Birçok büyük düşünür, zamanlarını ütopyalarında deneyimlenen ideal toplumu anlamaya, bir hükümet, değerler ve davranışlar sistemi tasarlamaya adadılar. Bu düşünürlerden yalnızca birkaçının, fikirlerini doğrudan hayata geçirmek için bir şansı vardı. Büyük düşünürlerin fikirleri genellikle liderler tarafından alıntılanmış olsa da, ütopik bir vizyon içindeki bir kavrama dair gerçek, somut bir gösterge sunulan anlar nadirdir.

Peki bu anlar geldiğinde ne oluyor? Bunlar çok az ve seyrek olsalar da meydana geliyorlar. Çoğunlukla, bir ütopyanın sadece küçük parçaları uygulamaya konduğunda, bu anlar bile aydınlatıcı olabilir.

Orijinal ütopik eseri Devlet’te Platon, Filozof krallar tarafından yönetilen şehir devleti fikrini ortaya koymuştu. “Filozoflar kral olana dek şehirler asla huzur bulamayacaktır,” diye yazmıştı. Şansımıza, bu durumun hayata geçirildiği net bir örnek var: Roma İmparatorluğu’nun Filozof bir Kral olan Marcus Aurelius Antoninus tarafından yönetildiği zamanlar.

Peki bu dönem nasıldı? Tarihteki en büyük beyinlerden birinin, anahtar düşüncelerinden birinin dünyanın gördüğü en büyük imparatorluklardan birinde uygulanması nasıl bir şeydi? Bunun cevabı, kime sorduğunuza bağlı.

Tahta geçmeden önce, Platon’un umduğu gibi, bulunabilecek en iyi öğretmenler tarafından eğitilen Marcus Aurelius, önemli bir hukuk, felsefe ve dil anlayışı öne sürülebildi. Aurelius, “yasalar konusunda çok yetenekli bir imparator” olarak kabul edilmiştir. Fakirleri ve yetim çocukları korumaya odaklanması ve özgür bırakılmış kölelerin yasal haklarını güvenceye alması ile tanınmıştır. İtalya’yı vuran bir dizi kıtlık sırasında, yardım çalışmalarını bizzat kendisi denetledi. Bir veba salgını Roma’yı vurduğunda yayılmasını önlemek için yasalar çıkarıldı. Bu yasalar 20. yüzyıla kadar hala yürürlükteydi. İmparatorluk hazinesi boşalmaya başladığında, vergi tahsilatlarının (miktarlarının) yenilenmesini istemeden önce, imparatorluk ziynetleriyle birlikte kendi eşyalarını da açık artırmaya çıkardı. Roma, yıllar sonra ilk kez hem iç hem de iş düşmanlarla bir savaşa girdiğinde, Almanya’dan Mezopotamya’ya zaferi öngördü. Mutlak bir hükümdar iken, Senatoya gerekli tüm önerileri sundu ve mecbur olmadığı halde onların desteklerini güvence altına aldı.

Ona addedilen filozof ünvanının haklılığını kanıtlamak kolay. Bugün, Kendime Düşünceler olarak bilinen, kişisel notlarından oluşan bir kitap oluşturmuştur. Kitap, evrensel olarak Stoik gelenek içerisinde öne çıkan ve okuyucuya -sadece kendisi olmayı amaçlayarak-dünya ile fazilet ve hikmetle bütünleşmek üzerine nasihat eden bir çalışma olarak kabul edilmiştir. Üretilişinden beri felsefeyi etkilemiştir; 1500 yıl sonra da Immanuel Kant’ın çalışmalarında ortaya çıkmıştır. Bugün de düşün dünyasına rehberlik etmeye devam ediyor.

Ama belki de Stoacı bir filozof olmasına dair en büyük iddiası, savaşın günlük kaosundan kaçmak için felsefede gecelik teselli bulduğu ve düşüncelerini medeni dünyanın kenarları olan savaş alanlarında yazdığı fark edilince anlaşılır. Eylem olarak, Stoacılık için daha iyi bir örnek bulmak zordur.

Hal böyleyken bile, Aurelius çok da mükemmel değildi. Onun hükümranlığı döneminde Hıristiyanlar çokça zulüm gördü. Neredeyse bir yüzyıl boyunca, kendisini izleyen ve yeteneğini taşıyan bir varise sahip ilk imparator olarak, oğlu Commodus’un tahta çıkma hakkını destekledi. Commodus, megalomanyak, zalim ve erdemden yoksun biri olarak görüldü; suikaste uğradı ve ölümünden sonra senato tarafından halk düşmanı ilan edildi.
Saltanatı sırasında, her şeye, lejyonlara, aylara ve Roma şehrine kendi ismini vermek gibi bir takıntısı vardı.

Öyleyse, Plato’dan politika üzerine biraz daha nasihat almaya başlamalı mıyız? Avusturya kökenli Britanyalı felsefeci Karl Popper’ın 20.yüzyılın totaliter rejimlerinin meşrulaşmasından Filozof Kral fikrini sorumlu tutması gibi, muhtemel cevap: Hayır. Filozof kralın kendisi bile, Platon’un fikirlerinin totaliter boyutlarının tam anlamıyla uygulanmasını uygun görmemişti. Platon uyku öncesi hikayelerde, depresif müziklerde devlet sansürü önerirken, Marcus Aurelius ise, kendisini alaya alan sahne oyunlarını cezalandırmaması, aksine bunlara izin vermesi gibi davranışlarıyla övgü topluyordu. Bu, o zamana göre yüksek standartlı bir konuşma özgürlüğüydü.

Sonuçta, Platon’un ideal toplumu modern okuyucuları ürpertmelidir. Ancak, bu büyük düşünürün fikirlerini dikkate almak bile çevremizdeki toplumları geliştirmemize yardımcı olabilir. Sadece birkaçımız Platon’un ideal şehrine taşınmayı kabul edecek olsa bile, onlar da işe yarar olanı destekler ve eğer başka bir yerde yeniden yaratılabilecekse gereksiz olanı desteklemez. Marcus Aurelius’un hayatı bizlere, onu bütünüyle kabul etmesek bile, mükemmel ülke fikrinden bir şeyler öğrenebileceğimizi ve bundan faydalanabileceğimizi hatırlatır.

Referanslar

Birley, Anthony. Marcus Aurelius. Boston: Little, Brown, 1966. Print.
Popper, Karl. The Poverty of Historicism. Routledge, 2002. Print.
Plato, G. Grube M. A., and C. Reeve D. C. Republic. Indianapolis: Hackett Pub., 1992. Print.
Russell, Bertrand (2004) [1946]. History of Western Philosophy. London: Routledge. pp. 248–56

Yazar: Scotty Hendricks
Çeviri: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: Big Think

Please complete the required fields.