Retorik, Platon’un (M.Ö 427- 347) yaşadığı dönemde çevresini saran sofistler yüzünden tanımladığı gibi bir “göz boyama” yöntemi mi? Yoksa bir dönem öğrenciliğini yapan, sonrasında bazı fikir ayrılıkları yüzünden yanından ayrılan Aristoteles’in (M.Ö 384- 327)  ifade ettiği gibi “diyalektiğin eşteşi” mi?

İsterseniz bu karşılaştırmaya girmeden önce retoriğin ne anlama geldiğini ve bu kelimenin nasıl oluştuğunu biraz olsun anlamaya çalışalım. Kısaca hitabet sanatı diye bilinen ve dilimizde belâgat, güzel ve etkili söz söyleme sanatı olarak da kullanılan bu kelime etimolojik açıdan ise hatip ve konuşan kelimelerinin bir araya gelmesi ile  oluşturulmuştur. Bu noktadan bakıldığında retorik sözle ilgili sözsel bir etkileşimdir de denilebilir, ama daha çok tek taraflı bir etkileme söz konusudur.

Sokrates’in öğretisini devam ettiren Platon için de retorik sanatı; böylesi bir etkileme için kullanılan sözlerle, yargıçları, meclis üyelerini, halk toplantılarında ve bütün yurttaş toplantılarında bulunanları sözle kandırma kudretidir.

Platon’un bu kavramı elbette ki sadece ikna etme veya kandırma olarak ele almadığını, aynı zamanda ikna olunabilmesi ya da belli bir zümrenin kaldırılabilmesi için inanç mefhumunun oluşması gerektiğini ve bunun da iki türlü gerçekleşebileceğini savunduğunu geriye bıraktığı eserlerden anlayabiliyoruz. Ona göre bilgiye dayalı (episteme) ve bilgisiz ve dogma unsurlara dayalı bir inanç için ikna yolları da farklı farklıdır. Bu bağlamda retorik ile diyalektiği birbirinden ayırır. Sadece retorik ikna yöntemi iken diyalektik çelişkileri gideren bir öğretme aracına dönüşür. Bu görüşe göre denilebilir ki retorikçi alkış ve övgü için sözsel kuvvete dayalı bir kandırma ustası, diyalekt bağlama da vicdanının gerçekle bağının kopmaması diyebiliriz.

Platon’un eserlerine baktığımızda daha çok diyalog unsurları göze çarpar. Fakat aksini yani sofist anlayışın gereksiz söylevlerini ispat için tıpkı hocası Sokrates gibi retoriğin gücünden yararlanır.

Kalabalık kitleleri ya da belli bir zümreyi kişisel çıkarları için etkilemeye çalışan ve hitabet sanatını kendi lehine kullanan, belli, bencil ve bilgisiz sanılarla kandırmaya çalışan insanlar için bugün ne deniyorsa o zamanlarda da aynı isimle anıldığını yani dalkavuk dendiğini yine Platonist bir yaklaşımla anlayabiliyoruz.

Aristoteles, her ne kadar 17 yaşından 37 yaşına kadar geçen 20 yıllık süre içerisinde Platon’un öğrencisi olsa da, Akademia’dan ayrıldığında kendi öğretilerini ve savunularını oluşturmuştu. Akabinde üç yıl süren Makedonya Kralı Philiphos’un oğlu olan ve daha sonra tarihin Büyük İskender olarak tanıyacağı 13 yaşındaki oğluna akıl hocalığı yapmış ve aynı dönemlerde ilgisi siyasete yoğunlaşmıştır. Bilindiği üzere Aristoteles’in yaşadığı yıllarda siyaset retorik sanatının en önemli mecrasıdır. Bu hususta Platon’dan farklı bir görüşü olan Aristoteles, retoriği diyalektiğin eşteşi görmüş ve bir arada kullanılan, gerçeği arayan ve kanıtları bulmak için uğraşan iki aynî unsur olarak tanımlamıştır.

Aristoteles Retorik adlı eserinde bu konuyu bölümlere ayırarak ayrıntılı bir şekilde anlatmaya çalışmıştır. Hitabet yöntemlerini; politik, hukuksal, törensel hitabetler olarak üç şekle ayırmış, tüm bu hitabet çeşitlerini de ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır. Örneğin politik hitabet belli bir mecliste yapılan, daha çok gelecek üzerine olumlama ya da mevcut olumsuzun gelecekte nelere neden olabileceğini anlatmaya yönelik bir çeşidi iken, hukukî hitabet daha çok geçmişle, yapılmış bitmiş bir işle ya da olayla ilgili yargılama, itham etmeye yönelik çeşididir. Törensel hitabet ise şimdiki zamanla ilgili övgü ya da yergi barındırabilen söylevlerdir.

Tüm bunların yanında Aristoteles retoriğin araçlarını da üç kısma ayırmıştır. Ethos, Pathos ve Logos. Ethos’ta, kişinin karakter ve itibarının ön plandadır; konuşanın kim olduğu kadar dinleyicilerin sezgileri de önemlidir. Pathos, ne söylediğinle değil nasıl söylediğinle yani durumla değil duygularla ilgilidir. Logos ise, içeriğe önem vererek ne söylediğinin önemli olduğu hitabet biçimidir ve beyni önemser. Kısaca denebilir ki; Ethos kim olduğunla, Pathos nasıl olduğunla, Logos konunun ne olduğuyla ilgilidir. Şunu da diyebiliriz ki, Ethos; sosyolojik bir yapıyı ve bu sosyal yapının içindeki karakterli ve itibarlı insanın inandırıcılığını, Pathos; duygusal bağlamda insanların üzerinde bırakılacak etkilerin farklılıklara rağmen oluşturulması, Logos; anlatılmak istenen şeyin dayanaklarının veya kanıtlarının sağlam birer argümana bağlı olduğu hitabet biçimidir.

Son olarak Isaac Newton’ın sözüyle yazıyı bitirelim: “Platon benim arkadaşımdır; Aristoteles de. Ama benim en mühim dostum hakikattir.”

Kaynakça:
ARISTOTELES. Retorik, Çev. Mehmet H. Doğan, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
DUMAN, Akif Mehmet. Platon’un Retorik Anlayışı, İstanbul. Litera Yayıncılık.

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.