Kaygılı bir öğretmen bu hafta, çocukların bütün gece bilgisayar oyunu oynadıktan sonra sınıfta uyuyakaldıkları konusunda uyarılarda bulundu. İyileşen bağımlı Tom Meltzer, neden bağımlı olduklarını biliyor.

“Günde 15 saate kadar oyun oynuyordum diyebilirim,” diyor oyun bağımlısı olduğunu kabul eden 24 yaşındaki Daniel. “Kafamdan neredeyse yarı yarıya uzaklaştırdım çünkü okuldan nefret ediyordum, ama hatırladığım en kötü yıl EverQuest oynadığım yıl. 16 yaşındaydım ve sabah ikide kalkıp annemin dizüstü bilgisayarında oynamak için aşağıya iniyordum. Sekize kadar uyanıktım, sonra da hasta olduğumu söyleyip yatıyordum.”

Daniel’ın hikâyesi, benimkinden çok da farklı değil; ikimiz de acınası bir ergenlik geçirdik ve ikimiz de oyunların hayal dünyasında okulu asıyorduk. Daniel’ın okula devamı, ortaokulun ilk yılında yüzde 100’den, son yılında yüzde 45’e kadar düştü. Benimki o kadar aşırı değildi – ortalama haftada bir gün devamsızlık yapıyordum. İkimizin durumunda da, okul dışında geçirilen her gün bilgisayar oyunları oynayarak geçirilen bir gündü.

İngiltere’nin güney sahilindeki Plymouth’ta bulunan Widey Court ilkokulunda Richard Gribble isimli bir öğretmen, sınıfının oyun alışkanlıkları üzerine bir anket yaptıktan sonra, yakın zamanlarda manşetlere çıktı.

10 ile 11 yaşları arasındaki 26 çocuğun dörtte üçünden fazlasının her gece ve üçte birinden fazlasının sabahları da bilgisayar oyunu oynadığını saptadı. Bazıları oynamak için sabah 4’e kadar uyumuyorlardı; diğerleri okuldan önce oynamak için sabah 5’te kalkıyorlardı. Öyle yorgunlardı ki, diyor, dikkatlerini veremiyorlardı. Birkaçı sınıfta uyuyakalıyordu.

Gribble, öğrencilerinin durumdan habersiz anne ve babalarına çocuklarının oyun zamanlarını kontrol altına almaları için yazı yazdı.

Oyun oynamayanlara ve anne babalara, böyle hikâyelerin sıra dışı gelebileceğinin farkındayım. Bilgisayar oyunu bağımlılığı kavramı garip veya hatta gülünç görünebilir. Uyuşturucu, tabii, içki, tabii – ama oyunlar? Peki, evet. Tıpkı mükemmel bir romanı elden bırakmanın olanaksızlığı ve iyi bir gerilim filminin ilk sahneden jeneriğin aktığı ana kadar bizi tedirgin etmesi gibi, oyunlar bağımlılık yaratır.

Bağımlılık yaratan bir oyun, kısacası, iyi bir oyundur.

Rakamlar kendilerini anlatıyor: 2008’den beri bilgisayar oyunu satışları film ve müzik satışlarını geride bıraktı. 2009’da birinci şahıs nişancı oyunu Modern Warfare 2, Harry Potter ve Melez Prens gibi gişe rekorları kıran filmleri geçerek Amazon’da en çok satan ürün oldu.   

Bugün bile, aslında, bilgisayar oyunu oynamak utanç verici. Komedyen Dara O Brian’ın söylediği gibi: “Bilgisayar oyunlarını sevmemelisiniz. Dünyadaki en büyük eğlence sektörü ve ondan keyif almamamız bekleniyor.”

Oyunları, özellikle de çevrimiçi oyunları diğer araçlardan çok daha çekici kılan, potansiyel sonsuz zaman kaybı olmalarıdır.

Bir kere bir oyuna bağlanınca, haftalarca, aylarca ve hatta yıllarca öyle kalabiliriz. Çevrimiçi dünya, oyuncunun başkahraman olduğu sonsuz bir gerçek hayat hikâyesidir. Sonsuza kadar mutluluk diye bir şey yoktur.

Tek gerçek süre sınırı, oyuncunun yeme ve uyku ihtiyacıdır, en sıra dışı durumlarda bunlar bile ihmal edilir. Geçen ay, 30 yaşındaki Çinli bir adam, üç günlük bir oyun aleminin ardından güçsüz kalıp hayatını kaybetti. Neredeyse hiçbir şey yememiş ve hiç uyumamıştı.

Daniel’ın favori oyunu EverCrack takma adıyla bilinen EverQuest olması boşuna değil. Binlerce oyuncunun doldurduğu sanal bir dünyada geçen devasa çok oyunculu çevrimiçi oyun (MMO) olarak bilinen bir oyun.

MMOlar geniş ölçüde en çok bağımlılık yaratan oyunlar olarak görülürler. “Bu oyunları azıcık oynayamazsın,” diyor Daniel. “Ya çok oynayacaksın ya da hiç oynamayacaksın.”

Oyuncular arasındaki tahmini bağımlılık oranları oldukça çeşitlilik göstermektedir. Yüzde sekiz ve üzeri rakamlar arasında gidip gelmektedir, ancak gerçek rakamın çok daha düşük olma olasılığı vardır.

İngiltere’de Nottingham Trent Üniversitesi’ndeki Uluslar arası Oyun Araştırma Birimi yöneticisi Mark Griffiths, gerçek bağımlılık seviyelerinin yüzde 0,5’ten az olduğunu tahmin etmekte.

“Bilgisayar oyunu bağımlılığı için kullandığım çok katı ölçütlerim var: oyun, o insanın hayatındaki en önemli şey olmalı. Onu, ruh halini daima ve güvenle değiştirmek için bir yol olarak kullanmalı.”

Bir bağımlı, diyor Griffiths, bırakması gerektiğini bildiği zaman bile bırakamaz ve bu, işinde ve ilişkilerinde zincirleme etkiler yaratır.

“Eşi ve çocukları olmayan işsiz bir insansanız ve kalktığınız andan itibaren bilgisayar oyunları oynuyorsanız ve tüm gün oynamaya devam ediyorsanız, bu bir bağımlılık değildir,” diyor.

“Bağımlılığın bir şeye harcadığınız zaman miktarıyla bir ilgisi yoktur. Bir bağımlı oynayamazsa, yoksunluk belirtileri gösterir.”

Bu yönden bakılınca, aşırı oyun oynama – günlerce, haftalarca, hatta aylarca – çok da endişelenecek bir şey olmayabilir. Sadece her boş zamanınız olduğunda oyun oynamak sizi bir bağımlı yapmaz ve bazı insanların, örneğin ergenlerin, günde 14 saate kadar boş zamanı vardır. Okul, iş, yemek, arkadaşlar ve aile için bırakmanız gerektiğinde bırakabildiğiniz sürece, aşırı oyun oynamak tıpkı diğer hobiler gibidir. Bazıları içinse, diye vurgulamak istiyor Griffiths, oyun bağımlılığı gerçek bir sorundur. “Gelecekte,” diyor, “tıbbi olarak kabul görecek ve resmi bir teşhis olacak.”

Dr. John Charlton, Bolton Üniversitesi’nde çevrimiçi oyun bağımlılığı psikolojisi konusunda bir araştırmacı. “Bu tür bağımlılıkların fizyolojik temellerinin alkol ve madde bağımlılıklarına benzediğini gösteren çalışmalar var,” diyor. “Beynin, insanlar kimyasal madde aldıklarında etkin görünen aynı kısımları bu oyunları oynadıklarında etkindir.”

Bu tür kanıtlara rağmen, Amerikan Tıp Derneği, durumun Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’na, psikiyatrik sorunların tanısında dünya standardı,  eklenemeyecek kadar yeni ve yabancı olduğuna hükmetti. İngiltere’de doktorlar genellikle bilgisayar oyunu bağımlılığını alkol, uyuşturucu ve kumar bağımlılıkları gibi kendi başına bir durum olarak tedavi etmek istemezler. Bunun yerine, genellikle daha derin bir sorunun bir belirtisi olarak görülür.

“İnsanların özgüvenlerinde veya ebeveynleriyle olan ilişkilerinde bir sorun varsa, tıpkı bazı insanların alkolü veya uyuşturucuyu kullandığı gibi bu devasa çok oyunculu çevrimiçi oyunları bir kaçış yolu olarak kullanabilirler,” diyor Charlton.

Sözleri beni heyecanlandırdığı gibi muhtemelen Daniel’ı da heyecanlandıracaktır. İkimiz de, oyun oynama alışkanlığımız en kötü derecedeyken, okul hayatımızda son derece mutsuzduk. Benim mutsuzluğum, kısmen de olsa, düşük özgüvenin ürünüydü. Oyun, herhangi biri olabileceğim, her şeyi – dünyaları kurtarmak, savaşları kazanmak, Dünya Kupası finalinde gol atmak – yapabileceğim; kısacası yalnız ve popüler olmayan bir ergendense bir kahraman olabileceğim bir yerdi.

Bundan da öte, oyun dünyası güvenliydi – hiçbir şeyin ve hiç kimsenin bana zarar veremeyeceği, ancak ikinci bir dünyada yeniden doğmak üzere ölebileceğim ve yeterli zaman olduğunda her zaman düşmanlarımı yenebileceğim bir yerdi. Ne kaçabileceğim ne de çözümleyebileceğim çatışmalarla dolu bir ev hayatıyla ergen olmanın karmaşasının tam tersine, tamamıyla anlayabildiğim ve kontrol edebildiğim bir dünyaydı. Benim ergen benlik durumumda ve sanıyorum ki birçok bağımlının durumunda, oyun dünyası görünürde düşman bir dünyaya karşı özel ve saldırılamaz bir sığınaktı.

Öyleyse belki de, yardım isteyenin nadiren bağımlının kendisinin olmasına şaşırmamalıyız. Charlton, psikiyatrist değil de bir akademisyen olmasına karşın tavsiye ve rehberlik için ona sık sık başvurulur. “Aramaya meyilli olanlar aslında bağımlı olanlar değil; etraflarındaki insanlar. Derim ki: ‘Aile hekiminize gittiniz mi?’ onlar da der ki: ‘Aile hekimim ilgilenmiyor.’”

“Bu konu için gidebileceğimiz kimse yok,” diyor iki çocuk annesi Tina White (gerçek ismi değil). 16 yaşındaki oğlu altı yaşından beri oyun oynuyor, fakat son bir yılda – arkadaşlarıyla çevrimiçi Modern Warfare2 oynamaya başladığından beri – takıntısı ciddi bir sorun haline geldi. “Şiddet olaylarımız oluyor. Kendi olmaktan çıkarak beni merdivenlerden aşağıya itmekle tehdit etti. Oyunu oynamadığı zamanlarda muhtemelen göreceğiniz en iyi çocuktur.”

Okulda değilken, bu aralar günde 12 saate kadar oyun oynuyor. “Gerçek anlamda kendini kaybetti,” diyor White. “Oyun hakkında değilse onunla sohbet bile edemezsiniz.” Yardım arayış sürecinde sosyal hizmetlere, doktorlara ve hatta polise başvurdu. Her seferinde geri çevrildi. “Yardım olmayınca oldukça ıssız bir dünya,” diyor. “Bu bir bağımlılık. Ve herhangi bir bağımlılık bir aileyi dağıtabilir.”

White’ın başvurduğu kişilerden biri, batı İngiltere, Somerset, Weston-super-Mare’deki kar amacı gütmeyen konaklamalı bir bağımlılık tedavi merkezi Broadway Pansiyonu’nun yöneticisi Peter Smith’ti. İki yıl öncesinde Broadway Pansiyonu, bilgisayar oyunu bağımlılarına özel tedavi sunan İngiltere’nin ilk kliniği olmuştu. “Son zamanlarda,” diyor Smith, “Oyun bağımlılığı konusunda haftada bir ya da iki telefon alıyoruz.”

Merkeze gelen oyun bağımlısı sayısı yine de az. Nedenlerden biri, uyuşturucu ve alkol bağımlılarının tedavi masrafları konusunda destek sağlanırken konaklamalı tedavinin masraflı olması, oyun oynama sorunları olanlar için hiçbir yasal fon sağlanmıyor.

Bu, bazı açılardan mantıklı. Uyuşturucu, alkol ve kumar sorunları bağımlıları beş parasız bırakabilir ama oyun bağımlılıklarının çoğunun maliyeti ciddi anlamda düşük; konsolun ve oyunun parasını verdikten sonra, aylık maliyet, olsa olsa, genellikle sadece birkaç dolar.

Sadece zamanı tüketen bir bağımlılığın verdiği zararı görmek ve anlamak çok daha zor. Yine de, anlamamız ve bunu kabullendikten sonra da, oyun oynayanları ve oyun yapımcılarını öylece hor görmektense kurbanların tedavisi için yollar aramamız önemli.

Smith, suçlamak istemiyor. Bilgisayar oyunu tasarımcıları, neticede, sadece iyi eğlence yaratmaya çalışıyorlar. “Birini çekmeyen bir oyun üretmenin hiçbir anlamı yok,” diyor. “Çok çok büyük bir sektör ve konu, insanları ona bağlamak.”

Aileler, diyor, sorumluluğun bir kısmını üstlenmeli. “Sorun, an azından kısmen bizim hatamız. Yukarıdaki odalarında bilgisayar oynayan çocuklar, ebeveynler için bulunmaz nimet. İş işten geçtiğinde fark ettiğimiz şey aslında bu şeyleri oynayarak ödevlerine, sosyalleşmelerine ve sağlıklarına zarar verdikleri oluyor.”

Erken maruz kalma, mağdurlar arasında yaygın bir etken. Daniel yedi yaşındayken başladı. “İlk oyun konsolum, Atari Jaguar’dı,” diyor. “O zamandan beri çok oyun oynadım. Ondan önce ne yaptığımı hatırlamıyorum bile – muhtemelen birçok çizim ve Lego.”

Altı yaşındayken anneme bize Sega Mega Drive alması için yalvardığımı ve bağırıp çağırdığımı, Streets of Rage’de bıçaklı gangsterlerle dövüşerek saatler geçirdiğimi ve üç yıl sonra PlayStation’a geçmek için aylarca para biriktirdiğimi hatırlıyorum. Harçlığımı oyunlar dışında başka bir şeye harcadığım çok az zaman hatırlıyorum.

Daha sonraki oyunların üzerimde bu kadar etkili olmasına neden olan, bu şekilde maruz kalmamdı; deneyim, oyunlarda iyi olmama ve iyi olmam da oyunların güvenilir özgüven kaynakları olmasına neden olmuştu. Oyunlar; çelimsiz, asabi bir ergen olarak, o zamanlardaki deyimimle, havalı olabileceğim tek yerdi. Oyun oynamayanların ve amatörlerin cazibeyi nadiren görmesi çok da şaşırtıcı değil. “Kaybettin” kelimesini duymaya asla alışkın değildim. Bir ergen olarak oyunlara sarılmaya devam ediyordum, çünkü hayatta hissettiğimin aksine, oyun dünyasında kazanan bendim.

Şimdi, oyunlara tamamıyla daha basit nedenlerden dolayı sarılıyorum. Oyun oynuyorum, çünkü oyunlar mükemmel, neşeli, tatminkâr, heyecanlı – ve kendi kendinize yaşayabileceğiniz neredeyse en büyük eğlence. Bağımlıya dönüşen oyuncu oranı sabit seviyelerde kalabilir ama oyunlar daha da iyileştikçe ve gitgide daha çok insan oyunları keşfettikçe, bu ülkedeki bağımlı sayısının yükseleceği kesin.

“Bu sorun giderek büyüyecek,” diyor Smith ve büyüdükçe de üstesinden gelmek için daha fazla para gerekecek. Hükümetin, gergin ekonomik koşullarda böyle bir fon sağlayabileceği konusunda kuşkulu. Bu konuda liderliğin sektörden gelmesi gerekecek.

“Onların gelip bizimle konuşmasını istiyoruz. Oyun oynamanın iyi bir şey olmadığını söylemiyoruz; oyun oynamakla ilgili bir sorun olduğunu söylemiyoruz; fakat sorun yaşayan ve biraz yardım almaktan memnun olacak çok çok az sayıda insan var.” Diğer bir deyişle: oyundan nefret etmeyin, oynayana yardım edin.        

Çevirmen: Ayça Sofu
Kaynak: smh

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.