Sahte bir cazibe ile dolu bir dünyada yaşıyoruz. Gerçekte, sorun, salt sahte cazibenin altında yatmıyor; üzerinde hepimizin cazip olduklarına dair ortaklaşa hemfikir olduğumuz şeylere de dayanıyor. İlerleme, yaşamlarımızdan cazibe fikrinin tümüyle yok edilmesi ile kaydedilemez. Buna karşılık, ihtiyacımız olan, hayranlığımızı ve heyecanımızı -daha akıllıca ve bilgelikle- prestiji gerçekten hak eden şeylere yönlendirmek ve bunlara içtenlikle bağlanmaktır.

Sanatçıların bizler için yapabileceği temel şey, cazibeye yönelen ilgiyi en doğru şekilde dönüştürmektir. Sanatçılar, gözden kaçırmaya eğilimli olduğumuz, ancak hakkında bir hayli özen göstermemiz ve önem vermemiz gereken şeyleri tespit edebilmelidirler. Ve biz de duyarlık göstererek, onların betimlemeleriyle erişebildiğimiz güzellik, hüner ve bilgeliğin değerlerini anlayabilmeliyiz.

Sütçü Kız, 1657-8
Sütçü Kız, 1657-8

Johannes Vermeer’in 1650’lerin sonlarında yaptığı bu resim, döneminde özellikle heyecan uyandıran bir konu olarak kabul edilmiyordu. Kendisi zaten çok hayranlık duyulacak bir model de aramamıştı. Bunun yerine, zamanını -pek çoğunun, o dönemlerde sıkıcı ve bir dakikalık düşünmeye bile değmeyecek bir şey olarak addettiği ancak kendisinin ise sevdiği- bir sahneye çok dikkatlice bakmakla harcadı. Vermeer, süt döken hizmetçi kadında süreğen, sessiz bir kavrayış ve beğeniyi hak eden  bir şeyler gördü. Kendisi ise gerçekten bazı önemli şeylerin olmakta olduğunu düşündü. Standart sözcüklerle söylersek, bu tatlı, mütevazı bir durumdu. Oda şık olmaktan çok uzaktı. Fakat kadının işini özenle yapması sevimliydi. Vermeer, gerçek gereksinimlerimizin oldukça basit olabileceği fikrinden etkilenmişti. Ekmek ve süt, gerçekten oldukça tatmin ediciydi. Pencereden gelen ışık güzeldi. Düz, beyaz bir duvar ise pek hoştu.

Vermeer, resmettiği şeylerin itibarını arttırarak cazibenin tarifini yeniden düzenlemektedir. Ve bizim de aynı şekilde hissetmemizi sağlamaya çalışmaktadır. Sütçü kadın basit zevklerin bir çeşit propagandasıdır.

Dantel Ören Kız, 1669-1671
Dantel Ören Kız, 1669-1671

İtinalı, hünerli ve ticari olan dantel yapma işini düşünün: Vermeer, kendi işinde dikkat ve özveriyle çalışan ve tipik olarak askeri bir kahraman ya da büyük bir politik liderin kale almayacağı bir kadını resmediyor.  

Vermeer, 1632’de babasının orta sınıf bir sanat simsarı-hancı olduğu küçük ve güzel bir şehirde, Delft’te doğmuştu. Vermeer hayatının çoğunu burada geçirdi. Evlendikten sonra da (21 yaşında) Delft’den hiç ayrılmadı. Hatta, şirin evlerinden nadiren dışarıya çıktı. Kendisi ve eşi Catharina, on çocuk (ve pek çok hamilelik) sahibi oldular ve Vermeer üst katta, öne bakan odalarda pek çok resim yaptı. Vermeer yavaş bir ressamdı –ve gerçekte– salt ressam da değildi. Kendisi, aile mesleği olan hancılığı ve sanat simsarlığını sürdürdü ve yerel ressam derneğinin başkanı oldu. Zamanında kariyeri büyük bir başarı sağlamadı. Yaşamı boyunca çok ünlü olmamıştı. Çok para da kazanmadı.

Vermeer, aslında, o sırada yeni yeni önem kazanan orta-sınıfın bir bireyi olarak bir emsaldi. Gençlik döneminde Hollanda bağımsız bir devlet oldu –dünyadaki ilk “burjuva cumhuriyeti”. Hollanda, çevresindeki yarı-feodal aristokrat ulusların tersine toplumun tepesinde (tüccarlar, yöneticileri zengin sanatçı ve girişimciler) olmayan insanlara onur ve politik güç verdi. Dünyada tanınır biçimde modern olabilecek ilk ülkeydi.

İnci Küpeli Kız, 1665
İnci Küpeli Kız, 1665

Hıristiyanlığın büyük bir içgörüsü –sonuçta, etraftaki teolojiden sıyrılabilen– şu ki, herkesin içsel yaşamı –dışarıdan bilhassa farkedilebilir gibi gözükmese de- önemlidir. Bir terzi çırağının düşüncelerinin, duygularının bir General ya da bir İmparator kadar (ruhani bakış açısıyla) kıymet-i harbiyesi vardır.

Vermeer, İnci Küpeli Kız’ı aynı düşünceyle yaptı. Kız, büyük dünyanın herhangi ünlü ya da önemli bir kişisi değildi. Zengin değildi. Taktığı küpe dünya modası standartlarında küçük, değersiz bir ziynetti. Sahip olduğu, pek pahalı olmayan bir şeydi. Bua rağmen, kız bir adalet arayışında da değildir –ezilmemiş ya da dünya ona kötü davranmamıştır. Daha doğrusu sıradandır. Yine de, elbette, kendi içinde (herkes gibi) en az ölçüde sıradandır: benzersizdir, gizemlidir ve içtenlikle kendisidir.

Küçük Sokak, 1657-8
Küçük Sokak, 1657-8

Vermeer’in felsefesini en iyi şekilde özetleyen Küçük Sokak, dünyaca ünlü sanat yapıtları arasındadır. Tablo, Amsterdam’ın büyük Rijksmuseum’unun gururudur ve yarım milyar euro’ya sigortalanmıştır. Ayrıca, çok okunmuş bir makale dağının da öznesidir. Yine de statüsüyle bir uyum içinde değildir. Zira, hepsinin ötesinde, bize sıradanlığın çok özel olabileceğini göstermektedir. Resim, hayattaki gerçek uğraşın, basit fakat güzel bir eve bakmak, avluyu temizlemek, çocukları izlemek, örgü örmek –ve bu işleri samimiyetle ve ümitsizliğe kapılmaksızın yapmak– olduğunu göstermektedir; yaşamdaki gerçek görev budur. Resim, kahramanlık karşıtıdır –sahte cazibenin yanlış imgelerine karşı bir silahtır. Gerçek itibarın, cesaretin şaşırtıcı başarılarına ya da iyi bir toplumsal statüye ermeye dayandığı gerçeğini reddetmektedir. Çoğumuzun aklımızdan geçirdiği en mütevazı şeyleri yapmanın yeterli olduğunu tartışmaktadır. Resim sizi bir parça böyle olmaya davet etmektedir: sevdiğiniz tutumları takınmak ve bunları yaşamınıza uygulamak.

İyi ahlaklı, incelikli bir toplumun böylesi bir kurucu belgesi varsa o bu küçük resim olabilir. Bu resim, dünyanın mutluluk anlayışına asal bir katkıdır.

Vermeer uzun yaşamadı. 1675te henüz kırklarının başlarında öldü.

Delft Manzarası, 1660-1
Delft Manzarası, 1660-1

Fakat kendisi bize elzem ve çok akıllıca bir fikri aktardı: yaşadıklarımızın çoğu heyecan verici, dramatik ya da özel değildir. Yaşamın çoğu, rutin, sıradan, basit ve mütevazı ve (dürüst olmak gerekirse) bir parça da sıkıcı şeylerle meşgul olmaktır. Kültürümüz, bizi, günlük ve sıradanı takdir etme yönünde kazanmaya odaklanmalıdır. Vermeer yaşadığı kasabayı resmederken özel bir gün seçmedi; gökyüzü ne çok kapalı ne de çok güneşliydi. Hiçbir şey olmuyordu. Etrafta bir kutlama yoktu. Yine de –onun farketmemizi öğütlediği gibi- çok özel bir şey olmaktaydı aslında.

Yazar : Alain de Botton
Çeviri: Bilen Kale
Kaynak: The Philosophers’ Mail

Please complete the required fields.