• 29 Mayıs 2017
  • Düşünbil Portal
  • 0
Paylaş

Bir yerde feminist yönetmenlerden bahsediliyorsa Quentin Tarantino‘nun adı çok nadir geçer. The Hateful Eight gibi bir yapıt varken durum neden böyle merak ediyorum doğrusu. Sinema gibi erkekler tarafından domine edilmiş bir sektörde bile Tarantino, her bir kadın karakteri özenle işliyor. Ancak asıl soru; erkeklerin de aynı şekilde havaya uçurulduğu bir yerde, kadına şiddet feminizme aykırı mıdır?

Paul Feig, tamamen kadınların rol aldığı Hayalet Avcıları ve Nedimeler gibi filmler çektiği için anında feminist oluyor; ancak kadınları yarı çıplak, aklı bir karış havada kızlar ya da filmde birinin kırığı olmaktan öteye gidememiş karakterler olarak göstermeden, kariyerini kadın başroller üzerine inşa eden bizim Tarantino’dan bahseden yok. Filmlerinin komplike yapısı, içlerine yerleştirilmiş kadın destekçisi ögeleri gölgede mi bırakıyor? Filmleri şiddet ağırlıklı diye mi? Kadın vücudundan ara sıra çıkan yoğun kan mı sebep buna? Feministler sever kanı; kan güzeldir. Ya da Tarantino’nun karşılıklı rızaya dayalı bir ayak fetişi olduğu dedikoduları yüzünden mi? Bu onun defterini dürüp filmlerinin feminist olmadığını söylemek için yeterli mi?

‘The Hateful Eight’ 2016

Tarantino’nun filmleri ezber bozuyor; ve sevseniz de sevmeseniz de Tarantino, çağımızın en iyi yönetmenlerinden biri olma yolunda ilerliyor. Tarantino’nun tüm filmlerinin düzenlemesini 2010’da zamansız ölen Sally Menke’nin -evet bir kadın- üstlendiğini belirtmekte de fayda var. Cinsiyetçi kalıpları kıramasa da tam anlamıyla kadını yücelten tarzda filmler çeken Tarantino’dan feminist ünvanını neden esirgiyoruz?

The Hateful Eight‘i izleyenler (spoiler yok, söz veriyorum), Jennifer Jason Leigh’ın tüm karakterlerden önce tabiri caizse ağzının burnunun dağıtıldığını söyleyip burada bir kadın düşmanlığı olduğunu iddia edebilir. Ancak müsaade ederseniz şunu söylemeliyim. Filmdeki şiddetin kaçınılmazlığını irdelersek -sonuçta yönetmenimiz Tarantino, Walt Disney değil- şunu fark ederiz ki aslında kadın karakter durumu muhtemelen en az hasarla atlatmıştır. İlaveten, eşitlikçi bir yaklaşım sergilersek bir katil olduğu için işi kapan ama sonra tekme tokat girişilen karakterimiz erkek olsaydı o zaman sorun yok muydu?

Asıl eşitlik bu işte, bir suçlunun cinsiyetine bakılmaksızın hak ettiği muameleyi görmesi. Ona, sırf kadın diye, bir peri kızı gibi davranmıyorlar. Ona bir katil gibi davranıyorlar, çünkü o bir katil. Öyle ki Laigh bir noktada ipleri tamamen eline alarak karakterine bir derinlik kazandırıyor. Tüm filmin merkezinde yine bu kadın var. Tarantino’nun çoğu filminde olduğu gibi. Ayrıca film, Bechdel testini de geçiyor (Kıl payıyla, ama geçti mi geçti).

The Hateful Eight‘i izlemeden önce, neden bilmem kendimi cinsiyetçilik görmeye hazırladım, ancak tamamen boşunaydı. Film 1800’lerin Orta Doğusunda geçiyor. Tipiye yakalanmış 8 erkek ve bir kadın bir odada ve kimse kadınla yatmaktan ya da ona tecavüz etmekten bahsetmiyor. Aslında filmdeki her kadın için geçerli bu (Not: Hiçbir Tarantino filminde kadına tecavüz konusu işlenmez; Kill Bill‘in bir sahnesinde, komadaki kadınlara cinsel istek duyan puştun biri hariç, o da Uma Thurman’a bir Fransız öpücüğü vermek isterken dilinden oluyor zaten).

The Hateful Eight feminizm temalı filmlerin en tipik örneği olmayabilir, ama aslında içten içe feminist. Hatta kadın erkek eşitliği temalı filmlere prototip olması gereken bir film. Bugüne bugün, Daisy Domergue karakterinin erkek olmaması için bir sebep yok, ama kadın. Bu, kafamda bir ampul yaktı ve ben de derhal gidip bir araştırma yaptım -tabi ki araştırmadan kastım Tarantino’nun 8 filmini tek tek izlemek- ve onun aslında kadınları ne kadar destekleyen bir yönetmen olduğunu fark ettim. Alttan alttan yerleştirmemiz gereken, kadınların gerçekten nelerden meydana geldiklerini gösterecek olan tipik feminizm tam da bu olabilir. Bir çocuğa şurubunu meyve suyuyla karıştırarak içirmek gibi.

‘Kill Bill’ 2003 ve 2004

Şimdi; Kill Bill, Jackie Brown ve Ölüm Geçirmez (Death Proof) gibi, savaşçı ruhlu kadınların birilerinden intikam aldığı, kadınları bariz yücelten filmler var. Biri çıkıp kolayca diyebilir ki bu filmler ve dolayısıyla Tarantino’nun feminizm anlayışı tam kararında. Ama tam tersini savunmak da mümkün. Bu filmler kadınları cinsel bir obje gibi gösteriyor da savunulabilir. Ancak başrollerin güçlü kadın karakterler olması için gösterilen çaba da gün gibi ortadayken bence bir iki hataya da göz yumabiliriz.

Kill Bill gibi bariz ya da The Hateful Eight gibi gizliden de olsa, Tarantino’nun filmleri ve karakterleri kesinlikle feminist onaylı olmalı. Karakterleri her zaman çok yönlü, kadınlar hiçbir zaman gözümüz gönlümüz açılsın diye filme konmamış ve filmlerinde asla tecavüz teması işlenmiyor, adı bile geçmiyor tecavüzün. Yine de Quentin Tarantino’nun feministliğinden şüpheliyseniz, onun gözümüze sokmadan kullandığı bazı feminist ögelerden bahsedeyim, belki fikriniz değişir.

İlk filmi Rezervuar Köpekleri‘nde tek bir kadının bile rol almaması, Tarantino’nun feminist olmadığını savunmak için iyi bir argüman. Bana öyle geliyor ki Tarantino hatasının çabucak farkına vardı ve kariyerinin geri kalanında bu durumun tekrarlanmamasına özen gösterdi. Ayrıca filmde bir kadın karakter olmasa da, Madonna’nın, post-modern bir görüşü, bir bakire gibi masum rolü yapmaktansa bir sürü erkekle yattığını ve bununla gurur duyduğunu dile getirmek için yazdığı Like A Virgin şarkısı uzun uzun tartışılıyor. Madonna’yı yargılamadan bunu tartışmayı başarıyorlar. Daha da önemlisi, bir kadının en yüksek maaşla çalışabildiği işin garsonluk olmasının ne kadar adaletsiz olduğunu ve devletin kadınlardan abartılı vergiler aldığını tartışıyorlar. Bir başka sahnede ise soygunculardan biri, Mr. Brown (Tarantino’nun karakteri), arabasını çalmaya kalkıştığı bir kadın tarafından vuruluyor.

‘Jackie Brown’ 1997

Tarantino’nun ikinci filmi Ucuz Roman (Pulp Fiction). Kimi bu filmin de oldukça erkek odaklı olduğunu iddia ediyor. Bana öyle geliyor ki sinema tarihindeki belki de en unutulmaz iki sahne Uma Thurman’ın bu filmdeki karakterine ait. Ayrıca bu karakter, diyaloğun tüm kontrolünü elinde tutuyor; yeteneği ve anlatılarıyla onu canlı tutuyor. Honey Bunny, hırsız çiftin kadın olanı, erkek suç ortağını lokanta soymaya ikna ediyor. Samuel L. Jackson’ın karakteri de kadınlardan bahsederken övgü dolu sıfatlar kullanıyor, hatta vajinadan ‘kutsalların da kutsalı’ diye bahsediyor. Ayrıca kız arkadaşının vejetaryen olduğunu, dolayısıyla kendisinin de vejetaryen olduğunu söylüyor. Travolta’nın canlandırdığı karakter, Mia hakkında “Biriyle mi yattı/Tecavüze mi uğradı?” diye sorunca Sammy L. ciddileşerek “Hayır hayır, o kadar da kötü değil” diye cevap veriyor.

Son olarak, Bruce Willis’in kız arkadaşı Fabienne hafif göbekli kadınların çok seksi olduğunu savunuyor (Unutmayın 90’lardan söz ediyoruz, eroin bağımlısı sıska kızların altın çağı). Daha sonra, erkeklerin onun vücudu hakkında ne düşündüğünün umurunda olmadığını, canı nasıl isterse vücudunun öyle olacağını sözlerine ekliyor.

Kill Bill ve Jackie Brown o kadar kadın merkezli ki tartıştığımıza bile değmez, ancak bazıları Kill Bill konusunda tam tersini savunuyor. Bir karakter dar, seksi bir hemşire kostümü giyiyor olsa cinsellik; kurgu, sinematografi, senaryo ve tabi ki ultra-cool bir kadın karakterin yanında filmde çok çok daha az göze çarpıyor. 

Şunu düşünün: Daryl Hannah filmdeki en yaşlı kadın, 42 yaşında ve bir Tarantino filminde görebileceğiniz en açık kıyafeti giyiyor. (Filmde ayrıca 17 yaşında, gayet düzgün bir okul üniforması giyen bir bodyguard var; yaş ve tiplemeler arasındaki bu tezat harika değil de nedir?) Sizi bilmem ama ben küçük, liseli kızlara kas gücü; 40 yaşı aşmış kadınlara seks bombası rolü verilmesi olayını sonuna kadar destekliyorum.

Kabul ediyorum; Tarantino’nun yapmadıklarına yaptıklarından çok çok daha fazla hayran olabilirim. Ama o çok övülen benzer tarzdaki filmlerle kıyaslarsak, Tarantino, filmlerine kadınları sadece bir erkek karakterin kırığı olsun ya da tamamen göze hitap etsin diye koymuyor. Tarantino filmlerinde kadınlar ön planda ve merkezde. Öyle ki genelde filmdeki en zeki karakter yine kadındır. Tarantino’nun sekiz filminden 5 buçuğu tamamen kadın odaklı. Adamın hakkını vermeliyim; filmlerinde kadın düşmanlığı, şovenlik ve cinsiyetçilik mikroskobik boyutlarda.

‘Ucuz Roman’ 1994 ‘Pulp Fiction’

Belki Ölüm Geçirmez kadınların yüceltilmesi olayından biraz sapıyor, tamamen iyi niyetinden, ancak bazı sebeplerden ben bunun tartışmaya açık olduğunu düşünüyorum. 8 ana karakterin yalnız biri erkek. Film, kadınları avlamaktan, onları arabasıyla çarpıp öldürmekten nedense zevk alan, gözü dönmüş Kurt Russell’ın kadınları takip etmesi etrafında şekilleniyor. Ölüm sahneleri acımasız ve kan dondurucu, ve evet ölen bir ya da iki kız kısacık şortlar giyiyor. Ama film bunlar üzerine değil; bu sapık herifi bulmayı kafaya koymuş kadınlar üzerine.

Üzerinde en az parça kıyafet olan (o da şort-tişört) ve dans eden kız sıfır beden değil, balık etli ve ortalama bir kadının vücut ölçülerinde. Kan ve şiddeti bu kadar seven bir yönetmen, kadın karakterlerini ve dolayısıyla kadın seyircilerini incitmemeye özen gösteriyor.

‘Soysuzlar Çetesi’ 2009 ‘Inglourious Basterds’

Son olarak, Soysuzlar Çetesi (Inglorious Bastards) tamamen ailesi Naziler tarafından katledilmiş Yahudi bir kadının (Melanie Laurent canlandırıyor) intikamını konu alıyor. İntikam yolunda ise yakışıklı, savaş kahramanından bozma Alman bir aktörün dikkatini dağıtmasına asla izin vermiyor. Filmde Brad Pitt, Christolph Waltz gibi yıldız isimler yer alırken ana karakter açık ve net bu kadın. Karakter ayrıca Nazilerin arasına sızmak için yapılmış bir planın da arkasındaki deha. 

Zincirsiz (Django Unchained) de benim savunduğum noktaya ters düşebilir, zira filmin ana temalarından biri Django’nun karısını kurtarmak. Ancak, filmde gerçekten cinsiyetçi hiçbir şey yok. Zayıf kadın karakter sorulduğunda Tarantino döneme gerçekçi yaklaşmak istediğini söylüyor.

Tarantino’yu tamamen destekliyorum, ve bir feminist olarak sözlerinin doğruluğuna %100 inanıyorum. Irk konusunda hiç kusuru yok demiyorum. Şahsen ben neyin ırkçı olduğunu neyin olmadığını tartışacak pozisyonda görmüyorum kendimi. Filmlerinde N sözcüğünün kullanımı kimine çok fazla gelirken kimi o dönemi tamamen yansıtabilmek için bunun gerekli olduğunu savunabilir. Altın Küre kabul konuşmasında ‘getto’ kelimesini kullanması da şüphesiz çok eleştirildi. Ancak şu var; Tarantino beyaz olmayan kadınlar için de geniş bir ‘güçlü kadın’ yelpazesi yarattı. Pam Grier, Vivica A. Fox, Lucy Liu, Chiaki Kuriyama, Rosario Dawson, Tracie Thoms ve Marcy Harriell bu yelpazenin yalnızca bir kısmı. 

Bu adam gerçekten film endüstrisindeki ‘kadın’ algısını değiştirmeye çalışıyor. Onun kadınları, Michael Bay’in kadınları gibi daracık, ha orası açıldı ha burası yırtıldı diye bakarken asıl hikayeyi kaçırmamıza yol açan kıyafetler giymiyor. Tek boyutlu ve aptal değiller, tüm gün bir erkeğin gelip onları kurtarmasını beklemiyorlar. Dövüşüyor, terliyor ve berbat görünüyorlar; kavgadan çıkan herhangi bir insan gibi. Eğer böyle düşünmeyeniniz varsa, onu bu konuda sıkı bir tartışmaya davet ediyorum.

Çevirmen: Beste Naz Yıldız
Kaynak: bust.com

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaş

Düşünbil Portal

Düşünbil Portal, bilim, felsefe ve psikanaliz alanlarında yazılı ve görsel içerikli makale, deneme ve çeviri yayınlayan çok içerikli bir portaldır. Genel okur-yazar kitlenin bilinçlenmesini ve farkındalık kazanmasını amaçlamaktayız. “Düşünen her insan gençtir” vizyonu ile her genç insana hitap etmeyi amaçlayan Düşünbil Portal, dergi ve etkinliklerle bu amacını geliştirmektedir.

https://www.dusunbil.com