Müzik zevkiniz bi’ garip mi? Şu çok sevdiğiniz şarkıyı dinlemekten bir türlü vazgeçemiyor musunuz? Ya da Steely Dan’e olan takıntınızı kimse anlamıyor mu? İnsanların tüm bu değişken müzik zevklerine rağmen, nörologlar her insanın müzikal anlamda ortak bir beğenisi olduğunu düşünüyorlar: Bazı tonlar iyidir, uyumlulardır; bazı tonlar ise aynı anda çalındığında rahatsız ederler. Bunun sebebini ortaya çıkarmak, insanların dünyayı nasıl algıladığı hakkında temel bir şey söyleyebilir. Belki insanlar birbirlerine bu yolla bağlıdırlar; belki de –Nature‘daki bir makalede tartışıldığı üzere- bu da beşeri kültürün bir ürünüdür. 

Evet, bu, şu meşhur genetik mi çevre mi tartışması. Bu tartışma, yüzyıllardır süregidiyor. Bilim insanları, bu sorunun izini müziksel aralık hakkındaki ilk teorileri sunan Pisagor’a kadar sürüyorlar ki bu tartışmaya, zamanla, bilim ve felsefenin ağırsikletleri de (Gelileo, Kepler, Descartes) dahil olmuşlardır.

Bugünün bilim insanlarının bu konuya dair kendi açıklamaları var. Bunun sebebi, iç kulağın yapısıya da harmoni halindeki tonların frekansının düzenli hızı olabilir. Belki de, uyumsuz tonların uyumsuz olma sebebi pürüzlülük olabilir; piyanoda yan yana iki notaya aynı anda basarsanız, bu notaların ses dalgaları birbirine çarparak uyumsuz ve nahoş bir ses ortaya çıkarır. 

Bestekarlar ve etnik müzik araştırmacıları, bu tarz fiziki açıklamaları artık bir kenara bıraktılar. Belki de, insanların bu konsonant üçlü ve beşlileri tercih etmesinin sebebi, Batı müziğinin bunların üzerine kurulu olmasıdır; alışkın oldukları sesler bunlardır.  

Asıl mesele şu ki, çoğu araştırmacı Batı müziğini dinleme deneyimi olmayan insanlarla çalışmıyorlar. Pitbull ve Taylor Swift dinleyerek büyümüş üniversite öğrencileri ile çalışmak çok daha kolay. Fakati alanı bilişsel bilim olan ve MIT’de çalışan Josh McDermott, Batı kültürüne erişim çok az bulunan bir Amazon toplumu olan Tsimane insanları ile iletişime geçerek bir araştırma yaptı. “Batılılara sorarsanız, size konsonans sevdikleri, fakat disonansdan hoşlanmadıklarını söyleyeceklerdir. Fakat, yalnızca Batılıları test etmek, ikisi arasındaki bu tercihin doğuştan mı geldiği yoksa kültürel mi olduğu hakkında bir ayrım yapmanıza yardımcı olmaz.  

Köylere ulaşabilmek için, McDermott La Paz, Bolivya’ya uçması, Andes’in eteklerindeki bir kasabaya gidebilmek için küçük bir uçak kiralaması, zorlu yollarda araba kullanması ve birkaç gün süren bir kano yolculuğuna çıkması gerekti. Vardıktan sonra, Tsimane halkına birçok farklı ton dinletti ve bir değerlendirme ölçeği sundu. Buradaki insanlar, konsonant tonları disonant tonlar kadar rahatsız edici bulduklarını belirttiler. McDermott, onları pürüzlülük hakkında ne hissettikleri konusunda da test etti ve bundan da hoşlanmadıklarını kaydetti. 

Diğer nörologlar, bu tercihin sebebinin genetik mi yoksa çevresel mi olduğu tartışmalarının hatalı bir ikiliği desteklediği düşüncesindeler. “Müzik zevkleri aynı kültürün içerisinde bile farklılık gösterir ve bunun kısmi sebebi deneyim farklılıklarıdır,” diyor Viyana Üniversitesi’nde bilişsel biyolog olarak çalışan Tecumseh Fitch. “Bundan kimse kuşku duymamalıdır”. Death metalci; Jimi Hendrix hayranı veya Schoenberg severleri her yerde bulabilirisiniz, diyor, ve hepsi de size tritonlardan hoşlandıklarını söyleyebilirler.  

Yani kültürün rolü var, evet. Fakat Fitch ve diğer bilim insanları, konsonans tercihinin doğuştan geldiğini gösteren bir dizi kanıta işaret ediyorlar. Bebekler, örneğin, konsonant müzik çalan hoparlörlere disonant çalanlardan daha uzun bir süre bakarlar. (McDermott bu bulgunun ikna edici olduğunu düşünmüyor çünkü o bebeklere anne karnında oldukları aylarda bile olsa Batı müziği dinletilmiş olabilir.) 

Hayvanlarla yürütülen araştırmalara da bakılacak olunursa, Fitch, bazı kuş türlerinin konsonant aralıklarda şarkı söylemeyi tercih ettiklerine işaret ediyor. Montreal Nöroloji Enstitüsünde araştırmacı olarak çalışan Robert Zatorre, makaleye cevaben hazırladığı yazısında, makakların nöronlarının disonant tonlara farklı bir şekilde tepki gösterdiklerini kaydetti. “Bu tepkinin maymunların müzikal kültürü yolu ile sağlanmış olduğunu söylemek zor olur,” diye yazıyor.  

Bu tartışma, yakın zamanda nihayete erecek gibi gözükmüyor; çoğu araştırmacı, McDermott’un çalışmasının onları etkilemediğini belirtmiştir. Aynı zamanda, birçoğu da iki etkenin bir arada bulunabileceğini savunuyorlar. Belki de, konsonansa yönelik doğuştan gelen bir standart mevcuttur; fakat bu durumun her kültürde aynı olduğundan da söz edilemez. Nihayetinde, öğrenme ve deneyim tercihler konusunda belirleyicidir. Yani, bu da demek oluyor ki, 70’lere karşı olan esrarengiz hayranlığınızın suçunu ailenizin üstüne -genlerine ve çalma listelerine- yıkabilirsiniz. 

 

Çeviri: Sezgi Alçiçek
Kaynak: Wired
Başlık Görseli: Fanpop

Please complete the required fields.