Paylaşmak güzeldir..

Bu yazı, Oliver Stone tarafından yönetilmiş, tartışmalı film “Katil Doğanlar”ın (Naturel Born Killers) incelemesidir.

Oliver Stone, Woody Harrelson’un oynadığı Mickey Knox ve Juliette Lewis’in oynadığı kız arkadaşı Mallory Wilson ile Amerika’nın boyalı basına özgü suç takıntısı üzerine hicivsel bir bakış açısı getiriyor. Bu seri katil çift, Mallory’nin cinsel istismarcı babasını ve ihmalkar annesini öldürmesiyle, kendi içinde beslenen, durumların daha da kötüleşmesine neden olacak olan bir dizi düşünce ya da aşırı şiddet içeren eylem dizisinin başlamasına neden olur. Çift daha sonra, Amerika’nın karayollarında acımasızca öldürme çılgınlığına başlar.

Çiftin namı medyada yayılır ve onları hemen ünlü yapar. Sonunda tutuklandıklarında, Amerikalılar’ın gözünde popüler ünlü simgeler haline gelirler. Filmin kendisi içinde gerçekleşen canlı çekimlerle devlet cezaevinden olağanüstü bir isyan altında kaçışları,filmin şiddet yoğunluğunu en iyi şekilde yakalar. Medyanın şiddeti devam ettirmesi, genel olarak seri katillerin incelenmesi ve şekillendirme bozukluklarında sosyal etkilerin pekiştirmesi ile birlikte bu filmde önemli bir temadır.

Oliver Stone, kişiliklerini, çeşitli toplumsal baskıların bir sonucu olarak zamanla gelişen bir antisosyal kişilik bozukluğu biçimi olarak özetlemektedir.

Anti-sosyal kişilik bozukluğu tanısı dört özel ölçütten oluşur. İlk gözlemlenebilir belirti, sosyal normlara uymamak gibi birkaç alt kategoriye sahip olan ‘15 yaşından beri başkalarının haklarını göz ardı etme ve bunları ihlal etme’, sahtekarlık, dürtüsellik, agresiflik, kendinin ya da başkalarının güvenliğini pervasızca ihlal etmek, pişmanlığın eksikliğidir. Ki bu özelliklerin hepsi filmdeki karakterler tarafından açıkça gösterilmektedir.

Anti-sosyal kişilik bozukluğu için ‘Katil Doğanlar’da sergilenen diğer ölçütler, çiftin gerekli yaş aralığını ve erken yaşlarda davranış bozukluğunun kanıtını içerir.

Anti-sosyal kişilik bozukluğunun ilk semptomatik davranışı, çiftin boyun eğmeyen doğaları tarafından sergilenen, toplum tarafından belirlenen normlara uymayan, tutuklama ile sonuçlanabilecek fiillerdir ki bu da polis gibi otoriteyle olan ilişkilerinde en açık şekilde görülür. Tutuklanmayla yüz yüze geldiklerinde çift, sayısız silahlı çatışmaya girer. Benzer şekilde, cezaevinde Mickey de Mallory de cezaevi muhafızlarına yönelik sürekli saldırı ile kurumların normlarına uymayı reddeder. (Mallory bir saldırıda bir bekçiyi öldürür). Sonunda varlıkları bir cezaevi ayaklanmasına neden olur.

Aldatmacalık hem Mickey hem de Mallory’de ortak bir özelliktir – Her ikisi de konuşmalarında insanları aldatarak ve sayısız yalan kimlikleriyle kandırarak (Sahte saçlara ve değişen  kıyafet stillerine kadar uzanır) doğuştan gelen herhangi bir durumda yalan söyleme kabiliyetlerini gösterirler. Medyanın ilgisini kazanmak için televizyon görüşmelerinde yalan söyler ve aslında hayatta kalmak için her adımda aldatmacaya ihtiyaç duyan bir hayat sürerler. Oliver Stone, bir kez daha şu gerçeği dengelemek için dikkatlidir: Yalan çift karakterin de doğasında iken, onları reddeden bir toplumda hayatta kalmak için sürekli yalan söylemek zorunda kalırlar.

Mickey ve Mallory’nin davranışlarındaki dürtüsellik, çiftin kahvaltı yapmak için küçük bir kasaba restoranına girdiği ve küçük bir hakaret üzerine herkesi öldürdüğü açılış sahnesinde görüldüğü gibi bol miktarda bulunur. Benzer şekilde dürtüleri, onlara bir patlama sonrası Kızılderili’nin yılanı tarafından ısırıldıkları ve zehirlendikleri barınağı sağlayan Navajo Kızılderilisi’ni vurduktan sonra tutuklanmalarına neden olur.

Pervasız davranışları, çift, şu anda kişisel ya da başkalarına verdikleri zararları tamamen görmezden gelerek başarılı gibi gözüktüğü için süreklidir. Çift, hem konuşmalarında hem de eylemlerinde çok çeşitli agresif ve umursamaz davranış sergiler. Film çoğunlukla çift tarafından işlenen bol miktarda şiddet içerir. Mallory’nin anne ve babasını vahşice öldürmeleri (babasını balık tankındaki suya bastırarak boğmaları ve annesini yastıkla boğmaları), tutuklu bulundukları cezaevindeki katliamları, Mallory’nin seks başlattığı gaz operatörünü öldürmesi ve sayısız umursamaz, ahlaksız saldırganlık eylemleri filmde gösterilir.

Bu filmde ağırlıklı olarak vurgulanan son kategori pişmanlık eksikliğidir. Birbirlerine olan tuhaf aşklarının yanı sıra, normal insanlardan beklenen duygusal tepki iki karakterde de eksiktir. Diğer insanlara zarar vermek ve / veya onları öldürmek konusunda hiçbir pişmanlık duymazlar. Cezaevindeki röportaj sırasında Mickey’nin kendi sözleriyle söylediği gibi, kendini ‘doğuştan katil’ olarak görmektedir.

Bütün bu eylemler anti-sosyal kişilik bozukluğunu Mickey ve Mallory için bir tanı olarak gösterir. Bu bozukluk için gereken her ölçüte uyarlar. Ayrıca, büyük olasılıkla çiftin davranış ve düşünce kalıpları doğasındaki psikopati gibi, diğer zihinsel rahatsızlıklarla da örtüşür. Dr. Robert D. Hare tarafından özetlenen psikopati kontrol listesine göre, Mickey ve Mallory, (medya tanıtımının büyük yardımıyla) sığ çekicilik, kendini beğenmişlik duygusu (Mickey, katil içgüdüsünü doğal düzende normal insanlardan daha yüksek bir yere yerleştiren üstün, doğal bir güç olarak görüyordu) ve kesinlikle pişmanlık duygusu yoksunluğu gösterirler. Ruhsal bozukluğun bu açık belirtilerine karşın, filmde birkaç tutarsızlık vardır.

Çiftin birbirine olan büyük aşkları, anti-sosyal kişilik bozukluğu olan bireylerde tuhaflıktır. Duygusal ve fiziksel desteğin birbirlerinden türediği, cezaevinde ayrıldıklarında hem Mickey hem de Mallory’nin akıl durumlarındaki bozulma ile kolayca görülebilir. Mallory yoğun bir şekilde içine kapanmış saldırgan bir tutum içine girdiği için, bu davranışları onun hücrede tek başına tutulmasına neden olmuşken, Mickey hapishane hücresinde Mallory’e hayali mektuplar yazarak hayatta kalır.

Diğer tek tük olaylar, çiftin tepkilerinde ara sıra normallik belirtileri izlenimi uyandırır. Mickey arkadaşları Navajo Kızılderilisi’ni yanlışlıkla bir uyuşturucu taşkınlığıyla çılgınlık içinde öldürdüğünde, hem Mickey hem de Mallory, “çok, çok kötü” olarak tanımladıkları eylemde büyük üzüntü ve hayal kırıklığı hissederler. Mickey daha sonra, hapishanedeki röportajında, ihtiyaç duyduklarında onlara kalacak yer sağlayan Navajo Kızılderilisi’ni öldürmüş oldukları için yas tuttuklarını açıklar.

Çiftin pişmanlıktan yoksun olma sorunu, filmde önemli bir tartışma konusu olarak ortaya çıkar. Televizyonda yayınlanan hapishane röportajı aracılığıyla, Mickey’nin kendisi hakkındaki görüşleri ilginç bir argüman ortaya koyar;

Ben aynı tür bile değilim… Senin gibiydim… Sonra evrimleştim…Oradan, durduğun yerden, sen bir erkeksin… Benim durduğum yerden ise sen bir maymunsun… Buradayım… Hala evrim geçiriyorum… Ve sen, bir yerlerde saplanıp kalmışsın….”

O, kaynak kişilik özellikleriyle doğmuş bir insan türü olduğuna inanmaktadır. Sahip olduğu özel bozukluğunun (pişmanlık eksikliği, öldürme içgüdüsü, suç vb. dahil) biyolojik zekadan kaynaklandığını savunur. Yönetmenliği marifetiyle Oliver Stone, bu bakış açısının karşıt tarafını sunar. Mallory’nin tacizci ve ihmalkar anne-babasının, Mickey’nin geçmişi gösteren sahnelerle tacizci ve alkolik babasının, medya şiddetinin hayatlarına etkisinin ve dolayısıyla toplumdan soyutlanmalarının sorgulanması, sosyal etkilerin davranışlarının arkasındaki başlıca neden olduğunu önermektedir.

Yazar: Jahanzaib Haque
Çevirmen: Gözlem Küçük
Kaynak:  jhaque.wordpress.com

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaşmak güzeldir..

İÇERİK SAĞLAYICI

Düşünbil Portal, bilim, felsefe ve psikanaliz alanlarında yazılı ve görsel içerikli makale, deneme ve çeviri yayınlayan çok içerikli bir portaldır. Genel okur-yazar kitlenin bilinçlenmesini ve farkındalık kazanmasını amaçlamaktayız. “Düşünen her insan gençtir” vizyonu ile her genç insana hitap etmeyi amaçlayan Düşünbil Portal, dergi ve etkinliklerle bu amacını geliştirmektedir.