California Davis Üniversitesinin açığa alınan rektörü Linda Katehi hakkındaki iddianame gerçekten de hayret verici.  

California Üniversitesi rektörü Janet Napolitano’nun mektubunda açıklandığı üzere, Katehi’ye yönelen suçlamalar, insan kayırma, 2011’de bir kampüs polisinin protestocu öğrencilere biber spreyiyle müdahale ettiği gösteren videolar, haberleri sunan internet linklerini sildirmek için 175.000 dolar ödendiği, öğrenci harçlarının kötüye kullanıldığı gibi son derece ciddi (ancak isimsiz kişilerce öne sürülen) iddialardan oluşuyor.  

Fakat, Napolitano’yu daha fazla rahatsız etmesi gereken şey; listesinde hiçbir şekilde yer almayan başka bir durum: Katehi’nin halihazırda faaliyetleri üniversitenin çıkarlarıyla (tartışmalı biçimde) çelişebilecek iki kuruluşun yönetim kurulu üyesi olması.  

Bu kuruluşlardan ilki kar amacı güden eğitim kurumu zinciri DeVry Eğitim Kurumları, sadece kamusal yüksek eğitime rakip konumunda olan bir girişim değil; aynı zamanda, mezunları için yanıltıcı iş ve gelir vaatlerinde bulunduğu iddiasıyla FBI araştırması altında. Bir de John Wiley & Sons var; bu da kaynak kitaplar, ders kitapları yayınlayan bir yayınevi.  

Kurul üyeliklerinin açığa çıkmasından sonra, büyük bir kargaşa yaşandı ve Napolitano tarafından açığa alınmadan önce, Katehi, DeVry yönetim kurulundan istifa etti ve Wiley hisseleri karşılığında, yönetici olarak aldığı 200.000$’ı da bir yardım kurumuna bağışlayacağını açıkladı.  

California Üniversitesi yöneticilerinin ticari kurul üyelikleri; 2006’da San Diego California Üniversitesi’nin rektörü Marye Anne Fox’un en az yedi maaşlı yöneticilik ve komite üyeliği bulunduğu rapor edildiğinden bu yana hassas bir konu olarak sürekli tartışılıyor. Fox’un savunması ise hayli şaşırtıcı bir açıklama olarak hala akıllarda: “Üniversitenin profili,yüksek kurul üyelikleriyle daha da gelişiyor.” 
 
California Üniversitesi yönetim kurulu üyelerinin kurul üyesi olma hakları üç kişiye kadar kısıtlanmış ve bu olay unutulmuştu, şimdiye kadar.  
 
Fakat Katehi’nin faaliyetleri -özellikle de California Üniversitesi gibi kamu kurumlarındaki- yüksek eğitimde rahatsız edici bir eğilime işaret ediyor; Üniversiteler gün geçtikçe, ticari kurumlar ve fabrikatörlerle daha samimi oluyor ve kayıtsız şartsız bağış kabul etmeyi içeren bu ilişkilerin tehlikeleri hakkında duydukları endişe giderek azalıyor. Daha da kötüsü, üniversiteler kendileri ticari kuruluşlarmış gibi, kurumsal kar-zarar modelini benimsiyorlar.  
 
Öğrenciler daha en başından kaybediyorlar. Sadece eğitimlerinin yükselen maliyeti üzerlerine kalmıyor; aynı zamanda daha dar müfredatlarla karşı karşıya kalıyorlar. Çünkü, üniversiteler ödenek çekebilecek ve patentlenebilir icatlardan gelir getirmesi muhtemel bilim, mühendislik ve teknoloji programları uğruna beşeri bilimler ve sosyal bilimler gibi sözde kazançsız programları geri çekiyorlar. 
 
En aşırı örneklerden birinde, Albany’deki New York Devlet Üniversitesi, 2010’a Fransızca, İtalyanca, Rusça ve klasikler programlarını azaltarak girmişti. Bu da okulun mühendisler ve araştırmacı bilim insanları için kaliteli bir meslek okulu gibi görünmesine sebep olmuştu.  
 
Fakat Yunanistan doğumlu bir mühendis olan Katehi’nin etrafında dönen olaylar, California Davis Üniversitesi’ndeki yukarıda bahsedilene benzer nitelikli anlaşmazlıkları ortaya çıkardı. Okulun bilim ve mühendislik fakültelerinin üyeleri onu bilimde çeşitliliğe inanan biri olarak görüp savunurlarken, beşeri bilimler üyeleri, üç düzine beşeri bilimler fakültesi üyesinin de Davis Enterprise gazetesindeki bir mektupta ortaya koyduğu üzere, onu “kamu üniversitelerinin özelleştirilmesi” politikalarının bir simgesi olarak görüyorlar.  

Bu gelişmeler, yine de, yüksek eğitimin iktisadi yönü ve amacı arasındaki temel kavram karmaşasından kaynaklanmaktadır.  

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin büyük bir kısmı için, şunu anlamak gerekir ki, -kamu yada özel- üniversiteler ticari modelden farklı bir zihniyetle işletiliyordu. “Bu durum, Amerikan kültürünün özel teşebbüslerin faydalarına odaklandığı 1980 ve 1990’larda değişmeye başladı” diyor Santa Barbara California Üniversitesi’nde edebiyat profesörü olan Christopher Newfield. Kendisi aynı zamanda, akademik çevrenin şirketleştirilmesi konusunda önemli eleştiriler yapıyor.  

“O zamana kadar, özel sektör kamu sektörü için bir model teşkil etmiyordu,” diyor Newfield. “Özel sektörün prestijinin artık kamu sektörü tarafından taklit edilmesi gereklidir. Ancak, durum neredeyse bizlere göz dağı veriliyormuş gibi. “ 

Bu baskıya ek olarak, “kamusal yüksek eğitimin hükümetlerce giderek daha büyük bütçe kesintilerine uğratılması” da önemli bir unsur diyor East Bay California Devlet Üniversitesi Tarih profesörü Hank Reichman. Kendisi aynı zamanda, Amerikan Üniversite Profesörleri Birliği için bir blog da yazıyor. California’da genel devlet fonundan destek alan öğrenci başına fon oranı 1980’den bu yana California Devlet Üniversitesi sisteminde %43 oranında, California Üniversitesi’nde ise %54.7 düştü.  

Yöneticiler kaybolan kaynakların yerine yenilerini koymak için acele ederken, yüzlerini gelecek vaat eden kaynaklara -bilimsel araştırma yardımları ve telif hakkı ödemelerine- döndüler. Fakat bu programların sürdürülebilir bütçelerin anahtarı oldukları fikri, oldukça hayali. 

Bazı kuruluşlarda, patent geliri önemli bir meblağ gibi görünür; ancak nadiren toplam ihtiyaçların küçük bir bölümünü karşılar. California Üniversitesi temettü ve ücret gelirleri, 2011-2014 arası yıllık 104.5 milyon dolarlık bir ortalamaya sahipken, bu rakam 2015’de büyük ölçüde Xtandi adında UCLA da geliştirilen bir prostat kanseri ilacının lisansına bağlı olarak 177.2 milyon dolara yükseldi. Fakat bu tutarın 43. 4 milyon doları mucitlere dağıtıldı; toplam gelir, California Üniversitesi sisteminin toplam faaliyet bütçesi olan 27 milyar doların %1 inin yarısı gibi önemsiz bir miktardı. 
 
Bilim ve mühendislik programları dış yardımlarla geniş çapta desteklenirken, hükümet ve sanayi kuruluşları gibi geleneksel bağışçılar elini eteğini çekiyordu. 2014’de bir araştırma üniversiteleri birliği olan Council on Governmental Relations (Devlet İlişkileri Konseyi) tarafından yapılan bir anket, üniversite arge çalışmalarına yönelik harcamanın 2012 yılının toplam tutarının %59.5’e gerilediğini ortaya koydu. Ki bu, bilimsel araştırma dalgasının Sovyetler Birliği’nin Sputnik uydusunu fırlatmasıyla ateşlendiği 1956 dan bu yana en düşük bütçe payı. Devlet, yerel yönetimler ve sanayi kuruluşlarından katılımlar da üçte iki oranında düştü. 

Yüksek öğrenimde maliyet yükü öğrencilerin omuzlarına biniyor: California Bütçe Projesi’ne göre, California Üniversitesi’nde harçlar ve ücretler toplam bütçenin %46.3’üne tekabül ediyor. 1998’deki %18.9 oranından hayli yüksek. 
 
Bu eğilimler, üniversiteleri bağışçılarla şüphe uyandıran anlaşmalar yapmaya itti. Geçen yıl, fakülte üyeleri şirketin politik gündemi hakkında şüphelerini dile getirmeden çok önce, California Irvine Üniversitesi, Hint Kültürü bölümünden bahşedilen dört kurul pozisyonu için Dharma Medeniyet Kuruluşu’ndan 6 milyon dolarlık hediyenin ilk taksidini aldı. Ancak yükselen tepkiler, üniversiteyi bağışın tümünü reddetmek zorunda bıraktı. 2014’de Arizona Devlet Üniversitesi, yeni Politik Düşünce ve Liderlik Merkezi için yapılan tez başvurularından birinin “serbest pazar kuruluşları ve modern tarihte politik özgürlük” konusuna odaklandığını ve bunun da merkeze 1.3 milyon dolar ana sermaye katkısı yapan Koch ailesinin zihniyetine şüphe uyandıran bir şekilde yakın olduğunu belirledi.  

Burada, akademik kurumların şirketleştirilmesiyle birlikte gerçekten risk altında olan şey, üniversitelerin kültürel kaynak ve bağımsız araştırma için eğitim sahası olarak belirlenmiş geleneksel rolüdür. “Şu aşikardır ki” diyor UCLA’da tarih profesörü olan ve Newfield ile birlikte akademik konular hakkında bir blog yazan Michael Meranze, “Akademik araştırmalar, üniversitenin kendi misyonunun mantığı yönünde ilerlemektense, üniversite dışından kuruluşların çıkarlarına yönelik olarak yürütülüyor. 

 
Yazar: Michael Hiltzik
Çeviri: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: Los Angeles Times

Please complete the required fields.