Kafein bağımlılarının bildiği üzere Topkapı Sarayı, 2015’te 500. yılını kutlayan, UNESCO’nun da kabul ettiği Türk Kahvesiyle ilgili en büyük koleksiyona sahip. Süslü kahve cezveleri ve yaldızlı fincanlar Osmanlı’nın Etiyopya’nın kahve çekirdeklerine duyduğu hayranlığı oldukça güzel yansıtıyor. Sergiyi kaçıranlar hiç üzülmesin, İstanbul’un kendisi adeta Türk kahve kültürünün canlı bir sergisi. Osmanlı döneminde Türk Kahvesi, artık başkent olmamasına rağmen hala sosyal ve ekonomik açıdan ülkenin merkezi olan İstanbul’dan batıya ve devamında tüm dünyaya yayıldı.

Sanat tarihçisi Çiçek Akçıl, ilk kahvehane sahiplerinin Türkler değil Araplar olduğunu söylüyor. “Her tarihçi farklı bir zaman söylüyor fakat İstanbul’un ilk kahvehanelerinin 1551-1560 tarihleri arasında Tahtakale’de Halepli Hakem ve Şamlı tarafından açıldıklarını biliyoruz. “Osmanlı hanedanı, kahveyle Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’nde (1516-1517) tanıştı fakat I. Süleyman dönemine kadar hala yaygınlaşmamıştı.”

Sarayın kahve ritüeli tahmin edileceği üzere şatafatlıydı: tütsü, gül lokumu ve gül suyu eşliğinde; mastik, kakule yada kehribar aromalı kahve… Tüm sarayın bayıldığı bu kahverengi şeyi halk da beğenmişti öte yandan 1543’te İmam Ebu Suud Efendi’nin fetvasıyla tonlarca kahve denize döküldü.

Halkın kahve kültürü çok da rafine değildi fakat yine de düşük gelirlilere hitap eden kahvehaneler politik, sanatsal, dini ve hatta bazen askeri açıdan oldukça büyük öneme sahipti. “Osmanlı döneminde açılan ilk kahvehaneler komşularına hizmet veriyordu. Zamanla birçok kahvehane açıldı. Esnaf Kahvehanesi, Yeniçeri Kahvehanesi. Hatta afyon içenler için dahi kahvehane vardı.”

Şeyh Şazeli, Mekke ziyaretinden sonra Osmanlı’nın dini çevresine de kahveyi getirmiş oldu ve kahve zikirin çok önemli bir parçası galine geldi. Enerjiyi ve konsantrasyonu arttırdığı için Sufiler arasında kahve popülerdi. 19.yy’a kadar İstanbul’daki tüm kahvehanelerde “her seherde besmeleyle açılır dükkanımız Hazret-i Şeyh Şazeli‘dir pirimiz” yazılı tabela bulunurdu.

Tabi ki bütün kahveler böyle ruhani anlamlar içermiyordu, örneğin bir kısmı tiyatro görevi görüyordu. Yeniçeri kahvelerinde eğlence için Yunan dansçılar bulunurdu ve genç, yakışıklı erkekler hizmet ederdi.

Dünyanın en eski ve en büyük pazarlarından olan Kapalıçarşı’ya değinmeden Osmanlı Kahveleri hakkında konuşmak yetersiz olur. Çarşı’daki en eski örneklerden biri Kahveci Ethem Tezçakar. Aile yadigarı dükkan dört nesil geriye, 1909’a kadar gidiyor. Müşterilerin taburede oturup kahve içebildikleri, dışarıya bakan küçük bir dükkan.

Yakın geçmiş de olsa, Yeşilçam film endüstrisi de şehrin kültüründe önemli bir yere sahip. Dolayısıyla kahve kültürüyle sinemanın bir araya gelmesi çok da şaşırtıcı değil. Cankurtaran’daki Erol Taş Kültür Merkezi’nde sinema ve kahve iç içe. Kötü adam olarak bilinen Erol Taş, oyunculuk kariyerinin ardından bu kahveyi açtı. Lakabıyla ironi içinde bir poster de var, “Nur içine yat, iyi adam!” Yeşilçam ikonlarının fotoğraflarıyla süslü tahta döşeli duvarlarıyla ve nargile ve Türk Kahvesiyle beraber terası, Türk Sinemasını incelemek için ideal bir mekân.

Yazan: Joshua Bruce Allen
Çeviren: ŞebnemErtan
Kaynak: theguideistanbul 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.