91 yaşındaki sosyolog Zygmunt Bauman’ın ölümüyle beraber, düşün dünyası ender rastlanan bir kavrayışa sahip olan bu düşünürü kaybetmiş oldu. Çalışma biçimi şu an Amerika’da çalışma yapan çoğu sosyoloğa göre tamamıyla farklı olan Bauman’ın ölümü, eğer daha çok bilim insanı onun örneğini takip etseydi ne gibi kazanımlar elde edilebilirdi sorusunu sormak için bir fırsat niteliğinde.

Bauman, birçok kitap yazmanın yanı sıra uzun sure İngiltere’de, University of Leeds’te ders verdi. En büyük başarısı, altmış dört yaşındayken, 1989’da, dönüm noktası olan kitabı Modernite ve Holocaust’u yazdığında gerçekleşti. Bauman, Holokost’un, uygar Almanya’yı zapt eden anti-Semitist çılgınlığın bir ürünü olduğuna dair yaygın görüşün aksine, soykırımı modern dönemin çok tipik bir yaratısı olarak tanımlamıştı.

20. yüzyıl başlarının bizlere büyük ölçekli fabrikalar, etkin taşımacılık sistemleri, devasa girişimler ve “ırk ıslahı” (eugenics) gibi sözdebilimsel ideolojiler getirdiğini belirmişti Bauman. Bu sayılanlar, anti-Semitizm ile beraber, Hitler’in katliamlarının altyapısını oluşturan temel ögelerdi. Bauman, modern dönemde elde edilen başarıları, bu dönemin karanlık taraflarını göz önüne almadan kutlamamamız gerektiğini savunurdu.

Modernite ve Holocaust teori ve sentezden oluşan bir yapıttı. Bu kitapta, bahsedilebilecek bir metodoloji yahut veri kullanımı yoktu, ve bu, kitabı asla değersizleştirmiyordu.

Polonyalı bir Yahudi olan Bauman, yurdunu Alman istilasından sonra, 1939’da terk etmiş ve Sovyetler Birliği’ne kaçmıştı. Orada, orduya katılarak doğu cephesinde Nazilerle savaşmıştı. Savaştan sonra, Polonya’ya geri dönmüş ve akademik kariyerine atılmıştı.

Demir Perde’nin arkasında sosyolog olmak, Marx’ın her şeyi hakkında uzman olmak demekti. Bauman da bu yola çıkmıştı. Fakat, kendisinin sola bağlılığı hiçbir zaman zayıflamazken, komünizme olan coşkunluğu zayıflamıştı. 1960’larda muhalif öğrencilere destek verdiğinde, öğretmenlik hakkını kaybetmiş ve ülkeyi terk etmesi söylenmişti.

O da, Max Weber’in çalışmalarının mihenk taşı haline geldiği yer olan İngiltere’ye taşındı. Bauman, Weber’in, sosyal bilimciler kişisel değerleri bilimlerinin dışında tutmalıdırlar, fikrini reddetmesine rağmen, yine Weber’in, bürokrasinin temel rolünün vurgulandığı modern toplum tezini ilgi uyandırıcı buldu.

Weber, bürokrasileri çok güçlü ve kişilerüstü olarak görüyordu. Bauman bu görüşü şu şekilde değiştiriyordu: Bürokrasiler insanlık dışı olabilir. Bürokratik yapılar, sıradan Alman askerinin ahlaki değerlerini kör etti ve bu da Holokost’u olanaklı hale getirdi. Kaldı ki, onlar, kendilerini sadece işini yapan ve emirleri yerine getiren insanlar olarak görüyorlardı.

Sonra, Bauman, araştırmalarının rotasını, doğanın ve herkesi kapsayan kurumların kendisinin odak noktasını oluşturduğu, savaş sonrası ve geç 20. yüzyıl dünyasına çevirdi. Bauman, insanların, savaş sonrası istikrarı arzuladıkları için yaşamlarını yönlendirecek kurumlar (Weber’in bürokrasisinin daha yumuşak versiyonları) oluşturduklarını belirtiyordu. Bir insan, erken yaşta bir şirkette çalışmaya başlayabilir ve bu sayede emekli olana kadar o işle yaşayabileceğini bilirdi. Devletler, barışı sağladılar ve kendine yardımcı olamayacak olanlara yardım ettiler. Evlilikler, topluluk bağları biçiminde şekillendi ve aynı biçimde de sonlanması beklendi.

Fakat, yüzyılın sonlarına yaklaştıkça, birçok kaynaktan gelen baskılarla bu kurumlar çürümeye başladılar. Ekonomik olarak, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki üretim azalırken küresel ticaret genişlemişti; iş güvenliği tarihe karışmıştı. Siyasi olarak da, değişiklikler olup bitmekteydi: Soğuk Savaş sona ermiş, Avrupa entegre olmuş, siyasiler refah devletine dönmüşlerdi. Kültürel olarak ise, tüketimcilik her şeyi istila etmiş gibi duruyordu. Bauman, ayrıca, evliliğin tesadüfiliği yönündeki artan inanç ve online flörtleşmenin popülaritesi de dahil olmak üzere, aşk ve mahremiyet alanlarındaki temel değişimleri de kaydetmişti.

Bauman’ın görüşüne göre, bunların hepsi birbiriyle bağlantılıydı. Ona göre, bizler 20. yüzyılın ortalarındaki “katı modernite”den bugünkü “akışkan modernite”ye geçişe tanıklık ediyorduk. Hayat, daha özgür, daha akışkan ve çok daha riskli bir hal almıştı. Prensipte, çağdaş bir çalışan sıkıldığı anda işini değiştirebilirdi. Yurt dışına yerleşebilir veya alışveriş yaparak kendine yatırım yapabilirdi. Bir tuşla beraber yeni bir seks partneri bulabilirdi. Fakat süreklilik çok azdı.

Bauman çıkarımları değerlendirdi. Bu yeni atmosferde bazıları başarılı oldu; kurumlar ve normlar önceden mevcutken boğucu, baskıcı olabilirdi. Fakat, geçici iş gücü bir araya gelip kaynakların daha eşit dağılımı için savaşabilir miydi? Alışveriş bağımlısı tüketiciler sorumlu ve bilinçli vatandaşlar olabilir miydi? Kısa dönemli arzuları doğrultusunda bir araya gelmiş samimi partnerler karşılıklı sorumluluk ve bağlılığın değerini öğrenebilir miydi?

2003 yılında çıkan Akışkan Aşk adlı kitabında Bauman, son sorusunu bir paradoks olarak yöneltiyordu okura. Ona göre, bugün insanlar “kendi hislerine terk edildiğinde ümitlerini kesiyorlar ve kolayca kullanılıp atılmış gibi hissediyorlar” ve dolayısıyla “‘ilişki kurmaya’ karşı ümitsiz” hissediyorlar. Aynı zamanda da, “ ‘ilişki içinde olma’ durumundan sakınıyorlar” çünkü bu durumun “ ‘ilişki kurma’ özgürlüklerini ciddi biçimde kısıtlayacağından korkuyorlar.”

Bauman son olarak, “akışkan modernite”nin iyi davranmadığı insanların güçlü insanlara, mesela, kesinliği restore edip kozmopolitanizmi def edeceğine söz veren bir lidere, dönüşme riskinden endişelenmişti.

Birisi Bauman’ın çalışmalarını özetleyecek olsa, her tarakta bezi var deyimini kullanırdı onun için. Eserlerinin çoğu gelişigüzel, vecize kabilinden ve bol tekrarlıydı. Disiplinel sınırlara dair hiçbir şey bilmezdi; ondandır, yazdıkları felsefeye, edebiyata yahut antropolojiye kayardı ve bu durum bazen verimli bir şekilde, bazense yüzeysel bir şekilde sonuçlanırdı. Onun için, deneysel bulgular neredeyse yok hükmündeyken, hayal gücü ve sezgi her şey demekti.

Amerikan sosyal biliminde Bauman gibi düşünürler için çok fazla yer yok. Önde gelen araştırmacılarımız somut olanı soyuta, katı bir biçimde test edilebilecek nedensel bir iddiayı, test edilemeyecek süslü bir tasvire tercih eder. Tabii ki, böyle bir gerçek temelli yaklaşım lehinde söylenecek çok şey var.

Fakat bizler, Bauman’ın ortaya koyduğu entelektüel yenilik ve vizyon ile daha fazlasını yapabiliriz. Zira, özellikle Avrupalı sevenleri tarafından iştahla tüketilen yazıları, okuyanların kendi zamanları ve yaşamları hakkında, tamamen yeni yöntemlerle düşünmelerine yardımcı olmuştu.



Yazar: Neil Gross
Çevirmen: Emir Melek
Kaynak: The New York Times 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.