Friedrich Nietzsche, metodik ve sistemci bir ontoloji geliştirmeyle uğraşmadı. Her şey dejenere olur, vakti geldiğinde de dejenere olan şeylerin yerine yenisi konur. Bunu da üst insan yapar. Evrende, uzay ve atomlar sınırlı; zaman sonsuzdur. Ancak sınırlı sayıda şekil birleşimi olabilir. Evrende her olay bundan dolayı döngüsel olarak tekrar etmek zorundadır.

Bir filozofu anlamak için onun yaşadığı döneme, ailesine, dönemin siyasi koşullarına, akımlara ve daha birçok unsura aynı anda dikkat etmemiz gerekir. Bir insanı bugünün şartlarına göre değerlendiremeyiz yani. Her koşul o an için doğrudur. Bu sebeple de filozofları anlayabilmek zorlu bir süreçtir. Bundan en çok pay alan filozoflardan birisi de kuşkusuz Friedrich Nietzsche’dir. Onun yazdıklarını anlamak ve aslında ne anlattığını tahlil etmek yorucudur. Genelde de yanlış yorumlanır.

Sistemli bir yapısı olmadığı için de çoğunlukla filozof olup olmadığı bile tartışma konusudur. Tüm bu etiketlemelerden önce yapılması gereken tek şey onu anlamaya çalışmak olacaktır. Nietzsche’yle ilgili yazılan çizilen birçok yazı mevcut. Ancak ben bu yazımda diğerlerine kıyasla daha az işlenmiş ama bana göre en çok vurucu olan konuyu işlemek istiyorum. Bu da bengi dönüş, ebedi tekrar’dır.

Nietzsche’ye göre, oluşumlar tekrarlanmadır. Her şey tekrarlanacak, aynı şeyler sürekli tekrarlanacaktır. Bengi dönüş oluşun olumlandığı andır. Benim yaşadığım bireysel anların bir dönüşümüdür. Nietzsche, bizi burada oluşun parçalığına götürür. Buradaki ana nokta oluşun an be an olmasıdır. Nietzsche’nin üst insanının en temel özelliği nedir? “Bütün yaşamını olumlayabilme özelliği.” Bengi dönüşle de bize verilmek istenen mesaj anı öyle bir yaşa ki o anı binlerce kez yaşamayı elde et. Anı öyle bir yaşa ki bu anı yüz kere bin kere daha yaşamak ister misin diye sorduklarında cevabın evet olsun. Bu, üst insan olma yolunda önemli bir adımdır. Bütüne bakma, zaten bu şekilde bütünü yakalayacaksın. Nietzsche’nin bengi dönüşüne ilk baktığımızda monotonluk olduğunu düşünüp yanılgıya düşebiliriz. Tamamen aynı şeyleri yaşayarak nasıl bir adım ötesine gidebiliriz diye sorabiliriz. Onun felsefesinin güzelliği de tam olarak buradan gelmekte, bengi dönüş daha sonra değer kavramıyla birleşir.

Değerin özü onun bir bakış açısı olmasında yatar. Değer, bakışın sabitlendiği şey anlamına gelir. Değer, bir şeyi amaçlayan ya da bir şeye itimat eden ve bu itimatla bir şeyi hesaba katan şeydir. Değer sayıldığı sürece değerdir. Değerin bakış açısı oluş halindeki hayatın göreli süresinin tüm biçimleri itibariyle muhafaza etme ve ziyadeleştirme koşullarını oluşturan bakış açısıdır. Güç iradesi nihai noktada özünde değer koyan bir ifadedir. Değer koymak, değer oluşturmak ve kurmaktır. Güç iradesi de değerleri muhafaza etmenin, geliştirmenin koşullarını sağlamak durumundadır.

Nietzsche’nin amacı aslında tam olarak budur: değer oluşturabilme. Döneminin içindeki yozlaşmayı görüp buna karşı çıkarak tamamen yeni bir düzen kurma gayesi, değer oluşturabilme… Bunu da yapabilecek nice insan onun deyimiyle üst insandır. Nietzsche’nin her şeye olanca karşı çıkışı, kitaplarında kullandığı deyim ve tüm farklılığın belli bir sebebi ise onun dikkat çekme arzusudur. O, hayatın koşuşturmacası içinde kendini unutan bireylere karşı bir tepkidir. “Komşunu sev” ilkesine karşı olma sebebi insanın bir an için bile kendisiyle baş başa kalmasına izin verilmeyen, tüm anların bir çırpıda yaşanan biten ve her şeyi bütün halinde görmek isteyen, bu yüzden de anı kaçıran insanlığa bir çağrıdır.

Kaynakça:

Nietzsche, F. (1982). Zerdüşt böyle diyordu. (O. Derinsu, Çev.) Varlık Yayınları
Nietzsche, F. (2017). Güç istenci. (N. Epçeli, Çev.) Say Yayınları

Yazar: Tuğçe Çifci

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.