Seyirciler Shakespeare’in ‘kötü adamlarına’ namertçe eylemlerine rağmen neden tapıyorlar? Shakespeare uzmanı Alexey Bartoshevich’e sorduk. 

Shakespeare’in en ünlü kötüleri kimlerdir? 

Benim en ünlü Shakespeare kötüsü tercihim Iago olacaktır; Othello’yu eşini öldürmesi için teşvik eden entrikacı danışman. İkinci sırada ise kurnaz anti-kahraman III. Richard var. Onları unutulmaz yapan kötülüğün basit tasvirlerinden ibaret olmamaları. Ancak, çok katmanlı, karmaşık karakterler olmalarıdır. Bunlar sıradan, aynı tornadan çıkmış kötüler değiller, fakat büyük ölçüde Rönesans kötüleri oldukları söylenebilir. Örneğin III. Richard, güç delisi bir katilden çok fazlası; o karanlık bir dahi, seyirciyi baştan çıkaran usta manipülatör. Oyundaki bütün diğer karakterler, iyi ve kötü, onun kişiliğinin gücüyle kıyaslanamazlar. Iago için de aynı şeyleri söylemek mümkün. Rus şair Alexander Blok‘un “Othello tragedyasının gizli anlamı” adlı makalesinde Iago’dan yayılan şeytani parıltı konusuna değinmesine şaşmamak gerek.           

Shakespeare’in bütün kötüleri telafi edici özelliklerden yoksun mu? 

Sanırım bu Kuru Gürültü (1612) komedi oyunundaki güvenilmez Don John olabilir. Kirli oyunlar çeviriyor; bir insana zarar vermeye dair kötü niyetli arzusu dışında başka hiçbir neden olmaksızın nişanlısı Claudio’yu aldatmış gibi göstererek masum bir kahramanın neredeyse öldürülmesine sebep oluyor. Oyunun sonunda affediliyor; fakat yine de tövbe etmeye yeltenmiyor.    

Kral Lear’daki Regan, başka iyi bir örnektir. Oyunun başında, nefret dolu ve düzenbaz ablasına dalkavukluk eden bir kardeşten fazlası değilken, giderek daha sert bir tavır takınmaya başlıyor, babasını reddedişi kız kardeşinin tavrını aratmayacak noktaya geliyor ve hatta yaşlı adamı evinden kovup fırtınada yol almaya zorladığında bunu aşıyor. Bu noktada, Lear’ın “Kalbini hangi taştan oymuşlar?” sorusu çok makul görünüyor. Shakespeare’in bir kötüye dönüşme sürecini berraklıkla betimleyebilme yeteneği en büyük sanatsal başarılardan biridir.   

Shakespeare’in kötü adamları önceki teatral kötülerden daha mı karmaşıklar? 

Kötü olmanın tanımı Shakespeare’den çok önce, hatta Hristiyan değerler sisteminin tatbik edilmesinden de önce şekillendirilmişti. Fakat burada, Shakespeare’in kötüleri ve selefleri tarafından yazılan antik ’ahlaki’ oyunlardaki kötü karakterler arasında temel bir fark, neredeyse bir uçurum var. Shakespeare, kötünün ruhsal karmaşasına dair bir anlayış geliştirdi. Onun kötü adamları, çok canlı ve ayrıntılılar, kişilikleri sonsuz bir derinlik barındırıyor.      

Örneğin Venedik Taciri’nden Shylock’u ele alalım. Mahkemede borçlusundan kendi elleriyle bir libre et kesme hakkı talep eden ve bıçağını ayakkabısının pençesinde bilemeye çoktan başlamış hain bir tefeciden daha itici ne olabilir?   

Fakat Shylock’un hikayesi aslında eziyetlerle aşağılanmış ve zulüm görmüş Yahudi halkının öyküsüdür. Onun düşmanlarından intikam almaya dair insafsız tutkusu, derin acılarla kazanılmıştır. Karakterinin derinliği ve karmaşıklığı tarih boyunca zamana yayılarak açığa çıkmıştır. Aktörler ve yönetmenler Shylock‘un duygusal motivasyonlarını adım adım keşfetmeye başladılar: Oyunun sergileniş şekli, giderek, onu mazur görmekle daha az, onu açıklamakla daha fazla ilgilenmeye başladı. Bu anlayış, özellikle Yahudi soykırımı tarihinde daha güçlü hale geldi. Bu durum, Venedik Taciri’nin teatral yorumlarını da -Rusya da dahil olmak üzere- direkt olarak etkiledi. Günümüzde, Shylock’a yönelen incelikli bakış açısı, onu sadece komik kötü bir karakter olarak gören Shakespeare’in çağdaşlarınkinden çok farklı.    

Shakespeare’in kendi kötü adamlarını çekici bulduğunu düşünüyor musunuz? Seyirci onlara bu yüzden sempati duyuyor olabilir mi?

Shakespeare’in yarattığı kötü karakterleri sevdiğine hiç kuşkum yok. Muhtemelen onları, erdemli kahramanlardan daha çok seviyordu. Öyle hissediyorum ki, bir sanatçı olarak onları eğlenceli buluyordu. Ve bu karakterler onun için bizler için de olduğu gibi, ‘insan olmanın ne demek olduğu’ paradoksuna duyduğu ilgiyi keşfetme yoluydu. Örneğin Macbeth, aynı zamanda hem bir katil hem de kurbandır. Shakespeare’in şiddet dolu tragedyası Titus Andronicus’da Mağribli Aaron karakteri, ahlaksız bir canavardır; saf kötülüğün vücut bulmuş halidir. Fakat genç oyun yazarı tarafından ona bile insani bir özellik verilir-gayri meşru çocuğuna duyduğu sevgi- yoluyla. 

Shakespeare, kimsenin tamamen kötü olmadığı ancak şartların kurbanı olduğu görüşünü benimser miydi? 

Shakespeare, şartları dikkate almasına rağmen, bunlara belirgin bir vurgu yapmamıştır. Örneğin, biraz önce tartıştığımız Shylock. Shakespeare’e göre bir kişi kendi iradesinin yaratımı ve kendi kararlarının ürünüdür. Bu nedenle de onun karakterlerinin, Fyodor Dostoyevsky’nin ‘Suç ve Ceza’ da “şartların kurbanı olmak” olarak adlandırdığı şeye gönderme yapma lüksleri yoktur. Shakespeare’in gözünde her insan kendi kişiliğini tayin eder ve seçimlerinin sonuçlarından sorumludur. Koşulların insanların hayatındaki önemli rolü çok sonralara, 19.yy’a, insan kişiliğinin sosyal çevreye ne ölçüde bağımlı olduğunu inceleyen psikolojik roman türünün ortaya çıkmasına kadar ciddi anlamda tartışılmadı. 

Shakespeare’in kötüleri bizlere ne gibi dersler veriyor?

Muhtemelen Shakespeare’in kötülerinden alınacak tek ve en önemli ders, bir kimsenin kabahatlerini tekrarlamamaktır. Shakespeare’in kötüleri genellikle hak ettiklerini bulurlar. Fakat aynı zamanda, acı çekmeyi ve ölmeyi hak etmemiş diğer karakterler de -Hamlet’deki Ophelia, Othello’daki Desdemona, Kral Lear’daki Cordelia gibi–her halükârda ölürler. Antik trajik suçluluk duygusu veya gaflet kavramları– talihsiz olaylar zincirine yol açan bir eksiklik ya da bir hata– Shakespeare’in karakterleri için geçerli değildir. Bu durum, Aydınlanma Çağı boyunca birçok ahlak kuramcısının kafasını karıştırmıştır.  

Fakat sanatın asıl amacı nadiren ahlaki dersler vermektir. Zamane seyircisi için daha öğretici olan, karakterlerin gizli ya da aşikâr motivasyonları ve bilinçaltlarının gizemleri içinde bir bakış açısı kazanmaya çalışmaktır. Bu süreçte, bizleri zenginleştiren insan doğası hakkında önemli bir şey öğrenebiliriz. 

Yazar: Alexey Bartoshevich
Çeviri: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: british council 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.