara odaklanmak için dikkat dağıtıcılara karşı var olan bir nörolojik işlem olduğunu öne sürer. Evrimsel psikolog Paul Andrews, bireyin derin düşünmesinin bir dönemini güçlendirerek çözüme varabileceğini, bu yolla hayatta kalma şansını arttırabileceğini öne süren bir “analitik ruminasyon hipotezi” öne sürmektedir.

Bu hipotezi destekleyen bazı kanıtlar var. Araştırmalar göstermektedir ki depresif kişilerde anıların daha iyi yer edinmesini sağlayan REM uykusu fazla görülüyor. Ayrıca, depresyonu olan bu kişilerin sosyal problemleri çözmek konusunda daha iyiye gittikleri de belirtiliyor ve biz biliyoruz ki toplumsal uyum kadim atalarımız için son derece önemliydi. Eğer grup iş birliği yapmazsa nasıl hayatta kalabilirdi ki?

Başka bir teori ise majör depresyonun bir immün yanıt olduğu yönünde. Emory Üniversitesi’nden Dr. Andrew Miller ile Arizona Üniversitesi’nden Dr. Charles Raison’a göre enfeksiyondan korunmak için bağışıklık sistemimizi güçlendiren genler depresyon riskimizi ve aynı zamanda depresyonla ilişkilendirdiğimiz yorgunluk, zevk verici bir aktivitenin parçası olmak istememe ve sosyal geri çekilmeyi de arttırıyor.

Bunlar, hastayı sosyal gruplardan uzak tutabilecek ve enfeksiyonu zapt etmeye yardımcı olabilecekti. Bunun yanında kişi bir immün cevaba destek olabilecek enerjiyi de koruyabilirdi. Tıp bilimi ve halk sağlığındaki gelişmeler bu tepkileri gereksiz kılmış olabilir fakat atalarımız için enfeksiyon en güçlü öldürücüydü.

NPY diye bilinen bir gen mutasyonunun artmış inflamatuar yanıtla ilişkili olduğu biliniyor. Bu, enfeksiyonla mücadelede yardımcı olmasına rağmen depresyon ile de ilişkilidir. Bu gen, nöropeptid Y adı verilen ve strese direnme kabiliyetimizi arttıran bir nörotransmitteri kontrol ediyor. Michingan Üniversitesi’nden araştırmacılara göre mutasyona uğramış bir NPY genine sahip olanlar, daha güçlü bir bağışıklık tepkisi gösteriyorlar. Fakat bugün, depresyonun gelişime ihtimalinin artmasına sebep oluyor. Bu mutasyona sahip olanlar, bir duman detektörü gibi çalışan bir immün sisteme sahip olabilir. Bu sistem, uykuda da olsa, enfeksiyon gibi stresli bir olay ortaya çıktığında immün cevap detektörün dumanı tanıması ve alarm vermesi gibi tetiklenir.

Dr. Raison ve Dr. Miller depresif hastalara anti-inflamatuvar bir ilacın verildiği ‘Duman Dedektörü Prensibi’ adlı bir test uygulama girişiminde bulundular. Test sonucunda depresyonla uğraşan herkesin kronik inflamasyona sahip olmadığı görülüyor.

İmmün sistem ve majör depresyon arasındaki bağlantıyı bilmek; bağışıklık sistemini daha iyi anlamak ve depresyon türleri için daha ileri tedaviler sunmak adına immünoterapinin yeni ve büyüyen alanını geliştirmeye yardımcı olabilir.

Nörolojik ve genetik elemanları daha iyi anlamak, ileride yeni anlayış ve tedavilerin ortaya çıkarılmasına yardımcı olabilir. Biyolojik ve evrimsel temeller, çok yönlü ve karmaşıktır. İhtiyacın çok büyük olması nedeniyle daha çok araştırma gereklidir.

 

Yazar: Philip Perry
Çevirmen:
Ali İhsan Nergiz

Kaynak: Big Think

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.