Günümüzde birçok insan hatta bilim ile ilgilenen birçok insan da dahil olmak üzere evrim ile ilgili fazlasıyla yanlış bilgilere sahiptirler. En temelinden bir özet geçmek gerekirse, eğitim sisteminin söylediğinin aksine teoriler hiçbir zaman bilimsel gerçeklere/yasalara dönüşmezler. Hatta ”Kanun” terminolojik olarak bilimsel bir terim değildir. Çünkü kanun demek, evrenin her köşesinde geçerliliğini koruyan, değişmez ve değiştirilemez demektir. Ancak evren, diyalektiktir ve böyle bir şey olması mümkün değildir. Bu yüzden ”Bilimsel Gerçekler” ya da ”Doğa Yasaları” daha doğru bir terim olur.

Bilimsel gerçekler/yasalar ”ne” sorularına cevap ararlar. Örneğin ”Cisimlere ne olur?” Cisimler düşerler. Buna yerçekimi denir. Geçtiğimiz yüzyıllarda birçok meraklı düşünür, yerçekimine farklı açıklamalar getirmeye çalışmışlardır. İlk uygarlıklar ile başlayan bu yolculuk, modern bilimdeki ilk adımları Galileo Galilei ile başlayıp günümüze kadar devam eder. Ancak ”Yerçekimini” anlamak ve fark etmek bu olay örgüsünün nasıl/neden gerçekleştiğini açıklamaz. Bu olay örgülerini açıklamak için bir takım sistematik test edilebilir mekanizmalara ihtiyaç vardır. İşte burada ”Hipotezler” ve ”Teoriler” yardımcı olur. ”Cisimler nasıl düşer?” Bunu Yerçekimi Teorileri ile açıklarız. Dikkat ederseniz çoğul… Çünkü bazen bir olay örgüsü birden fazla mekanizma ile açıklamak gerekir. Yerçekimini açıklamak için klasik fizik mekaniğinde Newton’un Kuramı, modern fizik mekaniğinde Genel Görelilik, Scalar-Tensor Teorisi ve Sicim Teorisi gibi bir çok teori ile gerçeğe en yakın şekilde açıklanmaya çalışılır.

page_egzersiz-yapmak-depresyon-icin-yeterli-degil_750000535

Konumuza dönersek, Evrim, bir doğal süreçtir, değişimdir. Bazen dünyanın evrimi, evrenin evrimi gibi kavramlardan ayırmak amacıyla ”Organik Evrim” ya da ”Biyolojik Evrim” olarak da adlandırılır. Evrim, modern biyolojinin alt yapısıdır, tohumudur. Evrim canlılığın başlangıcı ile ilgilenmez, türleşmesi ile ilgilenir. Başlangıcı biyokimyanın konusudur. Kısaca ”Canlılara ne olur?” canlılar değişir. Buna ”Evrim” denir. Ancak ”Canlılar nasıl/neden değişir?” sorusuna yanıt ver(e)mez. Canlılığın amacı genetik materyali bir sonraki nesle aktarmaktır. Genetik materyal, varyasyon arayışındadır. Bu sayede canlılar, biyolojik faaliyetleri için gereken maksimum süreyi ve minimum zorluk şartlarını elde etmeye çalışırlar. İşte bu olay örgülerini doğadan soyutlayıp gerek toparlamak gerekse matematiksel bir dille açıklık getirmek için teorilerden yararlanırız. Tıpkı Darwin’in ve Wallace’ın Doğal Seleksiyonu, Darwin’in Cinsel Seçilim ve Yapay Seçilimi, Mendel’in Kalıtım Kuramı, Theodosius Dobzhansky’in Evrimsel Sentez Kuramı diğer adıyla Neo-Darwin Kuramı ve Sewall Wright’ın Genetik Sürüklenme Kuramı gibi.

Halk arasında bir diğer yanlış anlaşılma ise türler arası ”Geçiş Formları” ya da ”Ara Formlar” olarak isimlendirilen canlılarda mevcut. Teknik olarak her canlı birer ara formdur. Doğan her canlı, ebeveyn ile aynı türde olacaktır. Bir geçiş olması için baş ve son bulunması lazım. Ancak biyolojik evrim olduğu sürece son yoktur. Evrim çok yavaş işleyen bir doğal süreçtir. Ancak taksonomide detaylı sınıflandırmalar ve çalışmalar yapabilmek adına spesifik bir zaman dilimine göre analiz edersek, A türü ve B türü ile ilişkilendirebileceğimiz hem A hem de B türünden ortak özellikler barındıran türlere ”Ara Form” diyoruz.

Kendinizi geç Kretase döneminde düşünün. Etrafınızda yüzlerce Gigantoraptor, Oviraptor ve Velociraptor gibi Dromaeosauridae türleri var. Kuş benzeri yırtıcı theropod dinozorlar. Daha sonra günümüz primatlarının ortak atalarından biri olan eteneli doğuran memeli bulduğunuzu düşünün. Ona baktığınızda dönemin canlılarına kıyasla farklı gelecektir. Eminim canlının soy ağacında bulabildiğiniz fosillerde, ortak özellikleri olan bir A ve bir B türü ile ilişkilendirip, o canlıya ara form diyeceksinizdir. Evrimi anlamak için bütün ara formları tek tek bulmamıza gerek yok zaten. Tıpkı birkaç parçası eksik olan bir arabanın araba olduğunu anlayabildiğimiz gibi. Zaten şimdiye kadar bulunan yaklaşık 200.000 fosil yeterince bilgi veriyor.

Örneğin belki de 100.000 sene sonraki (tabi kendi kendimizi ya da dünyayı yok etmezsek) primat türleri kişisel olarak ürettiğim kurgusal bir tür olan Homo nosco, (latince bilen/farkında olan/kabullenen insan demektir. Bu adı seçmemin sebebi Foucault’ın dediği gibi çünkü günümüzün sorunu artık ne olduğumuzu keşfetmek değil, olduğumuz şeyi reddetmektir.) bizim yapısı korunabilmiş bazı fosillerimizi bulup ”Ara Form” diyecekler. Kim bilir?

Yazan: Pedram Türkoğlu

Please complete the required fields.