François-Marie Arouey, ya da bilinen adıyla Voltaire, 21 Kasım 1694’te doğdu. Aydınlanma döneminin en önemli filozofları ve yazarları arasında adı geçen Voltaire, düşünce ve dil özgürlüğünü savundu ve hatta o dönemin tartışmalı konularından biri olan kilise ve devlet ayrılığına inandı. Hiciv romanı Candide (1759) ve Felsefe Sözlüğü (1764)’nün herkes tarafından bilinmesine rağmen, Voltaire’in kişisel yaşamına çok az kişi hakim.

Büyük yazar (ve aynı zamanda filozof), hem siyaset konusunda hem de özel hayatında skandallara pek de yabancı değildi. Birçok romantik ilişkisi içinde en çok dikkat çekenleri Catherine Olympe Du Noyer ( Pimpette diye bilinen bir Fransız Protestan göçmen), Emilie du Chatelet (kendisinden 12 yaş küçük, üç çocuk annesi) ve Marie Louise Mignot (Voltaire’in yeğeni). Sevgilileriyle olan ve günümüze dek saklanabilmiş birçok yazışması bulunuyor. Voltaire’in iç dünyası hakkında birçok ipucu taşıyan bu mektuplar onun arkadaşlıkları, acıları, mutlulukları, arzuları hakkında da birçok öğe barındırıyor.

1713’te Voltaire’in babası, oğlu için oldukça itibarlı bir iş buldu: Hollanda’daki yeni Fransız elçisinin sekreterliği. Fakat the Lahey’de yaşarken Voltaire Pimpette’e âşık oldu –o dönem için kabul edilemez bir ilişki. Elçi bunu öğrenince, Voltaire daha senesini doldurmamışken Fransa’ya geri gönderilmesi emrini verdi. Buna karşılık Voltaire, 28 Kasım 1713’te şu meşhur savunmayı yazdı:

“Burada, kralın emriyle hapisteyim fakat onlar yalnızca hayatımı alabilirler elimden, sana olan aşkımı ise asla. Evet, benim tapılası sevgilim, darağacında son nefesimi vermek pahasına dahi olsa bu akşam seni ziyaret edeceğim. […] Hayır, hiçbir şey ayıramaz seni benden. Bizim aşkımız erdem üstüne, onur üstüne kurulu, ömrümüz boyunca da devam edecek. Ayakkabıcıya araba hazırlamasını söyle –ama hayır, ona güvenmeni istemiyorum. Saat 4’te hazır ol, seni caddenin köşesinde bekliyor olacağım. Hoşçakal, senin için göze alamayacağım hiçbir şey yok, çok daha fazlasını hak ediyorsun. Hoşçakal, sevgilim.”

Beklenenin aksine, bu ilişki birkaç sene daha devam etti. 1715’in Şubat’ında Voltaire şunları yazmıştı:

“Sevgilim Pimpette: Senden mektup gelmedikçe, gönderdiklerimin sana ulaşmadığına inandırıyorum kendimi. Çünkü senin benim üzerimde bunca etkin varken, beni umursamıyor olma fikrine dahi katlanamıyorum. Seni kesinlikle sonsuza dek seveceğim, senin de beni hala sevdiğine kendimi ikna etmeye çalışıyorum…”

1726’da genç yazar, mahlasıyla dalga geçen bir soylu ile tartıştığı için İngiltere’ye sürgün edildi. İngiltere’de yaşarken, oradaki meşruti monarşiyle Fransa’daki mutlakıyet arasındaki farklılıklardan ilham aldı. İki buçuk yıllık sürgünün ardından döndüğü Fransa’da, İngiliz siyasetini öven denemelerden oluşan bir seçki yayınladı. Fransızca’ya çevirisi büyük skandala yol açtı. Voltaire, tutuklanmaktan kurtulmak için Emilie du Chatelet’i kocasının şatosunda rehin aldı. Ve bu olay, 16 yıl sürecek bir ilişkinin başlangıcı oldu.

“Benim pencereler koyduğum yerlere o kapılar koyuyor: merdivenleri şömineyle, şömineleri merdivenlerle değiştiriyor. Benim karaağaç doldurduğum tarlalarda o limon yetiştiriyor: sebze arsalarımı ise çiçeklerle donattı. Evde, iyi bir peri gibi hallediyor işleri. Paçavraları dünyanın en güzel kırkyamaları haline getirdi: dört duvardan ibaret Cirey’den güzellik yaratmanın yolunu buldu.”

Emilie du Chatelet zorlu bir doğumdan sonra, 1749 Eylül’ünde geride kalbi kırık bir Voltaire bırakarak bu dünyadan göçüp gitti. Sevgilisinin anısına:

“Diğerlerinin tek derdi pırlanta ve dans iken o, Virgil’i çeviren bir kadın, Newton’u çevirip, sohbet edercesine bir havada sadeleştiren bir kadındı; o öyle bir kadındı ki, kimsenin ardından kötü sözler etmez, asla yalan söylemezdi. Benim cesur dostum, mükemmel insan. Böyle bir insan söz konusuyken kimse engelleyemez benim sonsuz yasımı.”

Chatelet Markizine olan bağlılığı bilinse de, 1744’te Voltaire yeni bir ilişkiye başladı –yeğeni, Marie Louise Mignot’yla. İlişkilerinin konumu sebebiyle çok fazla eleştiri aldılar, 1747/8 tarihli bir mektupta: “Nasılmış benim sevgilim? Ona hala kavuşamadım; fakat onu her gün her saat görmek isteğiyle yanıp tutuşuyorum.”

Voltaire geride Mignot ile arasında geçen bir çok yazışma bıraktı, hatta bazılarında Chatalet’in ölümü üzerine duyduğu büyük kederi paylaşıyordu:

“Canım, çok yakın zamanda 20 yıllık bir dostumu kaybettim. Madam Du Chatelet’in uzun süre boyunca benim için yanlızca bir kadından fazlası olduğunu biliyorsun ve benim bu kederimi senin de hissettiğine eminim. Onun ölümünü görmek, hem de bu şartlarda! Hem de böyle bir sebepten! Dehşet verici!”

1778’de Voltaire’in ölümüne dek Mignot ve Voltaire’in beraber yaşadığı söyleniyor. Ölümünden iki hafta önce Barones d’Argental’a yazdığı mektubunu şöyle noktalıyor;

“Hastayım, acı çekiyorum baştan ayağa. Yalnızca kalbim sağlam, o da hiçbir işe yaramıyor.”

Voltaire’in özel hayattan siyasi olaylara, bilimden felsefeye her konuyu kapsayan yazışmaları sonsuz bir ilgiyi hak ediyor. Kendisinin ve dostlarının çevresine adeta bir pencere açan bu metinler, üzerinden geçen üç yüzyıla rağmen hala ilgi çekici kalmayı başarıyorlar.

Yazar: Amelia Carruthers
Çeviren: Şebnem Ertan
Kaynak: OUP Blog 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.