Sol Yarımküre: Eleştirel Teorinin Haritalanmasında Bugün isimli kitabının yazarı Razmig Keucheyan, Verso Blog’da Marx ve Foucault’u birbirine bağlayan entelektüel soyağacını ele alıyor. Belki de 20. yüzyılın en etkili eleştiri teorisyenlerinden olan Marx ve Foucault politik ve metodolojik olarak birbirinden ayrılır; Marx sınıf ve devlet ile ilgilenir, Foucault mikro-iktidar ile ilgilenir. Fakat Keucheyan, Marx’ın endişelerinin Foucault tarafından ele alındığını, iki arabulucu düşünürden yola çıkarak (Antonio Gramsci ve Nicos Poulantzas) gösterir. İşte bir alıntı:

Marx ve Foucault arasındaki ilişkiyi anlamamızı sağlayan başka bir yol vardır; bu da Marx ve Foucault arasındaki bağın bir çeşit Marksizm olmasıdır. Bu durum çok açık değildir; “Marksizm Yüzyılı”na gidebilseydik bu iki yazar arasındaki bağlantıyı gerçekten yansıtabilirdik. Yapabilirdik; ancak bu kitap analizlere devam ederek Marx, Foucault, Gramsci ve Poulantzas arasındaki ilişkileri yansıtmayı amaç edinmiştir. Peki, neden bu ikili?

Gramsci, 1920’lerde ve 1930’larda bir dizi Foucaultcu sorunsalı tahmin etmiştir; yani “devlet-dışı” iktidar öğesi ya da “mikro-iktidar” ile ilgili her şeyi. Fakat bunu Marksizm’den yola çıkarak, kapitalizmin evrimi ve baskın Marksizm’in yetersizliğine dayanan yansımalar bağlamında tahmin etmiştir. Gramsci’nin 22. kitabı olan Prison Notebook’dan (Hapishane Defterleri) “Americanism and Fordism” isimli bir okuma, bu bağlamda öğreticidir. “Hegemonya”, “entegre devlet” ve “sivil toplum” kavramları, 1920 ve 1930’lardaki kriz şartlarında modern devletin güçlenmesini ifade eder ve Gramsci’nin “private hegemonic apparatuses” (özel hegemonik aygıtlar) adını verdiği yasa tamamen devlet dışında tasarlanmıştır. Diğerlerinin arasında, Bob Jessop bu anlamda Gramsci ve Foucault’nun yaklaşımları arasındaki yakınlığı ortaya çıkarmıştır.

Poulantzas, kendi adına, Foucault’yu ciddiye alan ilk Marksisttir. State, Power, Socialism (Devlet, İktidar ve Sosyalizm) kitabı, çeşitli bölümlerden oluşur ve Foucault’nun tezleri hakkında tartışmaları vardır. Poulantzas, Marksizm temelinde bu tezlerden bazılarını eleştirir; ama aynı zamanda Foucault’ya dayanarak bazı Marksist fikirleri eleştirir. Poulantzas, kendini “productivity of power” (iktidarın verimliliği) fikrine adar. İktidar; fikir zorlayıcı ve baskıcı olması dışında sosyalleşmeyi ve bireyleri de üretir.

Gramsci ve Poulantzas’ı referans almak, bugünün Avrupası’nda politik olarak etkindir. Neoliberal hegemonyanın hakim olduğu ülkelerde, bütün devlet düzeyinde itiraz vardır. Bu isyana ön ayak olanlar özellikle Gramsci ve Poulantzas geleneğini iddia edenlerdir. Bunun nedenlerini sorgulamak zorundayız. Gramsci ve Poulantzas’ın devlet teorisyenleri olduğu gerçeği kısmen açıklanmıştır. Bu basit bir şekilde iktidara karşı bir “direniş” değil, onun ele geçirilmesi ve kökten dönüştürülmesidir. Durum ne olursa olsun, Chakrabarty ve Anthropocene ile birlikte, Gramsci ve Poulantzas’dan başlayarak Marx ve Foucault ilişkisini kavramak; bizim anlarımızın (moment) politik konjonktüre sıkıca bağlı kalarak onların fikirlerini yorumlamamızı sağlar.

Kaynak: E-Flux

Please complete the required fields.