Orwell’in geçmişi yabancı bir ülkedir, ki orada kokular dahi farklıdır. Gaz dumanı, fenol kokuları, at dışkıları ve kafur bitkisinin kokusu ve bunun gibi onlarca kaçınılmaz koku, özellikle Papazın Kızı isimli eserde geçen, papazın ev kapısının altından sızan bulaşık ve ‘kaynamış lahana kokuları‘ veya 1984 kitabında Victory Mansions’ın koridorlarından gelen aynı koku, Orwell’in çocukluğunun belası olan her gün gelen sıtma nöbetlerini hatırlatırdı. Ama üzerinden hayli uzun zaman geçmişti hem çocukluğunun hem de lahanaların…  

Profesör John Sutherland, George Orwell’i tekrar okumaya başladığında koku alma duyusunu kaybedeli üç yıl olmuştu ve okuduktan sonra Orwell’e ait tanıdığı metinleri ilginç bir şekilde farklı görmeye başladı, bununla beraber koku takıntıları birdenbire daha dikkat çekici hâle geldi. Sutherland, Orwell’in koku ağırlıklı çalışmaları hakkındaki tek eleştirmen değildi şüphesiz, ama kesinlikle bu konu hakkında bunca zamandır en çok kafa yoran yazarlardan bir tanesi. Sutherland’e göre Orwell, tuhaf bir şekilde koku duyusunda tanısal yeteneklerle doğmuştur ve av köpeklerine has ender görülen, hoş koku veren herhangi bir maddeyi en ince ayrıntısına kadar ayırma yetisine sahipti. 

Orwell’in gençlik dönemi eserlerinden olan “A Clergyman’s Daughter isimli eserinde koku duyusunun egemen olduğu bir anlatı söz konusu olduğunu söyleyen Sutherland, bu konuda kitaptan da örnekler verir. Kitabın bir bölümünde romanın başkahramanlarından Dorothy, soğuk bir sabah alt kata iner ve odadaki toz kokusu, duvardaki nemli sıvaya karışmış ve dün akşam yemeğinden kalan kızartma kokusuyla beraber o anın temel öğeleri haline gelmiştir. Örneğin Dorothy kiliseye gider, o esnada hâkim olan kokular objelerin üzerinde birikmiş tozların geniz yakan kokuları ve mumlardan gelen kekremsi kokulardır. Kilisede görevli yalnız yaşayan hafta içi vaizesi Bayan Mayfill ile karşılaştığında Dorothy’nin ilgisi yoğun bir şekilde Mayfill’e ait “ruhani koku, keskin kolonya kokusu, naftalinle karışık cinin kokusu” okuyucuya geçer. Bu arada henüz kitabın birinci bölümündeyiz. 

Hayatı boyunca sıkı bir sigara tiryakisi olan Orwell, hiçbir biçimde böylesi bir koku alma hissiyatına sahip olamadı. Peki, niçin eserlerinde koku alma duyusunu ön plana çıkarıyor? İşte tam da bu noktada Sutherland, profesörlük koltuğunu bir psikolog kanepesiyle değiştiriyor: “Blair, ya da bilinen adıyla Orwell’in, şüphelere göre parafililerin bir grubu ve Freud’un ürettiği Fransızca bir deyim olan –reinfleurisme, yani erkeklere has erotik hazzın gizli koklamalar ile gerçekleşebileceğini açıklayan bir fetişizmi vardı.”

Bu düşünce nereden geliyor? Kısmen, “Guilt by Association”  olarak tabir edebiliriz. Yani, suçla ilişkilendirilmiş bir şeyle herhangi bir şekilde alakanız olmuşsa sizin de o suçla yargılanmanız. Orwell, kokulardan cinsel haz alan en ünlü isim olan James Joyce’u okurdu. Bu noktada sorunu kökünden çözebilecek bir durum var. Orwell tam da olta balıkçılığına düşkün bir isimdi. Bilindiği üzere balık kokusu reinfleurisme sahibi kişiler için erotik bir kokudur ve kimsenin üzerinde durmak istemeyeceği gizli kalmış bir seksüel haz kaynağıdır. Bu durumda çoğu insanın en sevdiği hobilerden olan balıkçılık eskisi kadar masum gelmiyor değil mi?        

Sutherland’ın bazı spekülasyonları kulağa çok da saçma gelmiyor değil. Ona göre, James Joyce azılı bir koprofiliydi, ki bir varsayıma göre Orwell de bu zamandan sonra sürekli tekrar eder bir biçimde “faecal kelimesini kullanır. Bir diğer varsayıma göreyse Orwell tam bir flagellofiliydi. Kamçıdan ve kamçılanmaktan cinsel heyecan duyardı. Tüm bunlardan sonra bir varsayım kulağa çok anlamsız geliyor: “Orwell yazılarını oluştururken kesinlikle mastürbasyon yapardı.”

Unknown

John Sutherland tarafından kaleme alınan “Orwell’in Burnu” isimli kitabın ince bir bölümünü aslında alegorik olarak Orwell’in Penisi olarak tabir etmek çok da yanlış olmasa gerek. Sutherland’in eleştirel dikkati sanatta ve hayattaki tüm kokuları koklamaya yöneldiğinde çok daha aydınlatıcı oluyor. Örneğin, Orwell kendi hayatından örnekler verirken kendisinin kamp yolculuğundan ve bununla beraber “Keep the Aspidistra Flying kitabının başkahramanı Gordon Comstock tarafından sıklıkça deodoranttan söz eder diyebiliriz.

Orwell’in çalışmalarındaki güzel ve kötü kokuların etkisini bir sinema filmindeki müziğin yarattığı etkiyle bir tutabiliriz. Sutherland’e göre de, Naso-kritik olarak değerlendirildiğinde ”Coming Up For AirOrwell’in romanları arasında en aromatik olanıdır. “Down and Out in Paris and Londoneseri ise tüm bunlara zıt olarak hissedebileceğiniz en karanlık atmosfere sahip, pis kokulu adeta sayfaların arasından zehirli atmosferlerle iç içe olacağınız bir eser. 

Orwell hayatı boyunca çok da sağlıklı sayılmayacak yerlerde yaşadı, özellikle kümes hayvanları ve küçükbaş hayvanlarla bir hayat geçiren yazar, her zaman çiftliği, çiftlik hayatını ve o hayatın kendine has kokularını çok sevdi. Bir tasvirine göre, hayvanlar çayırda otlarken ona gelen koku vanilya özü ve taze otun karışımı olan bir kokuydu. Sutherland’e göre ise 1984 isimli ünlü eserinde hiç hayvan olmaması, fareler dışında, önemli bir olgudur. Farelerin olma sebebi de romanın ana aktörü Winston Smith’in, gerçek hayattaki Orwell’in karşılığı olması ve kendisinin de tıpkı Winston Smith gibi farelere karşı yoğun bir fobisinin olmasıdır. 

Orwell’in en büyük kabusu ise dünyanın sağlıklı kokulardan arınmış olması, totaliter rejimlerin baskısı altında inleyen halkların pis kokularının kokularının (ter, dışkı, kalitesiz Victory Cinleri, ucuz kahveler ve tabii ki kaynamış lahana) tüm dünyayı sarmasıydı.

Yazan: Francis Wheen
Çeviren: Cüneyt AK
Kaynak: Spectator

Notlar:
A Clergyman’s Daughter: Türkçeye “Papazın Kızı” olarak Niran Elçi tarafından 2004 yılında çevrilmiştir, yazara ait ikinci romandır.
Eric Arthur Blair (George Orwell’in gerçek adı)
Parafili: bir kişinin yoğun fantezi, anormal arzular içinde bulunmasını tanımlayan psikoloji terimidir.
Faecal:dışkı ile ilgili
Keep the Aspidistra Flying: Orwell’in 1936 yılında basılan Türkçeye “Zambak Solmasın” ismiyle çevrilen eseri.
Publius Ovidius Naso:MÖ43-MS 47 yılları arası yaşamış Romalı şair. Genellikle drama ve epik şiir türünde eserler bırakmıştır. 
Daralma: Orwell’in 1939 yılında yayımlanan romanı
Paris ve Londra’da Beş Parasız: 1933 yılında yayımlanan yazarın ilk kitabı
James Joyce ile alakalı ufak çaplı bir araştırmanızda dahi Joyce’un ne tür kokulara karşı fetişizmi olduğunu göreceksiniz. 
Please complete the required fields.