İnsanları daha akıllı yaptığını iddia eden hiçbir terapi yoktur ama psikanalizin bazen buna vesile olduğu ortaya çıkarsa hiç şaşırmam. Akıllı olmak için bir şeyler bilmek gerekir. Oysa, her ne kadar bebekler bol miktarda merakla doğsalar da, büyüyüp çocuk ya da yetişkin olduklarında pek çok şeyi bilmemeyi yeğlemeye başlarlar. Bir yanda merak, diğer yanda ise bilmekle ilgili kaygı ve suçluluk duyguları vardır. Bu ikisi arasındaki çatışma, büyümenin kaçınılmaz bir sonucudur. Psikanalitik terapilerde terapistin görevi insanları bastırdıklarıyla ve bilmek istemedikleriyle yüzleştirmektir.

Adem-ve-Havva

Eski Ahit, batı medeniyetinin en temel metinlerinden biridir ve bu metinde ortaya konan ilk görüşlerden biri insanın bazı şeyleri merak etmemesi gerektiğidir. Yasak elma, yasak bilgidir. Hatta, İncil’de net bir biçimde ifade edildiği üzere, cinsel bilgidir. Öyle ki, İncil’de ”bilme” sözcüğü, adeta ikisi aynı şeymişçesine hem anlama hem de cinsel ilişkiye girme anlamında kullanılır. Adem ile Havva’nın Cennet Bahçesi’nde geçen öyküsü, erken dönem çocukluğun en büyük ikilemlerinden birini çarpıcı bir biçimde ortaya koyar: Cinsellik bilgisine (kendisinin ve ebeveynlerinin) sahip olmak istemek ancak bilmekten korkmak ve bundan dolayı cezalandırılma beklentisi.

Bebekler, doğaları gereği, doğuştan araştırmacıdırlar. İlk çabalarından biri, ”ben” ile ”ben olmayan”ı birbirinden ayırmaktır. Geçiş nesneleri buna hizmet eder. Bebekler erkek ile kadını, genç ile yaşlıyı ayrıştırmaya uğraşırlar. Çocukluk dönemine geldiklerinde ise bebeklerin nereden geldiğini ve kendilerinin nasıl olduğunu merak ederler. Dürüst yanıtlar alırlarsa, genellikle buna inanmayı reddederler; düşlem, kısıtlı bilişsel kapasite ve nahoş şeylere sınırlı tahammül hemen gerçekliğe baskın çıkar. Anne ve Baba öyle bir şey yapmış olamaz!

Bizim kültürümüzde, ilk yaşlarında ebeveynlerinin cinselliği hakkında bir şeyler öğrenen çocukların çoğu bu bilgiyi okul çağına geldiğinde bastırır ya da unutur. Ebeveynlerin bedenine ve cinselliğe aşırı maruz kaldıkları durumlarda ise çocukların bu bastırma çabaları bilhassa ağır olur ve normal, doğası gereği olan merak ve öğrenme isteği de ya ketlenir ya da bastırılır. Bu koşulda, öğrenme güçlükleri ortaya çıkabilir.

Gelgelelim, insanların bilmek istemedikleri tek konu başlığı cinsellik değildir. İnsanların kaçındığı, bilmemeye çalıştığı, değiştirdiği veya ters yüz ettiği pek çok arzu vardır. Kaçımız içimizdeki cinayet arzularını veya hasetli duyguları kabul etmeye hazırız? Çocukların yetişkinlere ne kadar haset ettiğini ve çocukluğun ne kadar büyük bir kısmının ölüm arzularıyla dolu olduğunu pek az yetişkin fark eder. Çocuklar çoğu zaman küçük veya büyük kardeşlerini bir hokus pokusla yok etmek isterler; onlara yatma vakti geldiğini veya daha fazla şeker yiyemeyeceğini söyleyen ebeveynlerine karşı bu tür hislerinden bahsetmeye bile gerek yok. Bu öfkeli, kıskanç, cinai düşüncelerin büyük kısmı çocuklar büyüdükçe bastırılır, suçluluk malzemesi haline gelir ve gerçekliğe kayar. Ama insanlar tam da bu nedenle şiddet içerikli filmlerden hoşlanırlar: Bastırdığımız ya da reddettiğimiz yanlarımızı başka insanların eyleme koyduğunu görmekten bir tür ikinci el doyum sağlarız.

Davranışlarını nispeten kontrol edebilen çoğunluk için asıl sıkıntı bu şiddet veya cinsel hareketli arzuların ya da öfkeli, şehvetli, hasetli duyguların varlığı değildir. Asıl mesele, insanların bunlarla nasıl baş ettiğidir. Farkında bile olmadıkları bu arzuları gerçekleştirmemek için kendilerini ketlerler ve yine fark etmeden kendilerini cezalandırırlar. İyiliğe kendini aşırı adamış, hastalarıyla ilgili konularda haddinden fazla kaygılanan (bu da hastalarını gereksiz uygulamalara maruz bırakmasına neden olabilir) ve fazla çalışıp kendini tüketen bir doktor, çocukluğuna ait uzun zaman önce bastırdığı öfkeli ölüm arzularını telafi etmeye çalışıyor olabilir. Tıbbi akla, duygusal aklın eşlik etmesi gerekir.

Bilmenin önündeki engelleri aşmak için yürütülecek psikanalitik çalışmalar, insanları bir açıdan daha akıllı kılar: ”Duygusal IQ”yu yükselterek. Psikanalitik terapilerde, insanlar zihinlerini daha önce hayal bile edemedikleri biçimde tanırlar ve bunun sıkça karşılaşılan beklenmedik sonuçlarından biri de başka insanları daha iyi anlamaya başlamaktır. Kişinin kendi rahatsız edici duygularından ve istenmeyen arzularından nasıl kaçındığını öğrenmesi, başkalarında da benzer süreçleri fark etmesini ve kabul etmesini sağlar. Tıp fakültesi dekanlarının ağırlıklı olarak psikanalitik yönelimli eğitim alan psikiyatristlerden seçilmesi tesadüf değildir. Başka insanların kişiliklerini ve çatışmalarını anlamak, onlarla empati kurmak en az moleküllerden ya da bütçeden anlamak kadar önemlidir.

Kültürümüzdeki insanların çoğu için bilginin önündeki en büyük bariyer öğrenmek için gerekli malzemenin bulunmaması değildir. Daha ziyade, içimizdeki engellerdir; genelde bizi en çok ilgisiz veya kaçıngan olmamıza yol açan gizli kaygılar, bildiklerimizi inkar ettiren suçluluk duyguları kısıtlar. Zihin ve deneyim, durmaksızın beyin devrelerini etkiler. Psikanaliz, beyin devrelerinizi etkileyerek sizin mükemmel bir atıcı ya da matematik dâhisi olmanızı sağlayamaz. Öte yandan, kendi zihninizle aranızdaki engelleri ortadan kaldırabilir ve zihninizin çok daha rahat işlemesini sağlayabilir. Sizi işinize yarayacak açılardan daha akıllı hale getirebilir mi? Bence, evet.

Lawrence D. Blum, M.D.

(Bu makale ilk önce Clinical Psychiatry News’un Mayıs 2015 sayısında yayınlanmıştır)

Yazının orijinali için tıklayın.

Bu yazı Psikanalatik Şeyler’in internet sitesinden alınmıştır.

Please complete the required fields.