Yunanları bize tiyatro, demokrasi ve felsefeyi kazandıran düzen sahibi insanlar olarak düşünürüz. Fakat Alastair Sooke’a göre Helenistik sanatın korkunç yaratıkları karanlık bir tarafı açığa çıkarıyor.

Antik Yunan’ kelimelerini duyunca ne hissediyorsunuz? Geleneksel görüş Antik Yunanların Batı medeniyetinin temel ilkelerini oluşturduğudur. Ne de olsa demokrasi, felsefe ve tiyatroyu onlar icat ettiler. Fakat onları özellikle akılcı olarak hayal etmek hata olurdu. Toplumları aklın yol göstericisi kadar garip ve ilkel güçler tarafından şekillenmişti. Ve bu hiçbir yerde sanatlarındaki kadar görünür değil.

Antik Yunan sanatının en merak uyandırıcı yanlarından biri de çok sayıda fantastik yaratıklarının olmasıdır. Yunan sanatını düşündüğümüzde, gözümüzde mermerden yapılmış Olimpos tanrılarının heykellerini canlandırırız – fakat gorgonlar, griffinler, sentorlar ve sfenksler de oldukça yaygındır. Birçoğu kısa bir süre önce New York’ta Metropolitan Sanat Müzesi’nde Klasik Dönemin Başlarında Asur’dan İberya’ya (Assyria to Iberia at the Dawn of the Classical Age) sergisinde gösterildi. Bu doğaüstü yırtıcı yaratıkların önemi neydi? Fantastik hayvanlar MÖ 5. yüzyılda Atina’da klasik çağın ihtişamlı noktasından bin yıl önce, tarihöncesinde zaten Ege zanaatkarlarının repertuarının bir parçasıydı. Örneğin, Bronz çağında Girit (Minoan) ve Miken uygarlıklarında başroldeydiler.

Girit Knossos’ta bulunan Girit (Minoan) sarayındaki ünlü ‘Taht Odası’ zarif griffin freskleriyle – aslan gövdeli ve yırtıcı kuş kafasıyla karışık melez yaratıklarla dekore edilmiştir. Odadaki sözde tahtı oraya oturanlara doğaüstü güç veriyormuşçasına kuşattılar.

Aslan mı akbaba mı? Mycenae kalesinin girişini kuşatan taş canavarları başları olmadığı için, bunu bilemiyoruz.

Anakara Yunanistan’ın Miken şehrinde görkemli ‘Aslan Kapısı’, her iki kolonunda kireçtaşından yapılmış devasa aslanımsı yaratıklarla kalenin bir girişinde egemen oluyordu. Bu yaratıkların başsız oluşları (ki kaybolan başlar, daha önce tespit pimleriyle tutturulmuştu ve dışarıya bakar şekildeydi) sebebiyle aslan olmadıkları, griffin oldukları teorisi vardır – belki de griffinler şerefine daha önceki Girit (Minoan) sanatında ortaya çıkmıştır.

Karanlık Günler

Geleneksel olarak, tarihçiler Miken sarayının feci yıkılışıyla sonuçlanan kaotik dönemi ‘Karanlık Çağ’ olarak adlandırır. Yine de, Eğriboz Adasında bulunan Lefkandi kasabası yakınlarında önemli bir mezarlık bulgusu, bu karmaşık yüzyıllarda daha önce düşünüldüğünden daha büyük bir karmaşıklık olduğunu göstermektedir.

Bu, MÖ 10. yüzyıla ait hoş görünümlü yarı-insan, yarı-at görünümlü canavarı betimleyen seramik bir figürdür. Bu muhtemelen, Yunan mitolojisinden bir karakter betimleyen heykeltıraşın şaşırtıcı şekilde ilk örneklerini sunan (medeniyetin saçmalarından başa çıkılmayan yaratık), bir sentordur. 500 yıl sonra, sentorlar Atina’da Partenon’u güzelleştiren abartılı heykeller arasında öne çıkacaktı.

Yine de Oxford Üniversitesi Klasik Sanat Araştırmaları yöneticisi Peter Stewart’a göre, sentorlar gibi “karma yaratıklar”ın genişleyen popülerliği MÖ 7. yüzyıl civarlarında ortaya çıkmıştır. “Bu bazen ‘doğululaştırma dönemi’ olarak bilinir”, ve Yakın Doğu ve Mısır’dan etkilenen Yunan çömlek, metal işçiliği ve diğer alanlardan bolca şahane yaratıklar bulmaya başlıyoruz” diyor.

Parthenon Tapınağı’nda binanın dış duvarını süsleyen bir friz, Centurlar (insan başlı atlar) ve erkekler arasındaki savaşı gösteriyor.

Bu dönemde, Antik Yunan toplumu hala yabancı kültürlerin etkisi altındaydı. Yunan tüccarlara göre Akdeniz’de ticaret yaptıkları için refah zamanıydı. İyi talihlerine teşekkür etmek için girişimci denizciler dini ibadethanelerde tanrılarına bronz kazanlar ithaf ederlerdi. Bu eşyaların canavarımsı kafalarla süslenmiş kenarları dünyaca yayılmış insanların sanatlarından ilham alınarak yapılmıştı.

“Belki de bu görüntü egzotik ve prestijli ithalatı çağrıştırıyordu” diyor Stewart, “fakat muhtemelen Yunan mitolojisinden karakterler ve dini inancı da yankılanıyordu.” Kazanları süslemek için yaygın seçim, Yunan sanatında yüzyıllarca kaybolmuş vahşi zarafet ve oryantal havasında tekrardan ortaya çıkan vahşi, keskin gagalı griffindi.

İnsana Dönüş

Antik Yunan Sanatının fantastik yaratıkları şimdi son derece vahşilik, agresiflik ve dişli güce sahiptirler. Fakat bundan yüz ya da iki yüzyıl sonra, sanatçılar canavarları tamamen farklı şekilde gösterecekti. Metropolitan Müzesi’nde Yunan ve Roma sanatı küratörü Joan Mertens, “Yunan dünyasında, çoğu çirkin ve vahşi yaratık güzel şekil ya da hayvana evrilirler” diyor. “Belki de en etkileyici örnek Yunan sanatının ilk zamanlarında gorgon Medusa’nın dişleri ve kırışıklıkları varken, 5. yüzyıl ortalarında güzel bir kadın olmasıdır.”

Didim’deki Apollon Tapınağı’ndaki Medusa frizinin belirgin bir insan yüzü vardır.

Stewart’a göre, antik Yunan Klasik döneme geçiş yaptığında, “En çok fark edilen yönelim canavarların daha gerçekçi olmasıydı. Sanatçılar gerçek bedenlere ilgi duymaya başladıkça, ve onları daha çok yansıttıkça, belki de fantastik yaratıkları makul bir şekilde göstermek zorlaşır.”

Bunun güzel bir örneğini uslu durmayan, genellikle cinsel olarak uyandırılmış ve sarhoş insan şekilli, sivri kulaklı ve at kuyruklu antik Yunanistan’da ortaya çıkan boyanmış saksılarda satirlerde buluruz. Stewart, “Atina’nın 5. ve 6. yüzyılı sonlarına ait boyanmış saksılarında, satirler çoğu zaman şehrin uygarlığından uzak, vahşi, kaotik yaratıklar olarak gösterilir. Fakat en azından sıklıkla sempozyumlar (içme partileri) gibi medeni etkinliklerle anarşi unsurunu tanıtarak insancıl rolleri yerine getiriyorlardı. Aslında bazen saf Atina vatandaşı gibi davranıyorlardı. Bunlar alaycı görüntülerdi, hiç kuşkusuz düşünceyi ya da eğlenceyi kışkırtmayı amaçladılar, fakat satirlere çok sempati gösteriyorlar” diyor.

Bu son düşünce, antik Yunanistan canavarlarının anlamını düşünmeye gelince öğreticidir. Onları, Yunanlık kavramlarına karşı, medeniyetin sınırları ötesine sürülmesi gereken korkunç, ‘öteki’ varlıklar olarak görmek caziptir. Ama belki de antik Yunanların canavarlara karşı tutumları daha farklıydı.

Stewart’ın da belirttiği gibi: “Yunanların kırsal bölgelerde bir sentor ya da sfenksle, hatta bir satirle tanışmayı beklediklerini düşünmüyorum ve belki de onları efsanenin parçası olarak görüyorlardı. Yunan sanatının tekrar eden bir özelliği, canavarımsı yaratıkların Yunanların uygarlaşma anlayışına engel olarak durmasıydı – Yunanların kendilerine bakabilecekleri bir tür çarpıtma aynası. Yunanlar bu canavarımsı ya da yarı-insan yaratıkları kendi dünya görüşlerini, insanlık ve uygarlıkla ilgili düşüncelerini, fani ve kutsal olanı incelemek ve açıklamak için yararlı bulmuşa benziyorlar. Fantastik varlıklar Yunan düşünce takımının bir parçasıydı.”

Yazan: Alastair Sooke
Çeviren: Çağın Nevruz Özsoy
Kaynak: BBC Culture 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.