Baba’nın Yokluğu

Örnek Film: Man of Steel

Bu kısa seriye, Lacanyen arka planlı sinema klişelerinin belki de en sık rastlananı ve en kolay fark edileniyle başlıyoruz. 2013 yılının en büyük yapımlarından sadece bir kaçını örnek göstermek bile yetecektir: Man of Steel, World War Z, Skyfall, ve Only God Forgives. Bu filmlerin hepsinde ortalıkta bulunmayan bir baba figürü merkezi bir motif olarak karşımıza çıkıyor. Bu filmlerde ve daha başka bir çoğunda, Baba’nın yokluğu başkahramanın eylemlerini gerçekleştirmesinde etkili olan temel motivasyon kaynağı olarak kendini gösteriyor. En azından Hollywood, repertuvarını biraz da olsa çeşitli tutuyor – bazı vakalarda bu durum babanın ölmüş olmasından kaynaklanırken, bazen sadece babanın orada bulunmuyor olmasıyla ortaya çıkıyor. Ayrıca, erkek karakterlerin baba olarak öne çıktığı Hollywood filmlerinin ve dizilerinin çoğunda, bu karakterlerin biyolojik baba ve sembolik baba pozisyonlarını birleştirmekte başarısız oldukları durumlar gözlemliyoruz.

Man of Steel
Superman serisinin son filmi Man of Steel özellikle net ve güncel bir örnek. Bu filmde baba figürü hem ölü oluşuyla hem de yokluğuyla karşımıza çıkıyor, hem de birbirinden ayrı iki farklı baba görünümünde.

Bir tarafta Superman’in Russel Crowe tarafından oynanan biyolojik babası Jor-El var, filmin başında Jor-El’i oğlunu ölmekte olan gezegenlerinden kurtarırken görürüz. Bir diğer tarafta Kevin Costner tarafından canlandırılan “sembolik” baba, Superman’i dünyaya geldiğinde evlat edinen Jonathan Clark var.

Yukarıda bahsettiğimiz motivasyon öğesini oluşturup Superman’in Superman olmasını ve kaderini kabul ederek dünyayı tehdit eden tehlikeyle yüzleşmeye karar vermesini sağlayan olay ikinci babanın (Jonathan Clark) filmin ortasında ölmesidir.

İki baba karakterini birleştiren şey ise; “Baba”nın işlevini görebilmesi için statüsünün sadece biyolojik değil, sembolik olması gerektiğini belirten Lacanyen fikirdir.

Baba’nın Adı / Hayırı
Genç Superman ve onu evlat edinen ebeveynlerinden oluşan Clark Ailesi’nin otobanda yol alırken hortuma yakalandıkları sahne, filmin en önemli sahnelerindendir. Hortum başladığında Clark ve üvey annesi bir köprünün altına koşup güvenliklerini sağlarken Jonathan Clark arabanın arkasında kalır. Devamında, hortum iyice hız kazanırken Clark üvey babasının tehlikede olduğunu fark eder ve süper güçleriyle onu kurtarmak ister. Fakat oğlunun güçlerinin halk tarafından keşfedilmesinin kötü sonuçlar doğurabileceğinden korkan Jonathan Clark, oğlunu tek bir el hareketi ile durdurur.

Bu sahne Lacan’ın Baba’nın sembolik rolünü anlatmak için neden çift anlamlı bir terim kullandığını çok iyi anlatır. Bahsettiğimiz terim Türkçe’de “Baba’nın Adı”, Fransızca’da “Nom-du-Père”dir. Fakat Lacan bu terimle bir kelime oyununa da başvurmaktadır; terim, Fransızca’da “Baba’nın Hayırı” anlamına gelen “Non-du-Père” ile aynı telaffuz edilir. Kevin Costner’ın tek bir el hareketiyle Süpermen’i kendisini ölümden kurtarmaktan alıkoymasından daha iyi bir örnek olabilir mi Baba’nın Hayırına?

Bu sahne film içi çok önemli bir dönüm noktasıdır çünkü başkahraman Clark Kent’e sadece bir yasaklanma –yani Baba’nın Hayırı- sonucu oluşabilen benlik farkındalığını verir.

Bir sonraki sahnede Clark gerçek kimliğini aramaya koyulmuştur bile ve biyolojik babasının kim olduğunu bulmaya çalışmaktadır. Böylece babasının adının Jor-El ve kendi adının Kal-El, yani “El’in oğlu” olduğunu keşfeder. Sonuç olarak bu iki baba karakteri, Lacan’ın kurduğu Fransızca kelime oyunu sayesinde altını çizdiği babanın rolünün çift anlamlılığına işaret eder.

Asıl anahtar Lacanyen unsur ise babanın fiziksel yokluğuna rağmen sembolik işlevini yerine getirmeye devam ediyor olmasıdır. İki durumda da baba ölmüştür, fakat Lacan’ın çift anlamlılık diyerek ifade ettiği şekilde, sembolik işlevine devam etmiştir. Kevin Costner’ın karakteri üvey baba Baba’nın Hayırı (Non) görevini üstlenirken, Russell Crowe’un karakteri biyolojik Baba’nın Adı (Nom) görevini üstlenir.

Bu klişenin diğer Hollywood örneklerinde de olduğu gibi, bu hikâye başkahramanın gelişiminde hayati bir role sahiptir. Clark Kent karakteri sadece Baba’nın Yokluğunun bir sonucu olarak Superman’e dönüşür. Baba’nın ölümü veya yokluğu, başkahramanı kişisel misyonunu sahiplenmek zorunda bırakan unsurdur, bu unsura Hollywood filmlerinde devamlı, tekrar ve tekrar rastlarız.

Baba’dan Geçiş
Man of Steel aynı zamanda, Freud gibi Lacan’ın da ilgilendiği ödipal ilişkinin temel bakış açısını, yani babadan oğula bir şey geçmesi gerektiği düşüncesini de gösterir. Man of Steel’de bu bir görev, bir kaderdir. Freud’a göre bu geçiş ödipal karmaşanın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için kritik bir konuma sahiptir. Baba’nın (biyolojik veya sembolik) sahip olduğu şeye (bu şey, Freud’ün Totem ve Tabuda bahsettiği mitsi modelinde söylediği üzere ilkel ve göçebe toplumdaki kadındır) sahip olabilmek için onunla girilen öldürücü rekabetin içinde sıkışıp kalınması yerine, ödipal drama Baba’nın oğluna “erkeklik” rolünü de beraber getirdiğine inanılan bir rolü miras bırakmasıyla sona erer. Man of Steel’de de Superman’in rolü ona bu şekilde devredilmiştir, Clark, üvey babasının ölümünden sonra karşılaştığı biyolojik babasının hayaletinden yazgısını teslim almıştır. Yani Baba, fiziksel yokluğuna rağmen Superman’in dönüşümünü sağlamak amacıyla görevini devam ettirmiştir.

Yazan: Owen Hewitson
Çeviren: Melisa Yağmur SAYDI

Kaynak:  lacanonline.com

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.