Evlilik, Çin kültüründe ilkel zamanlardan beri oldukça değerli kabul edilen ve yaygın olarak kutlanan bir olgudur. M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Konfüçyüsçü düşünür Mengzi (Mencius), karı–koca olmayı “insan rollerinin en mükemmeli” olarak adlandırmıştır. Nitekim Çinli filozofların birçoğu, evlilik bağlamında karşılıklı sevilmenin ve umursanmanın, evli çiftlerin ve çocuklarının daha mutlu, tatmin edici bir yaşam sürdürmelerine vesile olacağını düşünmektedir. Dolayısıyla Antik Çağ bilgeliğinin bize ömrümüz boyunca anlamlı bir bağlılığı sürdürmenin neye tekabül ettiğine dair söyleyecek çok şeyi var. Peki öyleyse, günümüz dünyasında evli çiftlere yardımcı olabilecek bahse konu olan, bu bin yıllık felsefeden neler öğrenebiliriz?

Her şeyden önce, Çin felsefesinin ilişkide bireyin rolüne değer verdiği belirtilmeli. Ritler Klasiği ya da diğer adıyla Liji gibi eski metinlerde eşler arasında kadın ve erkek için özdeş veya benzer fakat nihayetinde farklı faaliyetler, hatta bir dereceye kadar her biri için farklı mekanlar tayin edilmiştir. Geleneksel Çinlilerin evlilik görüşleri savı ise; karı–koca rollerinin Yin ve Yang korelasyon çiftleri gibi birbirini tamamlayıcı olması gerektiği yönünde. Ancak ne ki, Çinli düşünürler, zamanla erkek eşleri Yang kadın eşleri ise Yin ile eşleştirdiler ve Yang’ı Yin üzerinde ayrıcalıklı bir konuma getirdiler. Bu gibi görüşler, kadınların potansiyelini kısıtlayan ve kadınları aşağılayan pratiklere sebep olmuştur.

Gelgelelim Yin-Yang kutupları, aslında hiçbir suretle toplumsal cinsiyete tabi değildi ve Çinli düşünürler ilk olarak, Yin-Yang gibi erkek ve kadın arasında paralellik kurmaya başladığında bu analojiler genel olarak kullanılmış olup sonraki metinlerde olduğu gibi asla kadınlar aleyhinde bir içeriğe sahip olmamıştır. Gerçekten de evliliğe dair ilk Konfüçyüsçü görüşler, sonrakilere göre evli çiftler arasında daha ziyade kadından yana tavır alır. Eski metinlerde, daha sonraki tarihi dönemlerde Çin ve dünyadaki diğer çoğu ülkelerin çocukluk çağına yönelik evlilik pratiklerinin aksi olarak, kadınların yirmili yaşların başında evlenmesi salık verilir ki evlenmeden önce kadınların düzgün bir eğitim almış olması gerekliliği de vurgulanır. İlk Konfüçyüsçü filozoflarca Antik Çin’deki kadınlar, sahip olunabilecek erdemlerin çoğunda erkeklerle bir tutulmuş ahlaki failler olarak kabul edildi. Klasik ve Han Hanedanlığı’ndan kalan çeşitli anekdot ve öykülerde kadınlar, kendine güveni gayet yüksek ve etkili failler olarak tasvir edilmiş; kocaları, çocukları, gelinleri üzerinde ve topluma yönelik dikkate şayan etkileri dolayısıyla övgüye mazhar olmuşlardır.

Erkek ve kadın eşlerin tamamlayıcı rollerine yönelik bu ilk Çinli görüşler, evlilik hakkında düşünmek adına bazı ilginç yollar ileri sürmekle birlikte Konfüçyüsçülerin neden evliliğin bizim için iyi olduğunu düşündüklerini açıklığa kavuşturmaya da yardımcı olur. Erkek ya da kadın, her ikisi de türlü bakış açılarına ve karakter özelliklerine sahiptir ve denilebilir ki bu bakış açıları ve özellikleri farklı derecelerde ve farklı şekillerde Yin-Yang ile bağlantılı nitelikleri ifade etmektedir. Bu ise; her iki eşin de ortak hedeflerine kendilerine özgü ve tamamlayıcı yollarla katkıda bulunabilecekleri anlamına gelir. Buna göre örneğin; evli çiftler, ebeveynlik sorumluluklarının yanı sıra ev içinde ve dışında iş bölümü de dahil, yaşamlarını tertip etmek için her iki bireyin de güçlü yönlerinden faydalanarak her bir eşin rolünün diğerinin rolünü tamamlaması adına çalışabilirler. Bir Konfüçyüsçü her iki eşin de birbirine karşı duyarlılık ve kadirşinaslık göstermelerinin yanı sıra, erdemlerini ve yeteneklerini daha da geliştirecek olan görevleri üstlenmeleri gerektiği hususu üzerinde durur. Bu tür bir görüş, daha sonra Yin-Yang cinsiyet analojilerini tanımlayan cinsiyetçiliği kabul etmeksizin Yin-Yang tamamlayıcılık idealine bağlı olabilmektedir.

Yin-Yang tamamlayıcılığını benimsemek isteyen eşler, dönüşümlü olarak aynı görevleri yerine getirebilirler; fakat farklı birer yaklaşımla. Örneğin; çocuklarıyla dışarıda oynadıkları zaman ebeveynlerden biri, yabani-doğal hayatı gözlemlemeyi teşvik ederken diğeri ise sportif aktivitelere yönelik bir düzen sağlayabilir. Her iki aktivite türü de ebeveynin çocuğuyla sıkı bir bağ kurmasını ve çocuğuna açık hava etkinliği sevgisini aşılamayı içerir. Geleneksel Konfüçyüsçüler Ying-Yang tamamlayıcılığına başvurarak, tamamlayıcı davranış tarzlarında farklılık gösteren ebeveynlere sahip olmalarının çocuklar için gayet iyi bir şey olduğunu savunmuştur. Ebeveynlerden biri oldukça katı (yang) olabilirken diğeri nispeten hoşgörülü (yin) olabilir. Hakeza entelektüel (yang) ve duygusal (yin) ya da organize (yang) ve spontane/doğal olmaları da mümkündür. Elbette her iki ebeveynin de karşıt özelliklerin veya eğilimlerin aşırı biçimlerini içermesi felaket anlamına gelebilir ki bu, tamamlayıcı olmayan şekillerde pekala farklılık gösterebilir. Öte yandan, Konfüçyüs tamamlayıcılığı, ebeveynlerin birbirlerinin farklı ve güçlü yönlerinden faydalanırken temel amaç ve değerler konusunda hem fikir olmalarını gerektirir. Bunu başarılı bir şekilde yapmak gerçekten işe yarar, nitekim, Konfüçyüsler açısından her iki ebeveynin de sürekli kendi kusurları üzerine kafa yormaları, örneğin; aşırı derecede katı oldukları veya yeterince katı olmadıkları konularda gelişme kaydetmek adına çaba sarf etmeleri elzemdir. Tabii ki bu durum, bire bir aynı olmayı hedeflemeleri gerektiği anlamına gelmemektedir.

Tüm bunlar günümüz bağlamına oldukça kolay uyarlayabileceğimiz derslerdir. Yukarıda bahsettiğim tamamlayıcı özelliklerin hiçbiri, geleneksel olarak olsa bile, herhangi bir toplumsal cinsiyetle ilişkilendirilmeyi gerektirmiyor. Anne ve babalar bu görevleri bireysel tecrübelerine, yeteneklerine, eğilimlerine ve ilgi alanlarına bağlı olarak eşit ölçüde iyi bir şekilde yerine getirebilirler. Bu anlamda eşcinsel çiftlerin rolleri de heteroseksüel çiftlerin rolleri kadar tamamlayıcı olabilir. Bahse konu ebeveynle ilgili roller erkek veya kadına özgü karakteristik özelliklere dayalı tanımlanmadığı için her annenin ve babanın rolü, farklı şekillerde belirgin nitelikte olma eğiliminde olacaktır. Konfüçyüsçü perspektiften bakıldığında, çocuklar hem ebeveynlerle iletişim kurmaktan hem de daha geniş bir yelpazedeki yaklaşım ve faaliyetlere maruz kalmaktan fayda sağlamaktadır. Böylece, ebeveynler de yalnızca birbirinin yükünü azaltmakla kalmayıp bir ömür boyunca birbirleriyle ve aileleriyle ilgilenmenin keyfi yanı sıra mevzubahis görev/rollerin getireceği zorlukları tamamen paylaşmaktan kaynaklanan anlam yönelik ve yapılması gerekenler hususunda fayda sağlamış olurlar.

Yazar: Erin Cline
Çeviren: Gökay Arslan
Kaynak: Berkley Center

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.