Sigmund Freud’un Londra Freud Müzesi’nde sergilenen çalışma masasının tam arkasında, ünlü psikanalistin kişisel kütüphanesinde Shakespeare ve Goethe’ye ait ciltler dolusu kitap bulunuyor. Shakespeare’nin oyunları, hayatı boyunca Sigmund Freud’un raflarında önemli bir yer edindi. Freud, Shakespeare okumaya sekiz yaşında başladı ve arkadaşlarına, meslektaşlarına ve sevgilisine yazdığı mektuplarda onun oyunlarından alıntılar yaptı. Bu oyunlarda geçen satırları, hayatındaki başarısızlık ve ölüm gibi zorlu meseleleri anlamak için kullandı.

(Horatio ve Hamlet), Mezar Kazıcı Sahnesi) Eugene Delacroix, 1839
(Horatio ve Hamlet), Mezar Kazıcı Sahnesi) Eugene Delacroix, 1839

En önemlisi ise şu ki Shakespeare’in oyunları, Freud’un psikanalizi yapılandırdığı hammaddenin parçalarıdır. Temalar, imgeler olaylar dizisi ve replikler, oyunların biçimlendirici etkisini sezdirir halde, psikanalizin temel metinlerinde işlenmiştir. Freud’un Shakespeare ile olan metinlerarası ilişkisi alıntı, kinaye, edebi yorumlama dahil birçok biçimde ortaya çıkar. Bazı kinayeler, Freud’un metinlerine kendisinin bile farkında olmayabileceği şekilde gömülmüştür.

20. yy’ın ilk yarısında, psikanalizin etkisinin zirvede olduğu günlerde, kuramın kavramları, bilhassa Sigmund Freud, Ernest Jones ve Jacques Lacan tarafından Hamlet’e uygulandı ve bu çalışmalar tiyatro eserlerini etkiledi. Düşlerin Yorumu (1900)’nda Freud’un analizleri “Oyun, Hamlet’in kendisine verilen intikam görevini yerine getirmekte tereddüt etmesi üzerine kurulmuştur; ancak metinde bu tereddütler için gerçek bir güdü yada gerekçe sunulmaz” cümlesiyle başlar. Çeşitli edebi teorileri inceledikten sonra, Freud, Hamlet’in “annesine karşı Oedipal bir arzusu olduğunu ve sonrasında suçluluk duygusunun onu, kendisinin bilinçsizce yapmak istediği şeyi gerçekleştiren Claudius’u öldürmekten” alıkoyduğu sonucuna varmıştır.

Ophelia, Alexandre Cabanel (1883)
Ophelia, Alexandre Cabanel (1883)

Bastırılmış arzularıyla yüzleşen Hamlet, “kendisinin gerçekte, cezalandıracağı günahkardan çok da farklı olmadığınının” farkına varır. Freud, Hamlet’in belirgin şekilde ortaya çıkan “cinsellikten uzak durma” durumunun -manastırda Ophelia ile konuşmasında ifade edilir- bu yorumla uyuştuğunu belirtir. Bu “cinsellikten uzak durma” mefhumu, Hamlet’in bu tutumunun günümüzün homoseksüel veya aseksüel eğilimleriyle bağdaştırılmasına sebep olmuştur. John Barrymore’un, Thomas Hopkins’in yönettiği uzun soluklu New York performansı, Birinci Dünya Savaşı sonrasında ateşlenen, Victoria dönemine ait (muhafazakar olan) her şeye isyan etme düşüncesine paralel olarak “Freudyen yaklaşımda karaktere dair yeni bir çığır açmıştır.” 19. yy geleneğinin tatlı, nazik prensini sunarken, karakterini cinsel güç ve şehvetle doldurarak daha dobra bir tavır sergilemiştir.

1910’da Ernest Jones’un -bir psikanalist ve Freud biyografisi yazarı- Hamlet’in Gizemine Dair Bir Açıklama Olarak Oedipus Kompleksi: Güdü Üzerine Bir Çalışma adlı eserinin yayımlanmasıyla başlayan süreç, Freud’un fikirlerinin Hamlet ve Oedipus (1949) kitabında bir dizi makale olarak yer alıp geliştirilmesine vesile oldu. Jones’un psikanalitik yaklaşımından etkilenen birçok yapım, Hamlet’in annesiyle yüzleştiği oda sahnesini cinsel yaklaşımın ışığında tasvir etmiştir. Bu yorumda, Hamlet, annesinin Claudius’la “ensest” bir ilişkisi olmasından tiksinir. Aynı zamanda adamı öldürmekten de korkmaktadır ki bu, Hamlet için annesinin yatağına giden yolu açacaktır. Babasının ölümünden sonra akıl sağlığını kaybeden Ophelia’nın durumu ise, yine Freudyen bakış açısıyla okunabilir: Kavuşmayı umut ettiği aşığının -babasının- ölmesine karşıt bir tepki. Ophelia, babasına olan tatmin edilmemiş aşkının ansızın yok olması ile deliliğin kayıtsızlığına sürüklenir.

1937’de Tyrone Guthrie, Old Vic Tiyatrosu’nda Lauence Olivier’in oynadığı ve Jones’dan ilham aldığı bir versiyon olan Hamlet’i yönetti. Olivier buradaki bazı fikirleri oyunun 1948’de çekilen film versiyonunda kullandı.

1950’lerde, Lacan’ın Hamlet hakkındaki yapısalcı teorileri, ilk olarak Paris’te verilen bir dizi seminerde sunuldu ve daha sonra Desire and the Interpretation of Desire in Hamlet adıyla yayınlandı. Lacan, insan zihninin dil yapılanmalarıyla belirlendiğini ve Hamlet’in dilbilimsel yapısının insan arzusuna ışık tuttuğunu farz etmiştir. Hareket noktası, Freud’un Oedipal teorileri ve oyun boyunca süregelen “matem” temasıdır. Lacan’ın analizlerinde, Hamlet, bilinçsizce fallus rolünü üstlenir ki bu da onun eylemsizliğinin sebebidir. Giderek “yas tutarak, fanteziler kurarak ve psikoza girerek” gerçeklikten uzaklaşır, ki bunlar da zihninin sembolik, imgesel ve gerçek görünümlerinde boşluklara (yokluğa) yol açar. Lacan’ın teorileri, oyuna karşı geliştirdiği alternatif tasavvur ve oyunun psikolojik tabiatını keşfetmeye yönelik anlambilimsel yaklaşımı nedeniyle Hamlet’in edebi eleştirilerini etkilemiştir.

(Oedipus ve Sphinx) Francois Xavier Fabre, 1808
(Oedipus ve Sphinx) Francois Xavier Fabre, 1808

Harold Bloom’un “Yüzyıllar Boyu Shakespeare” eserinde, editörler Bloom ve Brett Foster, Shakespeare ‘in Hamlet karakterini betimleme şeklinin Freudyen Oedipus kompleksinin kapasitesini aştığını ve bunu da trajedi boyunca tariflenen karakterlerin boyutlarını bütünüyle kapsamak amacıyla yaptığını ifade etmiştir:

Bir keresinde, Freud, Oedipus Kompleksini Hamlet’e bağlamakta zorlanmıştı: bazı parçalar yerine oturmuyordu; ve bu durum, sadece Freud’un Coriolanus’u Hamlet’e tercih eden T.S. Eliot’dan daha iyi iş çıkardığını kanıtladı. Oyunu estetik bir başarısızlık olarak tanımlayıp kendi Hamlet Kompleksini ortaya koyan Eliot’a kim inanırdı?” Kitap, aynı zamanda, James Joyce’un yorumunun“ özellikle Ulysses’in kütüphane sahnesinde, Shakespeare’i muhteşem şekilde betimlediğini, Hamlet’in babasız oluşunu kusursuzca ima ettiğini ve Shakespeare ile Hamlet arasında pragmatik bir boşluk açtığını” belirtiyor.

Freud-ve-Shakespeare

Joshua Rotman, The New Yorker’da “Freud’un Hamlet’i anlamak için Oedipus kompleksi fikrini kullandığını söylediğimizde hikayeyi yanlış yerden anlatıyoruz” yazdı. Rothman, bunun “tam tersi” olduğu fikrini ortaya atttı: “Hamlet, Freud’un psikanalizi anlamasına, belki de icat etmesine yardım etti” dedi ve şöyle ekledi; ”Oedipus Kompleksi yanlış bir adlandırma. Bu, ‘Hamlet Kompleksi’ olarak adlandırılmalı.”

Hamlet Made Simple makalesinde David P. Gontar, Claudius’un sembolik bir baba figürü olmadığını, aksine Prens Hamlet’in biyolojik babası olduğunu önererek durumu psikanalistlerin aleyhine çeviriyor. Claudius’u öldürme konusunda tereddüt etmesi, Hamlet’in açısından, gerçek babasını öldürmeye razı olmaması durumundan kaynaklanıyor. Eğer Hamlet, Claudius’un biyolojik oğluysa, bu birçok şeyi açıklar. Hamlet, kralın ölümüyle birlikte Danimarka Kralı olmuyor. Hamlet’in Claudius’un biyolojik oğlu olması herkesçe bilinen bir sırdır ve prens, sadece tahta çıkma sırasını bekleyen gayrı meşru bir çocuktur. Annesine, nefret ettiği bir adamla olan uzun süreli ilişkisinden dolayı kızgındır ve Hamlet, tiksindiği bir adamın soyundan geldiği gerçeğiyle yüzleşmelidir. Bu nokta, T.S. Eliot’un oyunun Hamlet’in annesine olan öfkesine açıklama getirmek amacıyla “objektif bir bağlantı” sunmadığından dolayı başarısız olduğu yönündeki yakınmasını geçersiz kılar. Gontar, okuyucunun Hamlet’in göründüğü kişi olmadığını farz etmesinin objektif bağlantıyı görünür kıldığını öne sürer. Hamlet’in ilk monologda intihara meyilli olması, annesinin aniden evlenmesinden kaynaklanmaz; hor görülen Claudius ile yaşadığı yasak ilişkinin Hamlet’i onun oğlu yapmasından kaynaklanır. Son olarak, Hayalet’in Hamlet’in babasının başka biri olduğunu teyit etmesi, prense intikam için gerekçe veren uydurma bir üretimdir.

Kaynak: Freud Quotes
Çeviri: Zeynep Şenel Gencer

Please complete the required fields.