Bir Eylül günü sınıfta otururken polis memurlarından birini, James Baldwin’in 1966 yılında Harlem’de polislik yapmak üzerine yazdığı denemeden bir bölüm çalışırken gördüm. “İşgal Edilmiş Bölgeden bir Rapor” (A Report from Occupied Territory) isimli yazısıydı ve sesli bir biçimde birkaç cümle okudu: “Birkaç öğrenci Harlem’de bir meyve standını devirdiler. Bunu yapan çocuklar beyaz olsalardı, bu durum çocukça bir şakadan başka bir şey olmayacaktı… Ama bu çocuklar siyahtı ve polis onları kovaladı ve dövdü.”

Eğitmenlerden biri, odanın arkalarında dikildiği yerden, polisten bir tepki alabilmek için baskı yaptı: “Şimdi söyle bana, bu durum sende modern zamanda geçen olayları anlayabilmen için bir temel yarattı mı?”

Şehir Polis Departmanının kendi içinde hizmet veren eğitim fakültesinde, beşeri bilimler üzerine çalışma yaptığı bir saatti ve Dedektif Ed Gillespie dersin başındaydı. Belinde silah ve sözlerinde edebiyat vardı. Memurların eğitimi konusu, polis reformu üzerine yapılan ulusal konuşmaların en başında ve merkezinde yer alıyordu. Avukatlar ve ileri düzeydeki polis departmanları gibi birçokları, gerilimi düşürmek, üstü kapalı biçimde yapılan önyargılı söylemleri azaltmak ve benzeri konular hakkında dersler verilmesini destekliyorlardı. Gillespie ise polislerin başka bir şeye ihtiyaçları olduklarını düşünüyordu: Beşeri Bilimler. Derslerinde memurlara Platon, Steinbeck, Dostoyevsky ve Baldwin öğretiyordu.

İlk konuşmalardan yaklaşık 10 dakika sonra, aynı memur tekrar konuştu. “Yıl 1966, bu yüzden beyazların çoğunlukla yaşadığı bir bölge ile siyahilerin çoğunlukla yaşadığı bir bölgede polislik yapmak karşılaştırıldığında olaylar tamamen faklıydı. Siyahilerin yaşadıkları bölgeler küçümsenir ve hor görülürdü. Günümüzde bile bazı insanlar bu korkuya hala sahipler,” dedi memur. “Anneannelerinden, dedelerinden bu tarz hikayeler duydular yıllar boyunca ve aslında bu hikayeler o kadar eski zamanlarda da gerçekleşmedi…”

60’larda yaşanan olayların yakın zamanda gerçekleştiklerini kabul etti Gillespie. “Hayır,” diyerek ısrar etti memur. “Benim kariyerim zamanında bile gerçekleşen olaylardan bahsediyorum. Eğer kaçmaya çalışırsan, yakalandığında cezanı çekersin.”

Günlük hayat ve edebiyat arasında kurulacak bir bağlantı ile Gillespie, yardım etmeyi, hayatı biraz daha kolaylaştırmayı umuyor. Polis memurlarının bana söylediği gibi, “insanlık halleri ile sürekli uğraşmak zorundalar.” Kitapların insanlara önerdikleri “olaylara güvenli bir şekilde bakmayı sağlamak ve kendimize şunu sormak; Bu bize bizim hakkımızda neler anlatıyor? Bu bana benim hakkımda neler anlatıyor? Ve bu bana insanlık halleri hakkında neler anlatıyor?” Ve daha önemlisi: “Bu sana bir polis memuru olarak, polislik hakkında neler söylüyor?”

Freddie Gray’in 2015 yılında, bir Baltimore polis aracının içinde ölümcül yaralar almasından sonra, günlerce sürecek protesto ve ayaklanmaları başlatan bu durumdan başlayarak, şiddetli suç oranlarının daha önce görülmemiş bir seviyeye ulaşması ile birlikte, polis departmanlarının zorlu bir revizyona götürülmesi kararlaştırılmıştır.

Gillespie, bu yeni eğitim kurslarının verildiği bölümde çalışıyor. Yılda bir kere, her polis memuru sokaklardan alınıyor ve bir dersliğe konularak eski bilgiler hatırlatılıyor. Yeni polislik teknikleri öğretiliyor. Bu departman içi eğitim kursu eskiden bir hafta sürerdi. Bu yıl, polis şefi bu eğitimi iki katına çıkararak, birçok departmanın gördüğü eğitimden daha fazla saat olmasını zorunlu kıldı.

Johns Hopkins Üniversitesinden aldığı Sosyal Bilimler yüksek lisans diploması ile dersler veren 48 yaşındaki Gillespie, öğretim programına temel seviye, basit bölümler halinde öğrenilebilecek edebiyat, felsefe ve tarih konularını da dahil ediyor. “Sonuçlara ve yöntemlere o kadar çok odaklanıyoruz ki, uğraştığımız konular ve olaylar üzerine etik değerler açısından hiçbir bakış açısı sağlayamıyoruz,” diyor Gillespie. “Ve polis memurlarından konuya derinlemesine bakmalarını istiyoruz.”

Platon üzerine yapılan bir derste Gillespie, polis memurlarını felsefecinin ruh (tripartite soul) anlayıı ile tanıştırır. Ruhun zeka, ruh veya arzular ile yönetildiğini belirten bir düşüncedir bu. Gillespie, öğrencilerinin gerçek hayatta gerçekleşen, polisin hatalı yaklaştıkları olayları, Platon’un düşünceleri üzerinden tekrar değerlendirmelerini ister. Bana durumu “Asıl ulaşmak istediğimiz nokta, kendimize süre tanıyıp, zekamızı kullanarak sormak: Şu anda beni tetikleyen nedir?” şeklinde açıklıyor.

Gillespie, terörizme karşı tepki verme, aşırılık ve çeteler hakkında dersler vermek üzerine eğitim almıştı. Ama 2015’te yaşanan olaylardan sonra, beşeri bilimler zamanının çoğunu kaplar hale geldi. Kullandığı strateji polis eğitiminde hiç alışılagelmiş bir yöntem değil. “Bu eğitimleri bir süredir alıyorum ve bugüne kadar bir eğitmenin bu tarz bir yaklaşım kullandığını hiç görmedim,” diyor polis kültürü üzerine eğitim almış, Arizona Eyalet Üniversitesinde suç ve ceza profesörlüğü yapan William Terrill.

Ama yine de bu eğitim tarzının arkasında yatan genel teoriyi anladığını belirtiyor. Kendi yaptığı çalışmalarında, eğitim almış polis memurlarının, üniversite veya lise eğitimi almamış meslektaşlarına göre şiddete daha az eğilimli olduklarını belirtiyor. Neden sorusuna verilen cevaplar çok net değil diyor Terrill, ama alışılmamış fikirlere ve farklı yapıdaki insanlara maruz kalmak, polis memurlarının davranışlarında bir etki yaratma olasılığının da göz önüne alınabilecek bir durum olduğunu belirtiyor. Gillespie’nin dersleri, verilen temel eğitimi tamamlayıcı nitelikte gibi gözüküyor. Terrill bilgilerin çoğunun “özünde mekanik” olduklarını söylüyor. “Kuralları kademe kademe anlatan bir temel eğitim kitapçığı gibi adeta.”

Polis memurlarına, bir arabaya nasıl yaklaşmaları gerektiği öğretiliyor ama sürücü koltuğunda oturan şöför hakkında veya yaşanabilecek durumları tahmin edebilme hakkında çok az bilgi veriliyor.

Gillespie, 2005 yılında polis akademisine öğrenci olarak yazıldığında, polis akademisindeki eğitmenler, onun orada bir kitap yazmak için bulunduğunu düşünmüşler.

Çok uzun bir süre boyunca beklemesi gereken bir eğitim sırasında, yanında kitap getirdiğini gördüğünde bir eğitmen hemen müdahale etmiş ve ona bunu yapmamasını söylemiş. Başka bir polis ise ona bir keresinde “Sen çok iyi şeyler söylüyorsun ama konuşma şeklinden nefret ediyorum,” demiş.

Gillespie bu hikayeleri bana çok istekli bir şekilde anlattı. Hikayelerin, polis kültürüne açılan bir pencere olmasını ve bazı polis memurlarının eğitim alanında yaşadıkları rahatsızlıkları gidermeyi amaçladığını söyledi. “Burada çok rahat hissediyorum,” diyerek açıkladı, “ama kesinlikle burada göze battığımı söylemem gerekir.”

Philedelphia’nın varoşlarında yetişen, bir özel okul olan Quaker’da eğitim gören, George Washington Üniversitesi ve Hopkins’e gitmiş birisiydi. George Washington’da ön lisans öğrencisiyken, YSEO’ya (Yedek Subay Eğitim Okulu) yazıldı ve deniz kolordusu subayı olmaya çalıştı. Ama yaşadığı bir sakatlık yüzünden programı yarıda bırakmak zorunda kaldı. Bunun yerine Gillespie, Maryland ve Ohio’daki okullarda ilkokul, ortaokul ve lise öğretmenliği yapmaya başladı. John Hopkins Üniversitesindeki yüksek lisans dersleri 11 Eylül 2001’de başlayacaktı. Yaşanan saldırıdan sonra Gillespie, eğitimi tamamlanır tamamlanmaz kamu güvenliği üzerine bir kariyer bulmaya karar verdi.

Siyahi bir birey olan Gillespie, Sandtown-Winchester bölgesinde devriye polisi olarak görev yapmaya başladı. Batı Baltimore’un düşük gelirli bir bölgesi olan bu yerde, daha sonraları polis Gray’i tutuklayacaktı. “Sandtown-Winchester gibi bir deneyim hiç yaşamadım hayatımda. Oraya bir polis memuru olarak gittiğimde yaşadığım kültür şoku inanılmayacak derecelerdeydi,” diyor Gillespie. “Ve bu durumun ırk ile alakası yoktu. Durum tamamen ekonomi ile, kişisel tarihleri ile ilgiliydi.”

Gillespie derslerinde genellikle devriye gezdiği zamanlarda edindiği tecrübelere değiniyor. Onu ziyaret ettiğimde Sandtown hakkındaki rahatsızlıklarını tekrar belirtti. Özellikle bir öğrencisini, eski meslektaşlarından birini doğrudan belirterek: “Siz efendim, siz, merkez bölgesinde çalışıyordunuz, beni birden fazla kez kenara çektiniz ve şöyle dediniz, ‘Biliyor musun, o kişiyle konuşma şeklin hiç profesyonel değil.’ Siz gerçekten bana, Sandtown’daki insanlarla uğraşırken son derece önyargılı olduğumu fark ettirdiniz.”

Gillespie’nin kişisel hikayeleri diğer memurlara, onun kendilerinden biri olduğunu hatırlatıyor ve onlara tepeden bakan bir eleştirmen olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda, ön safhalarda polislik yapan memurların, yaptığı mesleklerin kökenlerinin neler olduğunu bilmeleri gerektiğine inanıyor. “Gelenek, polis memurları için önemli bir olgu ve biz batı dünyasının gelenekleri içindeyiz,” diyor Gillespie. “Biz adeta sokaktaki devletiz. Demek istediğim, bizler demokratik değerleri temsil etmeliyiz. Aydınlanma yaşatan değerlerin temsilcileri olmalıyız bir an önce.”

Polislerin bir an önce mesleklerinin karmaşık yapısını kabul etmeleri gerektiğini belirtiyor. “Polisliğin ciddi bir meslek olarak görülmesi gereken bir noktaya geldik artık.” Bunun, polislerin çoğunun yaptığı gibi sadece bir “iş” gibi görülmemesi gerekir.

“Birçok polis memurunun, yaptıkları işin basit olduğunu belirten ifadeler kullandıklarını duydum,” diye açıklıyor bana durumu. Ama “aslında son derece karmaşık bir durum. Ve sofistike bir düşünürün üzerine kafa yorması gereken konular barındırıyor,” diye eklemeyi de unutmuyor.

Gillespie, Baldwin üzerine ders verdiği bir günde, derse gelmiş 25 polis memuruna bazı polislik terimleri üzerine kafa yormalarını istediğini söylüyor ve bu terimlerin “tarafsızlık” ve “saygı” gibi kelimeler olduğunu belirtiyor. “Saygı” konusu üzerine yapılan sohbetler, polis memurlarının farklı sosyal çevrelerden insanlar ile nasıl iletişim kurdukları konusuna dönüşmeye başlıyor bir anda. Polis memurlarından biri bana sert bir şekilde, polislerin birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiğini savundu. Gilmor Homes bölgesinde, Sandtown’da bir köşede dolaşan çocuğun içinde bulunduğu bir senaryoyu gündeme getirdi.

“Ben ona şöyle seslendim: ‘Ufaklık gel buraya. Burada duramazsın. Hadi. Uzaklaş buradan. Biliyorsun durumu.’ Ve o bunu anladı. Bu ona yapılan bir saygısızlık değil. Ona, ‘Genç adam, burayı hemen terk etmelisin’ diyemezdim, çünkü o bunu anlamazdı.”

Aynı konuşma tarzının Roland Park’ta Tony üzerinde işe yaramayacağını belirterek devam ediyor polis memuru: “Bu ikisinden birine saygısızlık etmek değil, sadece anlayacakları bir dilde iletişim kurmak.”

Roland Park’ta yaşayan birinin o bölgede herhangi bir köşede gezinmesinin, oradan kovulmasıyla sonuçlanması ihtimalinin ne kadar az olduğu gerçeği hiç gündeme gelmedi. Ama polis memurları yine de devriye gezdikleri zaman gördükleri şeyler üzerinden olaylara bakıyorlar. Diğerleri de tartışmaya katıldıkça, herkes ulaşmaya çalıştıkları noktanın saygı göstermek olduğunu anlamaya başlıyor.

Gillespie, polis memurları ile iletişim kurmanın her zaman kolay olmadığını söyledi. O gün bir gruba, üzerinde “alaycılık” kelimesi yazılı bir kağıt verdi. “Ben bu yapılanların hepsini gülünç buluyorum,” diye belirtti gür sesli bir dedektif. Daha sonra ise aynı grup “prosedür adaleti” kelimesinin ne anlama geldiği üzerine tasarılar üretmeye başladılar. Adaletin, sadece adil kararlar verilmesi fikri olduğunu değil, aynı zamanda bu kararların verilebilmesi için gelişen adil bir sürecin sağlanması ile ilgili olduğunu belirtiyor Gillespie. Dedektif ise polis memurlarının “herkese çocuk eldivenleriyle müdahale edilmesi” gerektiğini belirtiyor. Bir meslektaşı cevaplıyor: “Polislik değişti.”

Gillespie’nin derslerinin sokaklarda gerçekten de bir değişiklik yaratıp yaratmadığını belirlemek mümkün değil. Konuştuğum, polislik üzerine uzman olan 2 kişi bana, yılda birkaç saatin herhangi bir etki yaratmayacağını söylediler. Maria Haberfeld, New York Polis Departmanı memurlarına ücretsiz olarak verilen etik, liderlik ve çeşitlilik üzerine olan kursları düzenleyen programın ortak yöneticilerinden biri. New York Polis Departmanı Polislik Eğitimi programı, John Jay Üniversitesinin Ceza Adaleti bölümünde, dört parçaya ayrılmış sekanslar şeklinde, polislerin sürdürdükleri günlük işlerinin yanı sıra, çoğu zaman tam dereceli bir eğitim programının ilk basamağı olarak kabul edilerek veriliyor.

“Görev başında verilen eğitim sadece bir yara bandı gibi,” diyor Haberfeld. Eğer amaç insanların nasıl konuştuklarını veya düşündüklerini değiştirmekse, diye ekliyor, “Bunu iki saatte veya iki günde yapamazsınız.”

Gillespie, derslerinin sadece küçük birer uyarıcı olduğunu kabul ediyor ama derslerin yaratacağı etki konusunda son derece iyimser düşünüyor. “Biz bir kültür inşa etmeye çalışıyoruz, bu yüzden gösterdiklerimizin ileri görüşlü düşünceler olması gerekir,” diye ekliyor.

Baltimore Polis departmanı ile Gillespie’nin çalışmaları üzerine gösterdikleri destek hakkında konuşma denemelerim başarısız oldu. Ama Gillespie’nin ders programını kendi rutin eğitim programları içine eklemeleri son derece ilgi çekici bir durum denebilir. Polis kültürünün sadece dışarıdan gelen baskılar ile değişebileceğini zannetmiyorum. İçerideki insanların yasal görünen yeni fikirler üretmesi ve bunları, gerçek polislerin konuşacakları konular olarak göstermeyi başarmaları sonucu değişim gözlenebilir.

Gillespie’nin yaptığı da tam olarak bu. Her konuşmanın, tartışmanın ilerlemeyeceğinin de farkında. “Birçok konu hakkında konuşurken polis memurları, kendilerini sorgulanıyormuş gibi hissedebiliyorlar. ‘Beni tekrar neden yargılıyorsun? Bana bildiğim konuları tekrar neden anlatıyorsun? Benim ırkçı olduğumu, önyargılı olduğumu neden ima ediyorsun?’ diye soruyorlar […] Ve sonrasında da bir nevi içlerine kapanıyorlar.”

Veya tam tersi de yaşanabiliyor. Gözlemci olarak katıldığım derslerden birinde son derece ateşli bir tartışma yaşandığını gördüm. Çoğunlukla sosyal problemler hakkındaydı (ailevi tartışmalardan zihinsel problemlere). Hepsinin polisin üstüne kaldığını söylüyorlardı. Gillespie, polis memurlarına sakinleşmeleri gerektiği uyarısında bulunmak zorunda kaldı.

Daha sonrasında bana bu sürecin, dersin bir parçası olduğunu söyledi. “Onları önce bırakıp tartışmalarını sağlamak ve daha sonra hepsini belirtmeye çalıştığın noktaya tekrar geri getirmek dersin amacı,” dedi. “Onlara konuşma şansı vererek, dinlemeye daha açık olmalarını sağlıyorum.”

Yazar: David Dagan
Çeviren: Gökhan Çuhacı
Kaynak: The Atlantic

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.