Geçtiğimiz mayıs ayında Cincinnati Hayvanat Bahçesinde öldürülen 17 yaşındaki goril Harambe’nin üzücü hikayesi, hayvanat bahçelerinin ne kadar ahlaki olduğu sorusunu da gündeme getirmiş oldu. 3 yaşında bir çocuk, Harambe’nin kafesine girdi ve goril, çocuğu “kurtarmak” adına vuruldu. Ne yazık ki olaya şahit olan birinin çektiği videodan anlaşıldığı üzere Harambe, kalabalıkta panik yapıp dominant bir duruşa geçene kadar, küçük ziyaretçisini koruyor hatta ellerini tutuyordu.

Hayvanat bahçesinin gorili vurması hakkında ve suçun aslında çocuğun annesinde olduğu konusunda çok fazla yorum yapıldı, fakat tek bir şey kesin ki insanların iyiliği için vahşi hayvanların kafeste tutulması, özünde trajediye davet olabilir.

Hayvanat bahçelerinin tarihi MÖ 3.500’deki Mısırlılara kadar gidiyor ve her yıl, yaklaşık 175 milyon ziyaretçisiyle günümüzde de oldukça popüler.

Hayvanların aramızda olabilmek için büyük bir bedel ödedikleri herkes tarafından bilinen bir şey. Hepsi olmasa bile, çoğu hayvanat bahçesinin hayvanların ihtiyaçlarına daha çok önem vermeye başladığı, kafeslerini doğal yaşam alanlarına olabildiğince benzer hale getirdikleri doğru. Fakat yine de mükemmel düzenlenmiş bir kafes bile gerçeğin yanında hiçbir şeydir. The Guardian’a göre hayvanat bahçesindeki kaplanlar doğanın onlara sunduğundan 18.000 kat, kutup ayıları ise bir milyon kat daha küçük bir bölgede yaşamak zorunda kalıyorlar.

Hayvanların sağlık koşulları ise ayrıca dikkat çekici bir konu. İngiltere’de 2008 yılında yapılan bir çalışmaya göre hayvanat bahçesindeki filler zamanlarının %83’ünü kapalı yerde geçiriyorlar ki bu da ayaklarında büyük sorunlara yol açıyor, hatta %16’sı yürüyemiyor. Afrika filinin doğadaki ortalama yaşam süresi 56 yıl. Hayvanat bahçesinde mi? 16.9 yıl. Nature dergisinin 2003te yaptığı bir incelemeye göre hayvanat bahçelerindeki en popüler hayvan türlerinin 33’ü stres belirtileri gösteriyor. Ne yazık ki, hala birçok hayvanat bahçesi “fazlalık” olarak gördükleri kafes hayvanlarını öldürüyorlar.

Hala hayvanat bahçelerinin açık kalmaları için geçerli olan iki sebep var: Çocukları aksi takdirde asla göremeyecekleri hayvanlar konusunda bilgilendirmek, ve soyu tükenme tehlikesi olan hayvanları üreme planlarıyla korumak.

Egzotik bir hayvanı canlı canlı görmek heyecan verici olabilir fakat hayvanat bahçesi gezmek bize gösterildiği kadar da eğitici bir olay değil. Conservation Biology dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, hayvanat bahçesini yanında bir eğitmen olmadan gezen çocuklardan yalnızca %34’ü bir şeyler öğrenmişken, öğrendiklerinin bir kısmı da yanlıştı.

Soyu tükenme tehlikesi yaşayan hayvanlar konusunda ise, the Association of Zoos and Aquarium 229 üyeleriyle 30’dan fazla tür kurtardıklarını söylüyorlar fakat bu hayvanların çoğu doğada hayatta kalamayacak konumda. Yani türler var olmaya devam edecekler ama doğada değil. Deniz inekleri, bizonlar ve tepeli akbaba gibi bazı inanılmaz başarı hikayeleri var. Ama vahşi bir hayvanı hayvanat bahçesinde yaşatmak, doğada korumaktan 50 kat daha pahalıya mal oluyor.

Çocukların veya yetişkinlerin hayvanları daha yakından gözlemleyebilmesi için daha insancıl bir yol olarak kurtarılmış hayvanların yaşadığı barınaklar ziyaret edilebilir. Ve eğer gerçekten hayvanlar hakkında bilgilenmek istiyorsanız, açıkçası televizyonda sürekli yayınlanan belgesellerle hayvanlara gerçek anlamda yaklaşabilirsiniz.

Yazar: Robby Berman
Çeviren: Şebnem Ertan
Kaynak: Big Think

 

Please complete the required fields.