Polonyalı yazar ve düşünür olan Stanislaw Lem’in kaleme aldığı Küvette Bulunan Günce adlı roman yazılı tarihin yok olmasıyla yaşanan Büyük Çöküş’ten önceye dayanan Neojenden Notlar adı verilen küvette bulunan bir günceyi aktarmaktadır. Notları yazan kahramanın kim olduğu bilinmemekle beraber “özel görev” için korunaklı bir binaya girmiş olduğu anlaşılmaktadır. Labirente benzeyen bu bina canlı bir yapıya sahip izlenimini vermektedir. Binada yaşananları kahraman anlamlandıramaz. Zira binada karşılaştığı kişiler casus, duydukları ise kodlanmıştır. Zamanla roman kahramanı binayı ve özel bir görevinin olup olmadığını dahi sorgulamaya başlamıştır.

Romanın giriş kısmında “Neojenden Notlar” adlı bölüme dair bilgiler verilmektedir. Neojenden Notlar’ın dünyanın eski geçmişinden kalan en değerli kalıntılardan biri olduğu söylenmektedir. Bu notlar romanda “Büyük Çöküş” adı verilen tarihi verilerin yok olması faciasından öncesine dayanması nedeniyle büyük bir öneme sahiptir. Zira en eski dönemlerden kalan taş, bronz vs. malzemeler bize uzak geçmiş dönem hakkında bilgi verse dahi nispeten yakın sayılabilecek dönem olan geç kaotik döneme dair bu kadar bilgiye dahi sahip olmadığımız malumdur. Bunun nedeni tüm bilgilerin, kimliklerin vs. papir adı verilen malzemelere kaydedilmesi ve yaşanan bir papiraliz salgını ile tüm kayıtların yok olmasıdır. Tek ulaşılabilen kayıt ise küvette bulunan günce de denilen neojenden notlardır. Uygarlıkların yaşamsal fonksiyonu olan bilgi akışı bir anda duraklamış, bu akışı sağlayacak tek yol olarak uzmanların zihinleri kalmıştı. Artık neojen dönemi kapanmış kaotik dönemi başlamıştı. Yeni bir dönem ile kurtuluşa giden yolda engel olacak ya da işe yaramayacak her şeyden vazgeçildi ki bundan en çok etkilenen beşerî bilimler oldular. Tarih bilimi tamir edilemeyecek hale geldi. Sözlü aktarım ise faciayı engellemeye yönelik önemli bir fonksiyona sahipti. Ama sözlü aktarımda veriler birçok değişmeye maruz kaldı ve verilerin güvenirliliği sarsıldı. Aktarılan eski inançlar evrildi ve birçok din ortaya çıktı. Metafizik ile dünyevi olan kaynaşmaya başladı. Tüm bu tahminler ise neojenden notlar temel alınarak ortaya konulan araştırmalara dayanıyor.

Güncenin bulunduğu bina son derece korunaklı olan son pentagondu. Notlar 3. Pentagonun olağanüstü araştırmalarının sonucunda binanın dördüncü seviyesinde anlaşılması güç bir koridorlar sisteminde bulundu.

Romanın giriş kısmında verilen bilgilerden sonra söz günceye bırakılır. Neojen döneminde bulunan pentagon binası “özel görev” peşinde koşan kahramanın gözünden anlatılır.

Günce, bir binada özel görev ile görevlendirilmiş kahramanımızın görevinin ne olduğunu anlaması üzerinden ilerliyor. Bu süreçte binanın labirentlerden oluşan canlı bir sistem gibi çalıştığını görüyoruz. Lem, bina metaforunu kullanılarak bürokratik devleti eleştiriyor. Binanın yapısına baktığımızda hiyerarşik bir sistemi çağrıştırır. Her bölümün belli bir seviyesi vardır binada. Kahraman görevine ulaşmak için sürekli bir bürokrasi engeline takılıyor bu süreç bitmez tükenmez bir sürece dönüşüyor. Lem’in yaşadığı dönemi ele alırsak Lem II. Dünya Savaşı’nda Nazi kamplarında kalmış ve Polonya’da sosyalizmin faklı yüzüyle karşılaşmıştır. Bina metaforuyla yaşadıklarının eleştirisini yaptığını görüyoruz.

Giriş kısmında verilen bilgilerde binanın son pentagon olduğu iddiasına yer verilir. Binadaki sistem hicvedilirken Amerikan sisteminin hicvedildiğini görüyoruz. Binanın Pentagon oluşu Lem’in Amerika’nın, yükseliş döneminde yıkılışını vurguladığını gösterir. Ayrıca insanlığın önemli bir dönemine ışık tutan verilerin pentagonda, pentagon tarafından bulunması Amerika’nın dünya üzerindeki belirleyiciliğini gösterir.

Romanda yaşanan büyük çöküşe neden olan papiraliz salgınının Ammer-Ka’nın çöl kısmında ortaya çıktığından ve çöküşün buradan başladığından bahsediliyor. Ammer-Ka, Amerika’yı çağrıştırıyor. Lem, Amerika’nın gücünü kazandığı bir dönemde yıkılışını ele alıyor olması yaşadığı dönemde karşılaştığı sıkıntılara matuf olabilir.

Tarı̇h Felsefesı̇ Bağlamında Küvette Bulunan Günce

Tarihi verilerin silinmesiyle yaşanan büyük çöküş üzerine ulaşılan tek kayıt olarak güncenin ele alındığı bu roman tarihin önemine vurgu yapmakla beraber vazgeçilmez olmadığını hissettirmekte. Giriş bölümünde verilen bilgilere göre büyük çöküş ile yaşanan faciadan en çok zararı tarih bilimi görmüş ve yeni dönemde yer verilmemişti. Öte yandan insanlık tarihe dair bilgi edinme isteğinden de hiç vazgeçmemiştir. Zira yaşanan büyük çöküşten sonra dahi tarihi verilerin peşine düşülmüş ve bulunan her kayıt üzerinden bir tarih tasavvuru oluşturulmaya çalışılmıştır.

Neojen dönemine dair ulaşılabilen tek kaynak olan günce, tarihi bir anlamı doğrudan veren bir kaynak değil. Zira binanın işlevi ya da kahramanın özel görevi gibi konularda net bir sonuca varılamaması tarihin işleyişinde bir katkı sağlamaması tarihte anlam aramayı zorlaştırıcı hale getiriyor. Romanda tarihin kendisi bir anlam arayışından ibaret olarak ele alınıyor.

Modern dönemde bilimlerde nesnellik arayışları sosyal bilimleri ikinci planda bırakmış, sosyal bilimler nesnellik ölçütlerine uymayan kaynaklar kullandıkları için kesin görülmemişlerdir. Romanın girişinde de bir güncenin kaynak olarak kullanılmasının tartışıldığı söyleniyor. Güncenin verdiği bilgilerden yola çıkılarak o döneme dair ancak tahminlerde bulunulabileceği kabul görüyor. Lem bu anlayışa karşı olarak tek kaynak olarak günceyi ele almış olabilir. Mikro tarih anlayışına bir örnek görüyoruz bu kitapta. Makro tarihin yaptığı gibi olaylar sadece hâkim taraf ya da güçlü tarafın gözünden değil olayları bizzat yaşayan sıradan bir insanın gözünden ele alınıyor. Her ne kadar güncenin başında yazar bize kahramanın son derece önemli biri olduğunu hissettirse de güncenin sonunda kahramanın bina için o kadar da gerekli bir şahsiyet olmadığını görüyoruz.

Büyük çöküşten hemen öncesine denk gelen dönemde papir denilen malzeme büyük önem taşıyordu. Kimlikler dahi papir ile belirleniyordu. Tarih, papir demekti aslında. Ama sadece bir malzemeye yüklenen bu kadar anlam bir anda yok olabilir. Zira yaşanan papir salgını her şeyi alt üst etti. Güncede kahraman bir ara kütüphaneye giriyor ve orada yaşama dair her şeyin kaydedildiğini görüyor. Kütüphaneci bu bölümün hiç ilgi görmediğinden yakınıyor. Güncenin kahramanı da bir müddet sonra bu bölümden sıkılıyor ve oradan çıkmanın yollarını arıyor. Ama bu dönemler denk gelen büyük çöküş ile o kaynakların önemi anlaşılıyor. Zira zihinler o kadar geniş bilgiyi muhafaza edecek gücü kendinde bulamaz hale geliyorlar.

Tarihi veriler bir anda ortadan kalkınca bir toplumsal kriz yaşandığından bahsediliyor giriş kısmında. Bunun nedeni tarihin insanlara kattığı anlamın bir anda yitirilmesidir. Ayrıca geleceklerine dair bir fikir elde edememenin verdiği gerginlik de olabilir. İnsanlık, tarihe bakarak kendini ve istikbalini anlamaya uğraşıyor. İnsanların hayatlarında yaşanan değişimleri kabullenmeleri tarihte de bunun vukuu bulduğunu gördüklerinde kolaylaşıyor. Zira 16. yüzyılda yaşanan değişimlerden sonra ilk defa Voltaire’nin sorduğu “Dünya hep böyle miydi?” sorusu üzerine tarih ilgi odağı haline gelmeye başlıyor. Yaşanan değişimler tarihe bakma arzusu doğuruyor. Ama tarihi veriler bir anda yok olduğunda insanlık sırtını dayayacağı bir geçmişten mahrum kalıyor ki bu sadece geçmiş dönemlerin bilgisini de ifade etmiyor. Uygarlıkların yaşamsal faaliyeti olan bilgi akışı durmuş oluyor. İnsanların kimlikleri yok oluyor.

Tarihin tek bir maddeye kaydedilmesi de problemlere yol açıyor. Papir neden insan hayatına bu kadar etkin kılınıyor? Zira çok daha öncesinden elimize ulaşan taş, bronz gibi maddelerden yapılmış objeler bize daha eskiler için bilgi sağlıyorken daha yakın zamana dair elimizde hiçbir kayıt kalmıyor.

Yaşanan büyük çöküş ile beraber insanlık tüm tarihini kaybetmiş durumdaydı. Tek kaynak yaşayan uzmanların zihinleriydi. Ama uzmanlar kendi alanlarına dair bütüncü bir bakış açısı sunamadıkları için yetersiz kalmışlardı.

İnsanlık tarihini kaybettiğinde krizler yaşanmaya başlandı. Romanda tarih, papir metaforu ile ele alınıyor. İnsanların tarih ile doğduğu, tarih ile öldüğü ve tarih olmadan hiçbir şey yapamayacakları vurgulanıyor. Tarih, kimliğin oluşumunda önemli bir yere sahip. Hem ferdi hem de toplumu etkiliyor. Tarihin kaybedilmesiyle yaşanan kimlik sorunları toplumsal çözülmelere de yol açıyor.

Teknoloji Papirin Kaderini Paylaşabilir mi?

Günümüzde, hayata ve tarihe ait tüm verilerin elektronik ortamda saklandığını görüyoruz. Büyük çöküşten önce papir ne ise günümüzde de teknoloji o. Kimlikler dahi teknoloji ile sağlanıyor. Peki ama elektrik bir anda yok olursa? Bu soruya verilebilecek cevap insanlık adına biraz ürkütücü. Yaşamsal faaliyetlerimizin birçoğu elektrikli aletler tarafından sağlanıyor. Gittikçe elektriğe daha da çok bağlanıyoruz. Elektrik olmazsa ne yapacağımızı düşünmüyoruz. Kendimizi büyük çöküşe hiç hazırlamamış durumdayız. Romanda papirin kaybedilmesi ile yaşanan toplumsal kriz günümüzde elektriğin kaybedilmesi ile de tekrar vukuu bulacak bir durum. Zira Lem, romanda ele aldığı meseleyi sadece bilim kurgu olarak ele almamış günümüz dünyasına da bir şeyler söylemeye uğraşmış. Kullandığı metaforlarla günümüze bir şeyler söylüyor aslında.

Küvette Bulunan Günce sadece bir bilim kurgu romanı değil aynı zamanda günümüze dair eleştirilerin olduğu, tarih bilimine dair çıkarımların yer verildiği, anlam arayışının derin şekilde ele alındığı bir kitaptır. Tarih felsefesi bağlamında ise alana dair tartışmalara kapı aralaması nedeniyle önemli bir eserdir. Mikro tarih alanına dair güzel bir örnektir.

Kaynaklar:

LEM, Stanislaw, Küvette Bulunan Günce, İletişim Yayınları, 1998.

Yazar: Refika Yanık

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.