Yaşamak bir bütünü anlatır fakat bu bütün parçalardan oluşturduğumuz yap-boz bölümleri gibidir.  Her bir parça kendi olma durumunda değerli olsa da yüklenen anlamlar, anlamlı rastlantılar ve tekil bakış açıları nedeniyle bireyselleşir. Kozmosun içinde küçücük bir nokta halinde bulunan yerleşkemiz var olma potansiyelini gerçekleştirmek istemiş olacak ki içerisine bunca güzelliği sığdırmıştır.

Hele bu güzelliklerin içinde bir tanesi var ki olma cesaretini göstererek yine kendi içine bir dünya sığdırmıştır. İşte biz bu güzelliğin adına insan diyoruz. Özgür iradesiyle hareket edebilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen, aslının dışında nesne, duygu ya da düşünceye farklı anlamlar atfedebilip bu anlamlardan kurgular oluşturabilen ve bu kurguları hayata geçirebilen biyolojik, fizyolojik, psikolojik tek canlı… Şunun da belirtilmesi gerekir ki, tek canlıdan kasıt; zamana ve mekâna müdahale edebilme gücü sebebiyle insanın değişebilir ve değiştirebilir özelliklerinin tekliğidir.

Bir ağaç düşünün. Oluşumu ve hayatı itibariyle bize çok şey anlatır. Fakat kendi potansiyeli ile olmayı seçebilmesi bilinçli bir karışma ile gerçekleşir. Tek başınalığı bulunduğu yer itibari ile bir değişim gerçekleştirse bile uzak bir yerdeki hayatı etkilemez. Yani bir ağaç bir insandan bir şey öğrenemez ama bir insan ağacın anlattıklarını doğru bir şekilde dinlerse ondan çok şey öğrenebilir. Ağaçtan olduğu gibi dalından, yaprağından, yavrusu nispetinde ki tomurcuğundan, gökyüzündeki yıldızdan, Ay’dan, uçan kuştan, kanadından…

İnsan nasıl ki kendi dışında oluşan tümellikten öğreniyorsa, aynı zamanda yaşantısıyla kavradığı, dinamikleri ve devingenliği ile iç dünyasını şekillendirdiği ruhsal yapısıyla da öğrenir. Temelde içsel bir varlık olan insan, bütünlüğüne ulaşabilmek için çevresel faktörler aracılığıyla öğrenme, anlama, kavrama edinimlerini kazanır. Bu kavrayışla hayata adapte olmaya çalışır. Mamafih dışsal yörüngeler, içsel görüngülerle tezat oluşturabilir. İnsanı böylesi bir çatışma ve kargaşa ortamına sokan bilinmezleri kimi zaman onu duygularında dalgalanmalara, sebepsizmiş gibi gelen kaygılara, farklı davranımlara veya çeşitli anlam arayışlarına yönlendirebilir.

Bu noktadan hareketle insanın davranışlarını inceleyerek uygun şartlandırmalarla ruhsal yapısının değişeceği fikrine sahip davranışçı (behaviourist) psikoterapi ile bireyin değişkenlikleri çözülmeye çalışılmıştır. Sıkıntıya sebep olan duyguların oluşturduğu davranışlar belli koşullanmışlıklarla tedavi edilmek istenmiştir. Her ne kadar dışarıdan bir etkiye maruz kalan insanın başkaca etkenleri beraberinde değiştiriyor oluşu kabuk edilse de bu teknik kişiyi fazlasıyla edilgen bir konuma sokmaktadır. Herhangi bir uyarıcı olmadan insanın davranışında farklılığa neden olamamaktadır. Davranışçı terapi teknikleri sosyal öğrenme sonucu oluşan fobilerde etkilidir fakat karışık sebepleri olan fobilerde yetersiz kalmaktadır. Yine de uygulanan terapi yöntemi içeriği açısından başka alanlarda kullanılmakta ve sağlıklı sonuçlar vermektedir. Örneğin, olumlu-olumsuz pekiştirmeler, taklit, model olma, ceza gibi teknikler eğitim ortamında bireyde istenilen tepkileri oluşturmak için kullanılmakta ve başarı istatistiği de yüksek olmaktadır.

Davranımların bir duyguya ihtiyacı olduğu ve bu duyguların bilişsel bir süreçten geçerek anlam kazandığı fikrine sahip olan bilişsel (cognitif) terapi yöntemi otomatik düşüncelerin tekrar yapılandırılması üzerine kuruludur. Bu otomatik düşünceler mevcut alışkanlıklarımız olup, alışkanlıklarımız da değişmesini istemediğimiz fikirlerimizin ürünü olarak görülür. Gün içinde yaptıklarımızı kendi hür irademizle ve seçici akılla yaptığımıza inandıran otomatik hayat felsefeleri olan alışkanlıklar, yönlendirilmiş bir aklın kontrolündedir. Olağan akış içerisinde bizler farkına bile varmadan varlıklarını sürdürürler. Bu durum o kadar gerçekçidir ki, bütün zihinsel kontrolün kendimizde olduğunu düşünürüz. Oysaki gerçek, maalesef otomatik pilotta giden bir uçaktan farklı değildir. Bilinçli bir farkındalık yaratmak, bu sabitliklerden kurtulmak için yapılan iş ya da eylemde deneyimin ortağı olmak gerekir. Bilişsel terapi teknikleri bu sabitliklere müdahale ederek kişinin anlamlı bir bilişsel görüye sahip olmasını amaçlar. Çeşitli yanlış anlamaların kişide bilişsel çarpıklıklara  neden olması, zihinsel girdinin yanlış yorumlanmasına yol açmaktadır. Tüm bu yanlış anlamalar bireyin hayatını etkilemekte ve bütünlük gelişimini ketlemektedir. Ancak uygulanan teknikler açısından verilen görevleri yerine getirmeyen bireylerin durumlarında fazla değişiklik olmaması başka terapi yöntemlerinin sahasına girilmesine sebep olmuştur.

Psikanaliz ya da analitik psikoterapi adı verilen dinamik yaklaşım, insanın psikolojik gelişim evrelerini adım adım açıklayıp bu dönemlere dair sapma ya da bozukluklara bağlı hastalıklara yönelik görüşler belirtmektedir. Bu teknik, davranışçı ve bilişsel modellere göre daha belli dönemlerin, sürecin, kültürün, çevrenin özelliklerini de dikkate alır. Bu sebeple, psikodinamik bir çözümleme örneği sunar.

Tüm sayılan yöntemlerde olduğu gibi insanın sağlıklı bir ruhsal yapı, benlik ve doğru yönlendirilmiş bir biliş geliştirmesi için çalışan başka bir metot da varoluşsal disiplindir. İnsanın duyguları, davranışları ve bu davranım ve duyguların arasındaki dinamikleri araştıran, problemli kısımları için çözümler öngören diğer disiplinlerden ayrışır. İnsanın sadece kendini anlamasına dair iç görüler geliştirmesine, bu görülerle anlam arayışını gerçekleştirmesi için psişe (psyche) ile bağlantıya geçmesine dair teknikler içerir.  Doğum, ölüm, yalnızlık, gelecek, geçmiş, var olma, yok olma gibi kavramlarla insanın hem kendini hem de içinde bulunduğu dünyayı anlamasına yardımcı olur. Özetle varoluşçu (existential) terapi; hiçlik, yokluk, anlamsızlık, çaresizlik gibi olumsuz kavramların içini doldurarak anlam bütünlüğü sağlamayı amaçlamaktadır.

Tüm bu teknik ve bu tekniklere bağlı yöntemler tek bir gerçeği açığa çıkarmak için uğraş verir. Var olmanın dayanılmaz ağırlığı nasıl hafifler? Tek başına bir ağaç bir insandan bir şey öğrenemeyebilir. Ama bir ağacı doğru şekilde dinleyebilirsek bizlere çok şey anlatacağı kesindir.

Kaynakça:

Özakkaş, Tahir (2004) Bütüncül Psikoterapi, İstanbul: Litera Yayıncılık
http://psikohobi.blogspot.com.tr/2016/04/davranisciterapi-teknikleri-pekistirme.html?m=1

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.