Evrensel zaman artarak ilerleyen bir şey değil.
Günlük hayatlarımızda yüzleştiğimiz baskıların arasında, zamanın doğasının en derin etkiye sahip olduğuna karşı çıkmamız mümkün değildir. Günlerimiz, haftalarımız, aylarımız ve yıllarımız geçtikçe zaman geçmişten günümüze, oradan da geleceğe doğru akar ve asla tersi şekilde işlemez. Fakat evrenimizi yöneten fizik yasalarına göre, zamanın hangi yönde seyahat ettiği fark etmeksizin, aynı şeyler yine de gerçekleşecektir. Fizikçiler şimdi de, yer çekiminin evrendeki her bir nesneyi ileri-hareket yönüne doğru itecek kadar güçlü olmadığını iddia ediyorlar.

Bu durumda bizim bildiğimiz şekliyle zaman, gerçekten mi yoksa sadece kendi zihinlerimizde mi var? Her şeyden önce, zaman oku diye adlandırılan kavramın üzerinden kısaca geçelim.
İleri yönlü zaman oku sayesinde gençler yaşlanır, geçmiş ise bir zamanlar gelecek olan bugüne dönüşür. Çırpılmış yumurtalarınızı eski haline getiremez, kırılmış bir bacağınızı da control z tuşu ile geri alamazsınız.
Lakin eğer bir saniyeliğine kendi perspektifimizi unutup, durumumuzdan uzaklaşır ve evrene bir bütün olarak bakarsak, söyleyebileceğimiz kadarıyla, evrenin davranışını yöneten tek şey fizik yasalarıdır.

Sorun da şu ki bu yasalardan sadece ve sadece bir tanesinin tamamıyla zamansal olarak tersine çevrilebilir olduğu düşünülmektedir ki bu da zamanın ileri veya geri doğru aktığının bir önemi olmaksızın aynı etkilerin meydana geleceği anlamına gelmektedir.

Lee Billings, Scientific American dergisinde şöyle söylüyor. “İster Newton’un yer çekimi yasası, Maxwell’in elektrodinamik bilimi, Einstein’ın özel ve genel görelilik kuramı veya kuantum mekaniği , evrenimizi en iyi tanımlayan tüm denklemler, zaman ileri de aksa geri de aksa mükemmel bir şekilde çalışmaktadır.”

Evrendeki zamanın tersine çevrilebilirliği özelliğinin bir diğer örneği de yer çekim gücüne göre bir yıldızın yörüngesinde dönmekte olan bir gezegenin izlediği yoldur. Brendan Cole bu yılın başlarında şöyle bir açıklama yapmıştır. “Zaman ileri de aksa, geri de aksa, gezegensel yörüngeler tamamen aynı yolu izleyeceklerdir. Tek fark yörüngenin yönü olacaktır.”
Bu durumda zaman nesnel midir? Bu Einstein’ın özel görelilik teorisinin anlattığı şey olabilir, yine de termodinamiğin ikinci yasası diye adlandırılan küçük bir konu daha var.
Termodinamiğin ikinci yasasına göre, zaman geçtikçe, Evrendeki kargaşa, diğer bir deyişle entropi, daima artacaktır. Çırpılmış yumurta örneğindeki gibi, bir kere bozuldu mu, geri döndürülemez ve belli bir sisteme uygulanan kargaşa miktarı azaltılamaz.

Cole şu şekilde bir açıklamada bulunuyor. “Fizikçiler, bu sebepten ötürü, zaman okunun kaynağı olarak ikinci yasa üzerinde isteksizce uzlaştılar: Bir şey gerçekleşince karmaşa daima artmak zorundadır ki bu da zamanın sadece tek bir doğrultuda ilerlemesini gerekli kılar.”
Tüm bunlar size biraz karmaşık geldiyse, sebebi gerçekten karmaşık olması.
Birçok fizikçi, yerçekiminin yeterli miktarda küçük parçaları birbiriyle etkileşim içine girmesine zorlarsa, ileri yönlü zaman okunun oluşacağını ve entropinin artacağı üzerine tahmin yürütmektedirler. Bir kez bu küçük parçalar çok daha büyük şeylerle etkileşime girmeye başladı mı kurallar daha yönsüz bir evrenin lehine şekillenecektir.

Fakat bunun işe yaraması için, entropinin artmış olması gerekir ki bu da evrenin şuan olduğundan daha düzenli bir şekilde başlamış olmak zorunda olduğu anlamına gelir. Bu da zaten fizikçilerin zamanın ileri, geri, yana, hangisi olursa, aktığı paralel evrenlerin var olduğunu iddia ederek açıklamaya çalıştıkları bir kavramdır.
Modern bilimin en büyük çıkmazlarından birinin özünü öğrenmek amacıyla, birkaç fizikçi tüm bu çılgınlığın arkasındaki gücün yer çekimi olduğu savını test etmeye karar verdiler. Parçaların zaman oku tarafından yönetilmelerinden, evrenin yönsüz yasası tarafından yönetilmelerine geçişinin düşünüldüğü nokta uyumsuzlaşma olarak bilinmektedir.

Nick Stockton’ın Wired dergisinde uyumsuzluk kavramını en belirgin şekilde açıklayan hipotezin, uyumsuzluğu kuantum ve klasik mekanik arasındaki bağlantıların yerçekimi sayesinde silindiği zaman olarak tahmin eden Wheeler-DeWitt denklemi olduğunu açıklamıştır.

Fakat Harvard Üniversitesinden fizikçi Dmitry Podolsky ve Astellas Global Regenerative Medicine’de başkanlık yapan Robert Lanza, Wheeler-DeWitt denklemi üzerinden yerçekimi ölçümleri yürüttüler ve matematiksel işlemleri yapınca denklemin, zamanın ileri yönlü hareketinin tamamıyla nasıl ortaya çıktığını açıklamadığını buldular.
Sonuçlarına göre, yer çekimi etkisinin aslında evrensel zaman okunun nedenini bulmada çok yavaş bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır.
Stockton’un ifadesine göre eğer ki yer çekimi, moleküllerin daha da büyük bir şeye çözüldüklerinde, moleküller arası etkileşimi elinde tutan güç olmak için çok zayıf kalıyorsa, yer çekimi molekülleri zaman yönünde aynı tarafa zorlayacak kadar güçlü olması mümkün olamaz.

Lanza Discover dergisinde şu şekilde yazmıştır. “Makalemiz, zamanın sadece geçmişten geleceğe tiktaklarla ilerleyerek var olmadığını, daha ziyade gözlemcinin olayları deneyimlemesiyle ilgili bilgiyi saklama yeteneğine dayanan, gelişmekte olan bir özellik olduğunu göstermektedir.”
Bu da zaman oku kavramının nesnel olduğunu ve bizler olan gözlemci tarafından belirlendiğini ileri sürmektedir. Lanza Wired dergisinde şu şekilde belirtmiştir: “Görelilik üzerindeki çalışmalarında Einstein zamanın gözlemciye bağlı olduğunu göstermiştir. Bizim çalışmamız bir adım daha ileri giderek aslında gözlemcinin zamanı yarattığını savunuyor.”

California Berkeley Üniversitesinden çalışmalara dâhil olmamış olan Yasunori Nomura, Dmitry ve Lanza çiftinin uzay saati yapısını dikkate almadıkları ve hiç kimsenin gerçek olduğuna emin bile olmadığı ‘gözlemci saati’ kavramını denkleme uyguladıklarına dikkat çektiğinden, bu fikir elbette tartışmalı olmuştur.
Nomura cevabın zaman kavramının, gözlemcileri sisteme dahil etmeden matematiksel olarak tanımlanıp tanımlanamayacağına dayalı olduğunu söylemektedir.
Evrendeki zamanın garipliğini açıklamak istiyorsak, henüz oraya kadar gelmiş değiliz, ama Lanza ve Podolski’nin belirttiğine göre belki de bir şeyi gözden kaçırıyoruz. Araştırmacıların da bu senenin başlarında belirttiklerine göre acaba karanlık enerji diye bir şey var olabilir mi?

Yazar: Bec Crew
Çeviren: Merve Erdoğdu

Kaynak: Science Alert