Hayvan popülasyonları kontrolden çıktığında, insanlar genellikle müdahalede bulunurlar ve yuvalara zarar vererek veya avlanarak bu durumu kontrol altına almaya çalışırlar. Bunun örnekleri geyik ve kaz sayılarında artış olduğu zamanlar görülebilir. Bunlar acımasızca görülebilir, fakat popülasyonun azalmasını sağlayacak doğal avcıların olmaması, aşırı popülasyonun çevreyi harap etmesine neden olabilir. Gerçi insan da gezegenin en tahrip edici canlısı olduğunu kanıtladı. Sözü, üreme karşıtlığına, yani üremeye karşı çıkan felsefi duruşa getirmeye çalışıyorum.

Anti-natalizm ile ilgili makul bir argüman öne sürülebilir. Bu argüman, çoğu insanın üreme arzusunu tekrar gözden geçirmesini, çok az insanın dikkate aldığı etik bir sorumluluğun derinlemesine düşünülmesini sağlıyor. Yaşadığımız gezegende nüfus aşırı düzeylere gelmiş durumda ve Dünya’nın üretebileceği kaynaklardan çok daha fazlasını tüketiyoruz. Belki biliyorsunuzdur ama yine de bahsedeyim: Küresel Ayakizi Ağı (Global Footprint Network), bir yıllık kaynağı şimdiden tükettiğimizi Dünya Limit Aşımı Günü’nde açıkladı. The Guardian’dan Emma Howard, GFN’nin tahminlerine göre ilk Limit Aşımı Günü’nün 1970’lerde, “küresel nüfusun artması ile birlikte dünya çapındaki tüketimin de artması” sebebi ile gerçekleşmiş olabileceğini belirtiyor.

Benatar’a göre, birçok insan, üreyip ürememeleri konusunda derinlemesine düşünebilecek yetiye sahip, fakat çok azı bunu yapıyor. The Critique’de yayınlanan makalesinde Benatar şöyle yazıyor: “Bunun nedeni insanların, diğer hayvanlardan sandıkları kadar farklı olmamalarından kaynaklanıyor olabilir. Diğer hayvanlar gibi bizler de evrimin bir ürünüyüz; sahip olunması beklenilen tüm biyolojik dürtüler ile birlikte.”

Benatar’ın makalesinde dikkat çektiği önemli noktalardan birisi de anti-natalizmin ne olmadığını açıklamaktır: “Anti-natalizm, insanlığın soyunun tükenmesine olumlu yaklaşmakla beraber, soy tükenmesinin gerçekleşmesinin bir yolu ile ilgilidir: ürememek. Üreme karşıtları, bazı eleştirmenlerin yoğun bir şekilde üstünde durduğu gibi ne intihara kalkışmış ne de türe soykırım yapılması için çalışmışlardır. Hiç var olunmadığında bir şey kaybedilmez. Tam tersine, var olmayı sonlandırmanın bedelleri vardır.”

Benatar’ın yazısı sarsıcı bir etkiye sahip, üremeye karşı felsefi bir argüman olan kitabı ise daha da fazlasına. Bu görüşler, birçoğumuzun yetiştirilirken özümsediği “verimli ol ve çoğal” düşüncesini sorgulamaktadır. Sık sık çocuğum olmasını isteyip istemediğim konusunda düşünmemeye çalışmışımdır; bana göre, Benatar’ın argümanı bu kararı vermede eksik olagelen derin etik düşünceyi sorgulamaktadır. 


Yazar: Natalie Shoemaker

Çevirmen: Burak Avcı
Kaynak: Big Think

Please complete the required fields.