1972 yılında, eleştirmenler; Berger’in sanat ve reklam dünyasındaki kadın figürüne dair analizleriyle aydınlandı. John Berger’in görüşleri, bugünün çılgın görüntü kültüründe hala kayda değer bir anlam taşıyor.

“Bir kadın, yalnız başına olduğu zamanların hemen hepsinin dışında, daima, nasıl bir görüntü oluşturduğu algısı ile beraberdir. Bir odada öylece yürürken, ya da babasını kaybettiğinde ağlarken, o esnada nasıl göründüğünü düşünmekten kendini alıkoyamaz. Çocukluğundan bu yana, kadına devamlı olarak kendini incelemek öğretilmiş ve kadın buna koşullandırılmıştır. Bu yüzden olmak istediği ve yaptığı her şeyi incelemek zorunda kalmıştır. Çünkü başkalarına özellikle de erkelere nasıl göründüğü, hayata dair elde etmiş olduğu bir başarı olarak düşünüldüğünden bu konu hep çok önemli olmuştur.”

Bu yıl, 90 yaşında kaybettiğimiz sanat eleştirmeni, aynı zamanda yazar olan John Berger, bu sözleri BBC’de yayınlanmış olan Görme Biçimleri‘nin ikinci bölümünde söylemiştir. John kendisi gibi sol bir ideolojiye sahip olan ve giderek büyüyen kadın hareketine sempati duyan yönetmen Mike Dibb ile beraber ve kısıtlı bir bütçeyle, sanat programcılığının seçkinliğine meydan okumuştur. Tablolara basit bir şekilde hayranlık duymak yerine onların anlamlarını ortaya çıkarmak konusunda, izleyici kitlesini cesaretlendirmiş ve Walter Benjamin’in mekanik reprodüksiyon ile ilgili fikirleri hakkında 30 dakikalık bir bölüm çekmeyi başarmıştır. Eleştirinin rolü, sanatın bizim bakış açımızı oluşturma biçimi, kadın ve mülkiyet konusunu betimleme şekli ve hatta reklamcılığın nasıl işlediği gibi konuları kapsayan seri bugün hala önemli derecede ses getirmektedir.

Berger, bugünkü görüntüye saplantılı toplumumuzda bir hayli ses getiren, kadına nasıl baktığımız konusunu tartışmalarına konu etmiştir. Günümüzde “erkeğin bakışı” fikri oldukça sabit görünebilir, Berger ve onun erkeklerden oluşan çalışma arkadaşları daha sonraları, film eleştirmeni olan Laura Mulvey tarafından ilk kez kullanılan bir kavramı kendilerinin bulduklarını iddia etmediler. Fakat bunlar 1972 sıralarındaydı. Cinsiyet Ayrımcılığı Yasası’na hala üç yıl vardı, gebelikten korunma Ulusal Sağlık Hizmeti kapsamında değildi ve kadınların bir erkek kefil olmadan kendi adlarına kredi almaları henüz bir on yılı bulmuştu. Ve yine de, bu durumda üç tane ana akım televizyon kanalının birinde, ajans, yetkilendirme, kadınların kendi bedenleri ve erkeklere dair ilişkileri konusunda grup tartışmaları yürütülüyordu. Bu konuların konuşuluyor olmasından tabi ki herkes memnun değildi. Guardian’a göre, Görme Biçimleri; Chairman Mao’nun Little Red Book kitabı ile olumsuz biçimde kıyaslanmıştır.

Berger ve Dibb’in; Sven Blomberg, Chris Fox, ve Richard Hollis tarafından çıkarılan bir kitapta yayınlanan görüşleri basit fakat oldukça radikaldi. Batı tablolarında, tüysüz, çekici, daima bir inci kadar saf ve beyaz tenli olarak resmedilen çıplak kadın figürü, erkeğin cinsel arzularını tatmin etmek için vardı. Kadının kendi arzuları yoktu. O sadece kendisine bakana vücudunu sergilemek ve tüketilmek için vardı. Aslında burada bir ikiyüzlülük de var. “Çıplak bir kadın resmediyorsun, çünkü aslında ona bakmaktan zevk alıyorsun,” diye yazmıştı Berger. “Sırf kendi zevkin için çıplak olarak betimlediğin kadını, ahlaki olarak suçlayabilmek için, kadının eline bir ayna sıkıştırıyor ve bu tablonun adını da ‘Gösteriş’ koyuyorsun.”

Kadın vücudunun kültürel olarak, bakılacak bir objeymiş gibi sunulması, doğal olarak, kadınların kendilerini bir imge ya da bir görüntü olarak algılamalarında etkili olmuştur. Bu makalenin başlarında yer verdiğimiz kelimelerinde, Berger, evrensel olmasa da hemen hemen birçok kadının aşina olduğu bir duyguyu dile getirir. Bahsi geçen durum, ergenlikle beraber kendini gösterir, -belki de hareket eden bir arabadan bir adam size ilk kez bağırdığında- ve yaşadığınız hayatı gerçekten yaşıyor olmaktan bir adım daha uzaklaşmış ve kendi hayatınızın seyircisi olmuşsunuzdur. Artık önemli olan sizin kim olduğunuz değil, erkeklere ve dikkatleri çekmek için yarıştığınız kadınlara nasıl göründüğünüzdür.

Batı’nın ataerkil toplumunda bir kadın olmak demek, kendi zevklerin için değil erkekler için sürekli olarak kendi görüntünü incelemek, eleştirmek, sana yöneltilen düşünceler ve kendi vücudunun gerçekliği ile mücadele etmek demektir. Sex and the City’nin ilk bölümünde, Carrie bir süre sonra kendini aşık olduğu adam Bay Big için rol yaparken bulur, onun kendisini olduğu gibi kabul etmeyeceğinden ve ona olan tutkusunun kaybolacağından korkar. Arkadaşı Miranda’ya, “beni onun etrafındayken görmelisin, kendim gibi olamıyorum sanki farklı iki kişinin tek vücut bulmuş haliyim. Farklı görünümler takınıyorum; Seksi Carrie ve Sıradan Carrie. Bazen kendimi gerçekten çok şekilci buluyorum ve bu insanı inanılmaz derecede yoruyor,” şeklinde itirafta bulunur.

Gösteriş, kıskançlık ve görüntü, bugünkü moda ve sosyal medya takıntısının dayandığı temellerdir. Victoria Secret Melekleri’ni düşünün; o kadar güzel, süslü ve havalı kadınlardan oluşuyor ki, onlara verilen isim bile bu dünyaya ait değil. Bu Melekler, her yıl dünyanın farklı bir yerinde düzenlenen defilede yılın ürünü olan milyon dolarlık mücevher kaplamalı takılarla nihai kadın fantezilerini sergiliyorlar. Bu defileleri aslında son derece canlı, nefes kesen ve toplu tüketim amacına hizmet eden reklamlar olarak görebiliriz. Milyonlarca kadından oluşan bir izleyici kitlesi var ve dünyada en çok izlenen moda defilesi de o. Sadece aralık ayında, yapılan defile ile alakalı Instagram’da neredeyse 100.000 gönderi paylaşılmıştı.

Victoria Secret Melekleri, kalkık memeleri, kontürlü yüzleri, mumyayı andıran vücutları ve uzun saçlarıyla Batı kadınının güzellik standartlarını o kadar mükemmel bir şekilde yansıtıyor ki adeta nefes kesiyor. Sosyal medya aracılığıyla kendini sağlıklı beslenen kişiler olarak gösteren, #trainlikeanangel başlığıyla videolar paylaşan, çekim öncesinde makyaj yapan, pembe saten sabahlıkları içerisindeki Melekler birçok değişim yaşayarak bu görünümü edinmişlerdir. Buradaki amaç, marka tüketicilerine, onların da bu ürünleri kullanarak aynı değişimi yaşayabilecekleri mesajını vermektir. Defile platformlarında gezinen Melekler, erkek röntgencilerini etkileyen çıplak resimlerden daha hareketli bir yapıya sahip olsalar da, yine de ikisinin de yarattığı etki aynıdır. Her ikisi de arzuları dürtmek ve ideal olanı somutlaştırmak için vardır.

Bu tabi ki sadece bir marka olayıdır. Melekler, beynimize sosyal medya, televizyon, defile gösterileri, magazin reklamları ve benzer birçok yol ile giren bir buzdağının görünen kısmıdır. Moda sanayisi, ideal kadın algısı üzerinden satış yapmaya dayanır ve Melekler bu konuya dair tek olmasa da iyi bir örnektir. Berger’in yapmak ve anlatmak istediği şey reklamcılığın bitmesi veya klasik sanatla ilgilenilmemesi değildi. Berger, iş arkadaşları ile beraber gece kuşağında yaptıkları bir TV programı ile etrafımızdaki dünyayı algılama biçimimiz konusunda sessiz bir devrimi başlatmıştır. Bu durum gerçekten de koruyup sürdürmemiz gereken bir miras niteliğindedir.

 

Yazar: Emma Hope Allwood
Çevirmen: Betül Çiftçi
Kaynak: Dazed

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.