Ted Kaczynski masum insanları yaralayan ve öldüren bir deliydi fakat geleceğe yönelik endişelerinin bir kısmı gerçek olmuş olabilir mi?

2017 standartlarında, manifestosunda “dünyanın deliliğinin en yaygın dışavurumlarından biri solculuktur” diye bağıran sakallı bir adamın adı, en iyi ihtimalle, Alex Jones tarafından tüm topluma duyurulurdu. En iyi ihtimalle binlerce anonim mesaj panosu posterinin kahramanı olurdu. Teknolojiye karşı yazdığı 35.000 kelimelik “Endüstriyel Toplum ve Geleceği” adlı eleştiri ise kişisel bir blog için uygunken ulusal bir gazeteye pek de uyum sağlamıyor.

Elbette, bundan 20 yıl önce “Unabomber Manifestosu”nu postaladığında bu büyük bir haber değeri taşıyordu. Montana’daki bir kulübede elektrik ve su olmadan bir münzevi olarak yaşadığı ve üniversite akademisyenleri ile kurumsal havayolu yöneticilerine posta ile bomba gönderdiği 10 yıldan sonra Kaczynski, New York Times ve Washington Post gazetelerine mektuplar yazarak manifestosunu yayınlamalarını ve üç sene boyunca yıllık olarak basmalarını istedi. İsteğini yerine getirdikleri takdirde bombardımana son vereceğini söylüyordu. Aksi halde ise Unabomber daha pek çok bombanın gönderileceğini haber veriyordu.

Olaylar 1978’in Mayıs ayında, bir paketin patlayarak Northwestern Üniversitesi güvenlik görevlisini yaralaması ile başladı. Bundan bir yıl sonra, başka bir bomba aynı üniversiteye gönderildi ve bir doktora öğrencisinin yaralanmasına sebep oldu. 1979’da ise Kaczynski, bir Amerikan Havayolları uçuşunun yük ambarına bomba sızdırdı. Uçuş sırasında patlayan bomba, acil durum inişine sebep olmakla kalmayıp 12 yolcunun dumandan zehirlenmesine yol açtı. 1985’te işleri daha da abartarak şarapnel yüklü bir bombayı Sacramento, Kaliforniya’daki bir bilgisayar mağazasına yolladı ve sahibini ilk kurbanı ilan etti. 1980’lerin ortasında Unabomber habersiz ve nedensizce saldıran bir katil ve gerçek bir Amerikan umacısı olmuştu. Bu yaptıklarının amacı neydi, ve ne zaman tekrar edecekti?

Manifestonun yayınlanması Kaczynski’nin sonu oldu. Ailesinin Ted’in bu terör kampanyasının arkasında olduğuna dair şüpheleri vardı. Kardeşi David, manifestonun yayınlanmasının ve Unabomber’ın yakalanmasına yarayacak herhangi bir bilgiye milyon dolarlık ödül koyulmasının ardından FBI ihbar hattını arayan binlerce insandan biriydi. Uzun bir aramadan sonra 3 Nisan 1996’da FBI ajanları Lincoln, Montana’daki kulübesinde darmadağın halde olan Kaczynski’yi tutukladı. Kulübede bulunan diğer şeyler arasında bomba yapımı için parçalar, 40.000’i aşan günlük sayfaları ve manifestonun orijinal el yazması vardı.

Kasten zarar vermek amacıyla bombalar gönderen bir insanın hareketlerini savunmak söz konusu olamaz. Fakat Discovery mini-serisi Manhunt: Unabomber’ın baş yapımcısı Andrew Sodroski, Kaczynski’nin sözlerinden öğrenilmesi gereken çok şey olduğunu iddia ediyor. Gazetecilerle yaptığı bir telefon konferansında, “Manifestoda teknoloji ve toplumla ilgili söylenenler, Ted’in yayımladığı zamana kıyasla günümüzde daha geçerli.” diye belirtiyor.

Cinayetle suçlanan teröristlerin çoğu televizyon yapımcıları tarafından peygamber olarak çağırılmaz. Dahası, farklı politik görüşlerden akademisyenler Unabomber’ın teknoloji karşıtı görüşlerinin zamanının ötesinde olduğuna inanıyor. “Niyetinden öte ortaya koydukları Cesur Yeni Dünya (Aldous Huxley) ve 1984’e (George Orwell) denk bir yeri hak ediyor.” diyor psikiyatrist ve Fox Haber Medikal A-Takımı üyesi Dr. Keith Ablow. Ünlü yazar, bilgisayar bilimcisi ve fütürist Ray Kurzweil, manifestodan bir pasajı 1999’da yazdığı Ruhsal Makinalar Çağı adlı kitapta alıntılıyor. Bazıları Kaczynski’nin öldürücü bir modern Henry David Thoreau olduğuna inanırken diğerleri bir dahi ve peygamber olduğunu söylüyor. Peki ya Kaczynski’nin doğru yaptığı şey neydi?

Kaczynski manifestosuna “Sanayi Devrimi ve sonuçları insan ırkı için bir felakete dönüştü.” ibaresiyle başlıyor. Dikkatinizi çekerim ki sövüp saydığı teknoloji 1990’ların ortasına, yani akıllı telefonlardan, Twitter’dan, Facebook beğenilerinden ve satın almalarınızı kolaylaştırmak için geliştirilen algoritmalardan önceye ait. Yazı boyunca “distopya” kelimesine rastlanmamasına rağmen Kaczynski geleceğin bir çeşit Philip K. Dick veya Handmaid’s Tale senaryosu olmadığına, distopik geleceğin uzun zaman önce başladığına inanıyordu. (Hala hapisteki hücresinde bunu düşündüğünü varsayabiliriz.) Bilgisayar ağları, kitle iletişim medyası, modern sağlık sistemi, böcek ilaçları ve kimyasallar; kısaca Sanayi Devrimi sonrası ürünlerin gezegeni mahvettiğini söylüyor. Manifestonun bir parçasının başlığı, “Teknolojinin ‘Kötü’ Yanları ‘İyi’ Yanlarından Ayrılamaz.”

Manifestonun 49 numaralı paragrafında Kaczynski, “Modern dünyada doğaya hükmeden insan toplumudur; tam tersi değil. Ve modern toplum teknolojik gelişmeler yüzünden hızla değişir.” diyor. Ona göre en büyük sorunlardan biri, yapay zekanın kaçınılmaz gelişimi ve insanlığın bu gelişimle nasıl başa çıkacağıydı. “Öncelikle bilgisayar uzmanlarının her şeyi insanlardan daha iyi yapabilen akıllı makineler geliştirmede başarılı olduklarını varsayalım.” 2015’te yayınlanan bir Wired makalesinde açıklandığı üzere, “Universal Robots’un geliştirdiği bir imalat makinesi yalnızca lehimlemek, boyamak, vidalamak, yapıştırmak ve kavramakla kalmıyor, eskidiklerinde veya bozulduklarında kendisine yeni parçalar üretiyor.” Marketlerde hesabınızı kapamaktan burger çevirmeye, robotlar iş gücüne ve maliyet düşürmeye entegre olmak üzere tasarlanıyor.

172 numaralı paragrafta, “Bu durumda büyük olasılıkla tüm işler devasa organize makine sistemleri tarafından yapılacak ve insan çabasına gerek kalmayacak. İki durum da meydana gelebilir. Makineler tüm kararlarını insan yönetimi olmaksızın verebilir veya makineler üzerindeki insan kontrolü sürdürülebilir.” diyor. Kaczynski’nin düşünceleri yayınlandığında daha Terminatör versiyonu robotların insanlığı ele geçirmesi ve yok etmesi fikriyle uğraşıyorduk; bu bir kabus senaryosu, bir kurguydu. Fakat Kaczynski spekülatif kurgu yazmıyordu. Akademik bir bakış açısından teknolojinin nereye doğru ilerlediğini ortaya koyuyordu.

Teknolojinin insanlığı ele geçirmesi korkutucu ihtimallerden yalnızca biriydi. Süper zenginlerin ve şirketlerin her şeyi kontrol etmesi ise bambaşka bir senaryoydu. “İnsan özgürlüğü büyük ölçüde yok olacak; çünkü bireyler ve küçük gruplar süper teknolojiyle, gelişmiş psikolojik ve biyolojik manipülasyon araçlarıyla, gözetleme ve fiziksel baskı aletleriyle silahlanmış büyük organizasyonlara kıyasla güçsüzleşecek.” diyor Kaczynski.

Teknoloji şirketleri kedi kumu satın almaktan tutun Twitter’da atıp tutmaya kadar türlü amaçlar uğruna online olan insanlar hakkında aşırı miktarda veriye sahip. Bu verileri anlama ve kullanma ise kendi içinde bir endüstri. Bizi manipüle etmek amacıyla kullanılıyor olabilirler mi? 2016 Birleşik Devletler seçimlerini ve Facebook’ta yayılan sahte haberlere bir göz gezdirin. 2016’da BuzzFeed’de yayınlanan “Aşırı Yandaş Facebook Sayfalarının Yanlış ve Yanıltıcı Paylaşımları Endişe Verici Boyutlara Ulaştı” adlı yazıda ifade edildiği üzere bu paylaşımlar takip etmedikleri sayfalardan paylaşılsa da kişilerin haber akışında boy gösterdi. Yalan haberlerin bazıları demode yöntemlerle ağızdan ağıza yayılırken, New York Times yazarı John Herman’ın belirttiği üzere sosyal medya üzerinden yayılan yanlış haberlerin, “en azından Facebook algoritmasında bir kısmı,” büyümeye veya ölmeye mahkum. Kaczynski’ye göre bu, buzdağının yalnızca görünen ucu. Kaczynski’nin sözleri geniş bir kitlenin önüne koyulduğunda tüm bunlar ihtimal dışı gibi görünüyordu. 1994’te kitlelere The Net filmindeki gibi tatlı dilli siberteröristlerin, bilgilerini çalmaya ve istedikleri gibi kullanmaya niyetli oldukları söyleniyordu.

Tüm bunlardan sonra Kaczynski’yi peygamber olarak nitelendirmek zorlama olabilir. O insanlığın yöneldiği noktayı gören ve oraya varmalarını gerekli gördüğü her şekilde, buna insanları katletmek de dahil, durdurmaya çalışan oldukça zeki bir insan. Buna rağmen manifestosunda devamlı olarak kaçınılmazı durdurmanın mümkün olmayabileceğini söylüyor. Belirttiği üzere manifestosunun tek amacı devrim ve anarşi: “Manifestonun amacı hükümeti değil, mevcut toplumun dayandığı ekonomik ve teknolojik temelleri devirmek.” Eko-anarşist harekete olan hayranlığını ifade eden ve 1999’daki bir röportajında “fakat daha iyi yapabileceklerini düşünüyorum” diyen Kaczynski, “sosyalistler, kolektivistler, ‘siyasal olarak doğu’ tipler, feministler, eşcinseller ve engelli aktivistleri, hayvan hakları aktivistleri ve benzelerini” kapsayan solcuları da hedef alıyor. Aynı zamanda “muhafazakarların aptal olduklarını, bir enayinin hükümete olan içerlemesini büyük işletmelerin gücüne katkıda bulunmak için sömürdüklerini” yazıyor. Kaczynski insanların kendisinden şüphe etmesini sağlamayı dahi deniyor: “Feministler kadınların erkekler kadar yetenekli ve güçlü olduğunu kanıtlamak için çaresizce uğraşıyor. Açıkçası, kadınların erkekler kadar güçlü ve yetenekli olmayabilecekleri korkusuyla dolmuş gibi görünüyorlar.”

Tüm bunlar Kaczynski’nin kahraman olmadığı gerçeğini pekiştiriyor. “Endüstriyel Toplum ve Geleceği” kitabını yazan kişi, bir fanatik. Ve genelde görüldüğü üzere de fanatikler olayları trajik boyutlarda abartabiliyor. Yine de sözlerinden çıkarmamız gereken bir mesaj var: Toplumun standartlarına boyun eğmeye alıştığımız her seferde kendimizden bir parçayı kaybediyoruz. Ek olarak kendimizi fazlasıyla teknolojiye kaptırmış durumdayız. Teknolojinin hayatlarımızı ele geçirmesine kendi isteğimizle izin veriyoruz. Bu, peygamber kılığına girmiş bir deliden duymamızı gerektirecek türden bir gerçek olmak için fazla aşikar. Tekno dünyadan bir ifade çalmam gerekirse, Kaczynski yalnızca bu düşünceleri erken benimseyen biriydi. Tüm bunlara rağmen uyarısı, bunu yayarken hayata geçirdiği korkunç amelleri yüzünden gözden kaçmaya devam edecek.

Yazan: Jason Diamond
Çeviren: Göksu Nur Kayacılar
Kaynak: RollingStone