İnsanlar beni “bağımsız bilim insanı” diye tanımlamaya başlayana kadar bu kavramdan ne kadar nefret ettiğimin farkında değildim. Akademik çevreden dört yıl önce çıktığımda hedefim tam zamanlı bir yazar olmaktı ve şu an kendimi böyle tanımlıyorum. Öte yandan akademisyenler hala bu kimlikle mücadele ederken, diğerlerininse hoşuna gidiyor ancak her zaman “bağımsız bilim insanının” görevlerini yerine getirmiyorlar.

Kavram genelde, hiçbir akademik ilişiği olmayan ama yine de konferanslara giderek ya da akademik yayınlar için kitaplar yayımlayarak akademik çevrenin bir parçası olan doktora derecesi elde etmiş kişiler için kullanılıyor. Bu kişinin hiçbir kurumla ilişiğinin olmamasının sebebi kendi tercihi de olabilir, berbat iş piyasası da. “Bağımsız” kelimesi doğası gereği ima yüklüdür; bir şeyden bağımsızsınızdır. “Bilim insanı” bir alanda uzmanlaşmış kişiler için kullanılırken “bağımsız bilim insanı” kombinasyonu, aynı anda hem akademik çevreyle hem de ondan ayrı olarak tanımlanan bir konumdur ve ilişiği olmayan bilim insanlarını hem kabul eder hem de ötekileştirir.

Bu kavram, akademik çevrenin dışında kullanıldığında hiçbir anlam ifade etmez. “Bağımsız avukatlar” ya da “bağımsız iş kadınları” diye bir meslek tanımı yoktur, olsaydı da ne anlama gelirdi ki? İster kendileri için çalışsınlar ister küçük firmalar ya da büyük şirketler için onlar sadece birer avukat ve iş kadınıdır. 

“Bağımsız bilim insanı” kavramı 1970’ler ve 1980’ler süresince Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni anlam kazandı çünkü akademik çevrenin dışında bilimsel çalışmalar yapan doktora sahibi çoğunluğun sayısı arttı ve bu çoğunluk, Ulusal Bağımsız Bilim İnsanları Koalisyonu (National Coalition of Independent Scholar) gibi kendi örgütlerini kurdu. Bu ilk topluluklar, kavramı pozitif olarak, “bağımsız film yapımcısına” ya da “indie rock”a yakın bir şey olarak algıladılar. Serbest yazar Diana Johnson’ın 1983’te bir makalede Bağımsız Bilim İnsanları Akademisi (Academy of Independent Scholars) hakkındaki tartışmasında belirttiği gibi, bu kuruluşun üyeleri, “çok çeşitli ilgi alanları olan ve akademik artı puanların düzgün bir şekilde toplanmasını engelleyen türden dur durak bilmeyen beyinlerdi.” Kavram özgürlük ve asiliği akıllara getiriyordu: Bu bilim insanları, üniversitelerin kadro için teşvik amaçlı katı beklentilerine bağlı kalmadan, istedikleri her şeyi yapabilirdi.

Günümüzde ise, bir kurumla ilişik kurmadan akademik camialarda kalmak isteyenlerimizi ise mücadeleler bekliyor. Araştırmalar için fon bulabilmek ya da kütüphanelere ve internetteki kaynaklara erişim sağlamak kolay değil. Ayrıca, “bağımsız bilim insanı” kavramının kendisi ve şimdilerle getirdiği statü de var. Edebiyat alanında çalışan bilim insanı Laura Stempel, “bağımsız bilim insanı” kavramını kucakladı ancak doktorasını aldıktan sonra 10 yıl boyunca “mesleğin baskın anlatılarına karşı kendi hikâyesini devamlı okunabilir kılma ihtiyacıyla” mücadele etti. (Baskın anlatıların ise daimi kadroya geçemediğinde “tembel, sığ, iyi eğitim almamış ya da akademik hayatın sıkıntılarına yeterince kendini verememiş biri olarak damgalanmak olduğunu düşünmüştü.)

İş piyasasındaki kriz bu hikâyelerin daha da güçlenmesine sebep oldu. Tarih alanında, her yıl reklamı yapılan açık kadro sayısının iki katından fazla kişi doktora derecesi elde ediyor. Bunun “başarının” daha geniş bir şekilde tanımlanmasına yol açabileceğini düşünebilirsiniz. Ancak onun yerine, doktora kurumları hala, öğrencilerini sadece kalıcı kadroya geçme olasılığı olan meslekleri düşünmeleri için cesaretlendirerek “alternatif kariyer” eğitimlerini destekliyor gibi görünüyor. 

Bağımsız bilim insanlarının sayısının artmasıyla kavramın mesleki başarısızlıkla olan ilişkisi de pekişiyor. Bu kavramı kullanan pek çok profesör ve lisansüstü öğrencisinin saygısızlık etmek istemediğine eminim ancak onu eleştirmeden kullanarak kavramın hitap ettiği bizleri ötekileştiriyorlar.  

Bu durum en açık şekilde, bilim insanlarının gelecek yılın konferansları için panelleri hazırlamakla ve bu senenin toplantılarına kayıt yaptırmakla ya da onları ayarlamakla cebelleştiği yaz aylarının sonunda ve sonbaharda görülür. Bu toplantılarda yer almak için form doldurmak ve “kurumsal ilişiğimizi” belirtmez zorundayız. Bazen “bağımsız bilim insan”” için ayrı bir seçenek, en iyi ihtimalle de “diğer” kutucuğu olur. Pek çok akademik konferans kayıt sitesinde ise “yazar” seçeneği bulunmaz (“sanatçı”, “gazeteci” ya da “serbest editör” seçeneği olmadığı gibi). Bu kendimizi tam olarak tanımlayamama acizliği, bizi diğer insanlara karşı yabancılaştırıyor. 

Bu da, akademik çevrenin dışında yazılar yayınlayan, ders veren ve bilimsel çalışmalar yapan kişileri akademik organizasyonların istemediğini ya da biraz da olsa onlardan hoşlanmadığını gözler önüne seriyor. “Bilimsel çalışmanın” neyden oluştuğu ve kimin işe alınabilir olduğu da dâhil olmak üzere hiyerarşilere ve geleneksel akademik inançlara sıkı sıkıya bağlanmak bu durumu doğuruyor. Bölümler, “halk için”, öğrencilerinin gazetelere yazılar göndermelerini ya da köşe yazısı yazmalarını teşvik edebilir ancak bu yazı türleri daimi kadroya geçmenize yardımcı olmaz. Farklı bir yapıda makale ya da kitap yazınca insanlar sizi anlamaz ya da reddeder. 12 yıl ders verdikten sonra akademik çevreden ayrılmamın sebebi iki kitabım olmasına rağmen tam kadrolu bir çalışan değildim dolayısıyla işe alım ekibinin ilgisini çekmedim; bölüm içinde yerleşmiş tam kadroya geçme ve terfi kriterlerine uymamıştım. 

Beşeri bilimlerdeki kadro sayısı azalmaya, doktora derecesi elde eden nüfus da büyümeye (son derece etik olmayan bir durum ama onu da başka bir zaman ele alırız) devam ettikçe akademik çevrenin dışındaki ortamlarda çalışan bilim insanlarının sayısı artacaktır. Akademik çevrede çalışanların bu konuda yapması gereken iki şey, bu kriz üzerine kafa yormak ve bu esnada herhangi bir kurumla ilişiği olmayan bilim insanlarını ötekileştirmekten vazgeçmektir. Şu basit ama önemli adımlarla başlayabilirler:

  • Yazarları, gazetecileri, sanatçıları ve diğer bilim insanlarını gerçek bir meslektaş olarak kabullenin. Onlara nasıl tanımlanmak istediklerini sorabilirsiniz. “Bağımsız bilim insanını” seçip seçmemeleri fark etmez ancak onların karar vermesine izin verin, siz onları tanımlamayın. 
  • Etnik müzik araştırmacısı Rebecca Bodenheimer’ın da önerdiği gibi, meslektaşınızla sohbetinize “Nerede çalışıyorsun?”dan ziyade “Ne üzerine çalışıyorsun?” sorusuyla başlayın. 
  • Mesleki örgütler: Konferanslara kayıt olunan ya da öneri sunulan sitelerde bilim insanlarına hem kendilerini hem de çalışmalarını istedikleri gibi tanımlayabilme şansını tanıyın. (Ya da bunun önüne geçebilmek için, konferans ve programlarda ilişikliklerini belirten yaka kartlarını kullanmaktan vazgeçin.)
  • Konferans hazırlama komiteleri: Paneller ve yuvarlak masa toplantılarında sadece “alternatif kariyerler”” olan kişilere odaklanmak yerine çeşitli mesleklerden insanları davet etmek için hep beraber çaba sarf edin.

Yukarıda sıraladıklarımın hepsi küçük adımlar ama hepsinin anlamı büyük. Titiz çalışmalar ve yazılarla haşır neşir olan bizlere akademik topluluğun bir parçası olduğumuzu hissettirebilir. Bizlere, fikir alış verişinde bulunabileceğimizi, sosyal ve meslek, çevremizi genişletebileceğimizi ve akademik meslektaşlarımızla tartışabileceğimizi gösterebilir. Aynı zamanda öğretim üyeleri ve lisansüstü öğrencileri de bu rengârenk topluluktan yararlanabilir. Ek olarak, konuşma şeklimizi değiştirmek ve kendini tanımlayabilme yetisine yer açmak bir dizi yeni, kucaklayıcı mesleki kurallar oluşturabilir.

Bu değişiklikler, herkesi akademik iş piyasasının şu anki durumunu göz önünde tutmaya zorlayarak akademik çevrenin dışında çalışmalarını sürdüren bilim insanlarını da ön plana çıkarabilir. Şu, akademik çevrenin geleceği için hayati önem taşıyor: Bilgi üretmeye devam etmek istiyorsak bilim insanlarının farklı türden çalışmalarını tasdik etmeliyiz. 


Yazar: Megan Kate Nelson
Çeviren: Sinem Ayan
Kaynak: The Chronicle 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.