Amerikalıların felsefe konusunda tecrübesiz oldukları yaygın olarak kabul görmüş bir inanıştır. Bu bir utanç sebebidir, zira Amerika’dan ve onun devamı olarak kolonilerden büyük düşünürler çıkmıştır. Bu listeyle, Amerikalı 10 kıymetli düşünürü ve onları kıymetli kılan şeylerin ne olduğunu paylaşacağız. (Martha Nussbaum ya da Noam Chomsky gibi önemli bazı Amerikalı düşünürler bu listeye eklenmedi, çünkü onlar başka bağlamlarda başka listelerde yer almıştı.)

1. Jonathan Edwards (1703-1758)

Protestanlıkta uyanışçı bir akım olarak Avrupa’da ve İngiliz Kuzey Amerika’sında ortaya çıkan ve ritüele daha az, kişisel tecrübeye daha çok odaklanan “Büyük Uyanış” hareketinde yer almış Calvinist bir din adamıydı. Edwards, İrade Özgürlüğü (Freedom of the Will) çalışmasında Tanrı’nın yüce egemenliğini, ezeli bilgisini anlattı ve bizlerin özgür iradesini kısıtlayan olayların gerekliliğini ele aldı.

Hareketin hararetlendiği dönemlerde sürekli gezerek vaazlar verdi, Tanrı’nın lütuflarını anlattı, dini bireysel olarak deneyimlememizden bahsetti ve dini coşkun bir şekilde yaşamaya dair konuştu. Ölümünden kısa süre önce, torunu Aaron Burr’ü Princeton Üniversitesi’nin başına getirdi.

“Şimdiye dek cehennemi boylamamış olmanızın bir nedeni var.” (Kızgın Tanrı’nın Ellerindeki Günahkârlar [Sinners in the Hands of Angry God] adlı vaazından bir alıntıdır.)

2. Thomas Paine (1737-1809)

Bir felsefeci ve yazar olarak Amerika tarihinin en çok okunan metinlerinden birinin sahibiydi, aynı zamanda pek başarılı addedilmese de asker olarak çalıştığı bir dönem de oldu. Thomas Paine, Amerikan devriminin ardındaki görece radikal entelektüeller arasındaydı. Yönetilenlerin haklarına ilişkin aydınlanma mefhumlarını kimse kullanmazken gündeme getirerek Sağduyu (Common Sense) ile bağımsızlık çağrısı yapmıştı.

Amerikan devriminin ardından Fransa’ya taşındı. Burada ulusal sözleşme üzerinde çalıştı ve Fransa Cumhuriyeti’nin ilk anayasasının hazırlanmasına yardım etti (Fransızcasının olmamasına rağmen). Temel gelir fikrini batılı düşünceye yeniden sunduğu Tarımsal Adalet (Agrarian Justice) kitabını yayınladı. İnsan Hakları (The Rights of Man) kitabında da Burke’e karşı Fransız Devrimi’ni savundu. Devlet tarafından finanse edilen yaşlılık maaşı fikrini de bu kitapta sunmuştu.

“Yeryüzündeki her bir şehre (Thomas Paine’in) altından yapılmış heykelini dikmeli.” (Yastığının altında İnsan Hakları ile uyuduğu iddia edilen ve bir zamanlar Paine’in devrim yoldaşı olan Napoleon Bonaparte tarafından Paine’e söylenmiş bir sözdür.)

3. Ralph Waldo Emerson (1803-1882)

Bir düşünür olarak daha çok yazarlığıyla bilinse de Aşkıncılık (transcendentalism) akımının en önemli filozoflarındandı. Emerson kariyerine din adamı olarak başlamıştı, fakat karısının ölümü sonrasında kürsüyü bıraktı. Yazıları sıradanlığın itibarı, eğitim, kişisel gelişim ve doğa gibi pek çok konu üzerineydi. Bir panteist olarak, kutsalın her birimizin içinde olduğunu ve bu nedenle kendimiz olmak üzerine kutsal bir vazifemiz bulunduğunu anlattı.

Sahip olduğu araziyi arkadaşı ve düşüncedaşı Henry David Thoreau’ya verdi, Thoreau da bu araziye bir kamara yaptı ve Walden, Ormanda Yaşam (Walden) kitabını burada yazdı.

“Başkaları için yaşamak kolaydır; bunu herkes yapar. Ben sizi kendiniz için yaşamaya çağırıyorum.” (3 Mayıs 1845 tarihli gazete yazısından alıntıdır.)

4. William James (1842-1910)

Pragmatik ekole mensup bir felsefeci olmasının yanında tıp tahsili almış olan ve psikoloji alanında da söz hakkına sahip olan William James’in çalışmaları eğitim ve epistemolojiden metafizik ve mistikliğe kadar pek çok konuyu içermekteydi.

Dinsel Deneyimin Çeşitleri: İnsan Doğası Üzerine bir İnceleme (The Varieties of Religious Experience: A Study in Human Nature) adlı kitabında, pragmatik felsefe anlayışına dair ilk sinyalleri verdi. Bu çalışmasında, dinsel deneyimlerin insana ait deneyimler olduğunu söyledi ve mistik olayların muhtemel nedenlerini tartıştı. Artık çağın gereksinimlerini pek de karşılamayan Psikolojinin Prensipleri (Principles of Psychology) çalışması ise zamanında oldukça rağbet görmüştü ve psikoloji disiplininin Amerika’daki ilk dönemlerinin şekillenmesinde etkili olmuştu. Alıntılanma kaydıyla ölçecek olursak, James 20. yüzyılın en etkili psikoloji bilimcilerindendi.

“Bilge olmak, neye göz yumacağını bilmektir.” (Psikolojinin Prensipleri kitabından alıntıdır.)

5. Charlotte Perkins Gilman (1860-1935)

Feminist felsefeci, sosyal reformcu ve pek çok romana, öyküye imza atmış olan Charlotte Perkins Gilman’ın çalışmaları, potansiyellerinin tam anlamıyla açığa çıkmasına engel olunmuş kadınların sorunları üzerineydi. Kadın ve Ekonomi (Women and Economics) adlı çalışmasında, kadının bir erkek ne kadar çalışıyorsa öyle çalışabileceğini, fakat domestik rollere çekildiğini ve bunun sonucunda erkeğe bağımlı hale geldiğini anlattı. Aynı zamanda, hakiki bir ilerleme için seçim kazanmak gibi yöntemlerin de yetersiz olacağını belirtti. 

Herland adlı romanında erkeksiz bir dünya tasavvur etti, domestik işlerden ve cinsiyet rollerinden azat edilmiş kadınların kurduğu ütopik bir toplum çizdi.

Öykülerinden birini, özellikle de Sarı Duvar Kağıdı’nı, lise yıllarınızda okumuşsunuzdur belki. Postpartum psikozu geçirdiği dönem, doktoru “istirahat tedavisi” önermişti Gilman’a. Bu öyküyü faydasız bulduğu bu tedavi döneminin ardından yazmıştı. Yazdıktan sonra da, tedavinin gidişatını yeniden değerlendirmesi ümidiyle doktoruna göndermişti.

“Ancak yaşar, düşünür, hisseder ve evin dışında çalışırsak insani anlamda gelişmiş, medenileşmiş ve sosyalleşmiş oluruz.” (Kadın ve Ekonomi kitabından alıntıdır.)

6. John Dewey (1859-1952)

Felsefeci, psikolog ve epey kabul görmüş deneyimsel ekolün kurucusu olan Dewey belki de hiç duymadığınız en etkili filozoflardan biriydi.

Yaparak öğrenme kavramını geliştirdi ve eğitim alanında gelişim ile ilgili deneyler yapmak için The University of Chicago Laboratory Schools’u kurdu. Eğitimi, nasıl yaşanacağını öğrenmek için bir araç olarak kabul etti. Etkileşimli öğrenme ve çok yönlü, geniş kapsamlı bir müfredat üzerine metodlar geliştirdi. Sorun temelli öğrenme ve deneyimsel öğrenme bugün Dewey’in düşüncelerine çok şey borçludur. Seküler bir hümanist olarak, hümanist manifestonun birincisine imza atanlar arasındaydı.

“Bilimdeki her büyük gelişme, hayal gücünün yeni bir yürekliliğinden çıkmıştır.” (Kesinlik Arayışı [The Quest for Certainity] kitabından alıntıdır.)

7. W.E.B Du Bois (1868-1963)

Sosyolog, tarihçi, yazar, aktivist ve Harvard’dan doktora alan ilk Afrikalı-Amerikan olarak, Du Bois faal bir insandı. Çoğu yazısı, özellikle de Philadelphialı Zenci (The Philadelphia Negro) ve Siyah İnsanların Ruhları (The Souls of Balck Folk), sosyoloji tarihinin çığır açıcı metinleri olarak görülür. Çalışmalarında belirttiği üzere, Afrikalı-Amerikanların vasatın altında yaşam koşullarına sahip olmasının nedeni olarak ırka dayalı ilk önyargıları sundu, bu da dönemin şartlarına göre radikal bir tutumdu.

Siyah İnsanların Ruhları başlığıyla makalelerini derlediği kitabında, Amerika’nın güneyindeki ırk temelli sorunlara eğildi ve ikili bilinç kuramını sundu. Du Bois’in bu kitabı, sonraki dönem insan hakları liderlerinin düşüncelerine etki etti. Başyapıtı olan Amerika’da Siyahların Kalkınması (Black Reconstruction in America) kitabında kalkınmanın, Jim Crow’un yükselişinin ve ırk temelli politikaların eksiklerini, hatalarını inceledi. Yazmadığı ve ders vermediği dönemde, Siyahları Geliştirme Ulusal Derneği’nin (NAACP) kuruluşuna katkıda bulunmuştu.

“Yeryüzünde, bilmeye cesareti olmayandan daha korkağı yoktur.” (The Study of Negro Problems kitabından alıntıdır.)

8. Martin Luther King (1929-1968)

İnsan hakları hareketinin yüzü olarak hatırlanan Martin Luther King yürüyüşlere önderlik etmenin dışında da aktif bir hayata sahipti. Yazılı çalışmaları pek çok konu üzerineydi fakat sıklıkla insan haklarına odaklandı. “Birmingham Hapishanesinden Mektup” (Letter from Birmingham Jail) başlıklı çalışmasında, yönetilenlerin eylem yapma hakkını hatırlattı ve eylem yapmayı adalet bağlamında ahlaki bir yükümlülük olarak gördüğünü söyleyerek iddialarını bir adım öteye götürdü. Nereye Gidiyoruz: Kargaşa mı Düzen mi? (Where Do We Go from Here: Chaos or Community?) başlıklı son kitabında insan hakları hareketine yönelik yöntemleri inceledi ve temel gelir meselesini tartıştı.

Elbette, öncelikle din adamıydı ve ne zaman imkân bulduysa dine geri döndü. (Bir miktar intihal içeren) doktora tezinde, Tanrı mefhumuna dair farklı teologların bakış açılarını karşılaştırdı. Çoğu basılı olarak yayınlanan vaazlarında, ahlakın mutlak yasalarını desteklediğinden, İsa’nın sözlerinin eyleme geçirilmesi gerektiğinden bahsetti ve maddi arzular uğruna hayatı harcamaya karşı uyarıda bulundu.

“İsyan, sesine kulak verilmemişlerin dilidir.” (Grosse Point High School’da vediği “Diğer Amerika” [The Other America] konuşmasından alıntıdır.)

9. Robert Nozick (1938-2002)

Özgün yazma biçimi ve çarpıcı bakışlarıyla bilinen bir Harvard felsefecisiydi. Etik, epistemoloji ve metafiziği de kapsayan pek çok konu üzerine çalıştı. Belki de onu en meşhur kılan şey siyaset felsefesi alanındaki Anarşi, Devlet ve Ütopya (Anarchy, State, and Utopia) kitabıydı. Nozick bu kitabında hem anarko-kapitalizm hem de sosyalizme karşı minimalist bir devlet anlayışını değerlendirdi.

Bunun yanında, faydacılığa karşı sanal gerçeklik tartışmasını ve korkunçlaşan fayda sorununu ele aldı. Felsefi Açıklamalar (Philosophical Explanations) kitabında bilgi üzerine düşünceleri inceledi. Birkaç aksiyom üzerine temellenen büyük düşünce sistemlerini, tuğlaları doğrudan üst üste koyarak yığmak suretiyle bir ev inşa etmeye benzetti ve bu düşünce metodlarını eleştirdi.

“Herkesi memnun edemezsiniz; özellikle de herkes memnun olduğunda memnuniyetsiz olacak olan kimselerin bulunduğu şartlar altında.” (Anarşi, Devlet ve Ütopya kitabından alıntıdır.)

10. John Rawls (1921-2002)

20. yüzyılın en iyi siyaset felseficisi olarak kabul gören düşünürdür. Başyapıtı olarak bilinen Bir Adalet Teorisi (A Theory of Justice) kitabında “hakkaniyet olarak adalet” fikrini sundu ve “içindeki konumumuzun ne olacağını bilmeseydik ne tür bir dünya kurardık?” sorusunu yöneltti. Siyasal Liberalizm (Political Liberalism) kitabında devlet gücünün meşru kullanımının sınırlarını tartıştı ve çatışan taraflar karşısında demokrasinin istikrarının nasıl sağlanacağını irdeledi.

İlgi çekmekten kaçınsa da, başkan Bill Clinton ile düzenli olarak toplantılarda bulundu. Sosyal liberal felsefi düşüncesine mukabil olarak, Harvard felsefecilerinden arkadaşı olan Robert Nozick’in liberteryan bir cevap kaleme alması konusunda esin kaynağı oldu.

“Erdeme göre, adalet mutluluktur.” (Bir Adalet Teorisi kitabından alıntıdır.)

Yazar: Scotty Hendricks
Çeviren: Müleyke Barutçu
Kaynak: Big Think 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.