Künye | İletişim | Yazı Gönder | Bize Katıl | Yazarlar | Çevirmenler | Çizerler | Arşivler
Paylaşmak güzeldir..

Giriş

Kime sorduğunuza bağlı olarak, kötülüğün varlığı ya fiziksel olarak kanıtlanabilen bir gerçektir ya da içinde yaşadığınız dünyanın geri kalanında hiçbir temeli olmayan soyut bir düşünce. Camus’ye göre, kötülük kavramı ve yol açtığı problemler, beraberinde oldukça gerçek olan ve yalnızca kuramsal temele dayanmayan fikirler getirmektedir. Camus’nün kötülük problemi hakkında tam olarak ne düşündüğünü anlayabilmek için bir adım geri çekilip, öncelikle onun kötülüğü nasıl tanımladığına bakmak gerekir.

Kötülüğü Tanımlamak

Camus’nün, kötülüğü oluşturan şeyin ne olduğuna dair inancı, aynı zamanda nihilizme ait olan “hiçbir şey doğru değildir, her şey olanaklıdır” anlayışı ve dünyanın geri kalanına karşı duyulan kayıtsızlıkla açıklanabilir. O, bu iki düşüncenin de, varoluşu tanımlarken sorunlar yarattığını ve dünyanın saçmalığını açıklamakta yetersiz kaldığını hissediyordu. Kötülük hakkındaki düşüncelerinin çoğunun cinayet ve başkaldırı kavramları etrafında şekillenmesine rağmen, onun yaptığı tanım, salt bu kavramlarla ilgilenmemekte, bunların ötesine geçmektedir. Camus’ye göre kötülük, insanlar arasındaki dayanışmayı engelleyen herhangi bir şeydir. Camus’nün tanımına göre dayanışma, bir kişi başkaldırdığında başka bir kişinin onun haklarını tanımasıdır; böylelikle, bu insanlar dünyanın geri kalanıyla birlikte kendilerini belirli haklara sahip olarak görürler. Kötülüğün kendisi, esasen dayanışmayı engelleyen şeyin ne olduğuna bağlı olarak, doğal olanlar ve beşeri olanlar olmak üzere ikiye ayrılabilir. Doğal kötülük, fırtına, veba, hortum gibi insanların kontrol edemediği olaylardan oluşur. Bunlar hem fiziksel hem ruhsal açıdan insanları birbirinden ayırır; tıpkı bozulmuş yollar ve yıkılmış köprülerin ayırdığı gibi. Öte yandan beşeri kötülük, başkaları söz konusu olduğunda ayrımcılık yaratan herhangi bir eylemdir. Bu kötülükler insanlar tarafından yaratılmıştır; muhtevasında cinayeti, köleliği, hapsi, sürgünü ve daha az sert olan yalan söyleme ile kasıtlı bilgisizliği barındırırlar. Bütün bunlar insanların bir başkasıyla bağlılık kurmasını ve etkileşime girmesini engeller. Burada ayrıca iki farklı kötülüğün birleşimi vardır. Örnek vermek gerekirse, veba salgınlarında, insanlar hastalığın yayılmasını önlemek için birbirinden uzaklaşır; bu esnada ayrıca, bazı insanlar ölmekte ve bu nedenle de birbirlerinden kopmaktadırlar. Camus’nün yaptığı tanıma göre kötülüğün en güçlü ve kesin şekli, insanları bir diğerinden ebediyen ayırdığı için ölümdür; bu, tam anlamıyla sondur. Bu sebeple elbette o, ölümden sonraki yaşama inanmamaktadır; bir kişi öldüğünde, sonsuza dek yok olur. O halde cinayet olası eylemlerin en kötüsüdür çünkü beraberliği kalıcı olarak bozan ölüme neden olmaktadır. Camus’nün kötülük tanımı, onun, insanların dünyayla olan ilişkisine nasıl baktığıyla alakalıdır. O, insanların sadece, saygı ve belirli hakları elde etmek için başkaldırdıklarında kendilerini gerçekleştirebileceklerine veya dünyanın gerçek anlamda farkına varabileceklerine inanmaktadır. İnsanlar bu farkındalığa ulaşamazlarsa birbirleriyle ilişki kuramaz, dayanışma sağlayamazlar; bu nedenle kötülük de olamaz. Fakat insanlar, yalnızca kendilerinden ziyade tüm insanlık için haklar talep ettiği ve başkaldırdığından bu yana, sadece bir şey onların haklarını elinden almaya çalıştığında ve diğerleriyle olan beraberliğini engellediğinde kötülük yaratırlar.

Kötülük Problemi

Camus’nün kötülüğü betimlemek için kullandığı tanım, problemin tam olarak belirlenmesine yardımcı olur; çünkü onun tanımı, kötülüğü ciddi biçimde sınırlar. Kötülüğün diğer tanımlamalarından farklı olarak, onun tanımı, şeytan kavramı ile birlikte bazı şeyleri doğal olarak kötü gören Hıristiyanlığın aksine, eylemden ayrı bir kötülük fikrine izin vermez. Bu, her ne zaman insanlar arasındaki dayanışma tehdit altına girerse, burada kötülüğün var olduğu anlamına gelir. Kötülük problemi, dayanışmayı tehlikeye atan herhangi bir şeyin, kötülük olarak varsayılması gerekliliğidir. Bu, şiddetin herhangi bir biçiminin, kişilerin diğerleriyle olan dayanışmasını –örneğin bireysel haklar için ayağa kalkan insanlarda olduğu gibi- tehdit etmesi halinde kötülük olarak görülmesi gerektiği anlamına gelir. Bu tanıma göre, şiddet içermeyen ama bireyler arasında ayrım yaratıp, yaşamı iyileştiren şeylerle ilgilenmeyen eylemler de kötülük olarak görülebilir. Maalesef bu, insanların neredeyse her zaman kötü eylemlerde bulunduğuna dair bir problem ortaya çıkarır. Bunun bir örneği, hiç kimsenin masum olmadığı yönündeki düşüncedir ki, bu düşünce muhtemelen ölüm ile birlikte en büyük kötülükler arasındadır. Ona göre, ya aktif olarak cinayet işlemekte ya da buna izin vermekteyizdir; ve bu sebeple o, şu veya bu şekilde suçlu olduğumuza inanır. Bunun nedeni, başkaldırı sürecinin, hem dayanışmayı tanımaktan hem de dayanışmayı önleyen bireyler arasındaki birliği bozmaktan sorumlu olmasıdır.

Başkaldırı ve Kötülük

Camus’e göre başkaldırı, birey, tüm insanların sahip olması gereken evrensel bir gerçek veya hakkın bilincine vardığı zaman meydana gelir. Herkesin bu gerçeği tanıdığının bilincine vararak, bireyler, çevrelerindeki dünyayı fark ederler ve kendileri ile haklarının bilincinde olan insanlığın geri kalanı arasında dayanışma yaratırlar. Fakat bu hakları elde etmek amacıyla yapılan başkaldırıda, bireyler, haklar konusunda değer yargısında bulunurken, bunları elde etmek için her şeyi riske atmanın ne kadar önemli olduğunun farkına vardılar. Ya “hepsini” elde etmede başarılı oluyorlar ya da tam anlamıyla başarısız olarak “hiçbir şey” alamıyorlardı. Başkaldıran tarafından yaratılan “her şey ya da hiçbir şey” kesinliği orta yola imkan tanımaz ve bireyler arasında ayrışma yaratır. Parçalar olmadan hakları birleştiren ve dayanışma yaratan bir “bütün” de olmaz. Fakat ayrışma yaratmak kötülük meydana getirir çünkü dayanışmayı engellemektedir. Başkaldıran ayrıca kendi eylemleri tarafından yaratılan doğal problemi tanımak zorundadır. Başkalarının varlığını ve kendisiyle aynı haklara sahip olduğunu kabul etmelidir. Fakat aynı zamanda, başkalarına haklarını sağlamak için, onları yadsımak da zorundadır. Camus, başkaldıranın yalnızca kendisi için değil, geri kalan insanlık için de harekete geçmesinin zorunlu olduğunu savunur. Bu, insanlığın geri kalanından ayrışan kişi veya kişileri kapsar çünkü bu olmadan dünyanın farkındalığına gerçekten ulaşamazlar. Camus’ye göre, bir eylemin nihai amacı kötülük olabilir; fakat bu eylem diğer herkes arasında dayanışma oluşturuyorsa, artık kötü olarak nitelendirilemez. Başkaldıran İnsan’da siyasi şiddete kısmen göz yumar. Tabii ki bu bakış açısında karşımıza başka bir problem çıkmaktadır: bu görüş, her kötü eylemin, eğer dayanışma sağlıyorsa eninde sonunda iyi olduğunu savunmayı haklı çıkarır. O, bu argümana şöyle karşılık verir: eğer başkaldıran gerçekten başkaları için bunu yapıyorsa, o, başkaldırı sırasında bu hak ve değerleri tehlikeye atmaz; böylece insanlar arasındaki dayanışmanın geniş çapta ihlali engellenmiş olur.


Çeviren: M. Kaan Erdoğan
Kaynak: 20th-Century-Philosophy

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Ege Üniversitesi Reklamcılık bölümü öğrencisi. İlgi alanları arasında edebiyat, felsefe, din ve sosyoloji bulunuyor. Klasik müzik dinlemekten keyif alıyor.

Comments are closed.