Pedofili (sübyancılık), temel amacı cinsel doyum olmayan, cinsel edimin, nefretin bu yolla eylemleştiği, sağlıksız, tekrarlayıcı ve ısrarcı bir davranıştır…

Dilimizdeki bazı deyişler, geçmiş yıllarda bir gazete yazarının pedofilik eylemleri savunur görünen görüşleri gazetesinde yazabilmesi ve hadiseye karşı gösterilen bazı tepki türleri, ergenlik çağının henüz başında olan bir çocuğun bir erişkin tarafından cinsel uyarılma ve doyum sağlamaya yönelik davranışlara maruz kalmasını kabul edilebilir bulduklarını gösteriyor. Bu kişiler ve çevreleri ne tıbbi ne hukuki ne de psiko-sosyal açıdan kabul edilemez fikirlerini, herhangi bir dini inançla da açıklanamayacak gözükmesine rağmen, akla uygunlaştırılmaya ve topluma kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Çocuk-İstismarı-2-300x375

Hatta bir kısmı, erişkinlerin çocuklarla yaşanabilecek cinsellik de içeren ilişkilerin, evlenme türünden akitlerle onları “kötü yoldan kurtarmak” gibi ulvi amaçlara hizmet edeceğini de savunuyorlar.

Bir diğer bölüm ise; Nabokov’un ünlü romanındaki “Lolita” karakteri gibi fettan (!), baştan çıkarıcı (!) bir kız çocuğunun ayartıcı güzelliği ve davranışlarının, bazı erkeklerde karşı koyulmaz arzulara yol açtığını düşünüyor ve bu erkeklerden şehvet kurbanı olarak bahsediyor.

Ama pedofiliyi aklileştirme davranışlarında bulunan kişilerde herhangi bir vicdani eziyet yaşamanın kırıntılarını dahi bulamıyoruz! Bir yandan da onların bu tutumlarının insanlarda oluşturduğu ağır ruhsal ve düşünce yorgunluğunu, kadınların daha iyi fark ettiğini düşünüyorum. Sadece kadınların hissedebildiği bir ağırlıktan söz etmiyorum şüphesiz.

Thomas Mann’ın ünlü romanındaki (Venedik’te Ölüm) “Tatzio” karakteri, güzelliği ve el değmemişliği ile aristokratik hikayelere meraklı Visconti’nin elinde unutulmaz bir erkek çocuk güzelliği abidesine bürünürken, uğrunda ölünebilecek platonik bir aşk hikayesiyle taçlanıyor ve pedofili bu sefer de “monşerlerin” sofrasına takdim ediliyor.

İster dini-inançsal motifle ilgili olsun, ister sanatın büyüleyici atmosferiyle desteklendiği iddia edilsin, isterse post modern tartışma sofralarının iştah açıcı individüalist eksenine oturtulsun, pedofili gibi antik-pervert bir saplantının ortaya çıkan görüntülerini hoş görme-kabullenme mantığını, medeni medikal, psikolojik, sosyal ve hukuki bakış açısından uygun bulmamız düşünülemez.

Hangi zamanda yaşıyoruz?

Ortalama insan hayatının 30–35 yaş civarında olduğu geçmiş yüzyıllarda, bir kız çocuğunun adet görmeye başladıktan (yani doğurganlığa geçtikten) kısa bir süre sonra evlendirilmesi (öncelikli olarak erişkinlerle değil buluğa yeni ermiş delikanlılarla evlendirilirlerdi) türün devamı için gerekli olabilirdi.

Mümkün olduğu kadar çocuk doğurması ve doğumsal üretkenlik dönemini verimli geçirebilmesi için atalarımızın bu yolu seçmiş olması hiç de yadırganacak bir şey değildi.

Aynı çağlar, bıyığı henüz terlememiş delikanlıların kahramanlık öyküleri ile dolu olduğu kadar, yönetme erkinin dahi verilebildiği yıllardı. Fransız Kralı 12 yaşında bir prensesle evlendirilebilir ya da küçük yaşta tahta çıkabilirdi.

Çocuk-istismarı-3-768x508

Üstelik insanlık geçmişi, yaratılan uygarlıklar kadar, bugün düşünmeye dahi tahammül edemeyeceğimiz başka şiddet davranışları ve vahşetle doludur. 1800’lü yıllara kadar İngiltere’de sokaklarda yeni doğmuş bebek ölülerini görebilirdiniz. Yeni doğmuş bir bebeğin üzerindeki tüm haklar ebeveynine ait olduğu için, ona bakım verme ve onu ölüme terk sorumluluğu sorgulanmazdı.

Geçmiş fırtınalı insanlık tarihimizin kabarmış lodoslu denizlerinden bugünlerin sahiline vurmuş kütükleri allayıp pullayarak “eskiden de vardı” demek ve pedofilik davranışı topluma yutturmaya çalışmak ancak “fabl”larla daha iyi anlatılabilirdi.

Bir kısmımız (şükür ki çoğunluğumuz) derinliklerdeki, artık insanlık dışı bulduğumuz arzu ve tutumların varlığına dahi çare bulmaya çalışırken, kontrolünü kaybetmişler ise, denetleyemedikleri çiğ arzularının etrafı yakıp yıktığına aldırmıyor: ve hatta güzellemeler bile düzüyor. Ürpertici ve acı verici bir görüntü!

Siyasi şartlar

Pedofilik davranış gibi seksüel suçlarda bazen siyasi şartlar, hukuk, tıp ve davranış bilimlerinin önüne geçer ve kamuoyunun dikkatini kriminal olayın doğasından uzaklaştırır.

Ancak bu durum önemli bir fırsat yaratır; kamuoyu kendi bilinç düzeyini tarttıktan sonra oluşturduğu yargısını, mevcut siyasi sistemin ve hukuk anlayışının önüne koyar ve değişmesine yol açar.

Tecavüze uğradıktan sonra öldürülen Pipa Ricci davasında gösterilen toplumsal duyarlılıktan daha da fazlasının, siyasi kimliklerin ve Adli Tıp Kurumu VI. İhtisas Kurulu’nun rapor içeriğinin ön plana çıktığı bir ortamda dahi, gerçek hedefe ulaşmasını beklemek hayalci olmaz diye umuyorum.

Evlenme izin yaşının 14’e indirilmesini engellemek için Meclis’te yapılan girişimler, çocuk hakları savunucuları ve kadınların giriştikleri eylemlerin, çağ dışı zihniyet kırıntılarını temizlemesini ve cinsel istismar konusundaki tutum ve düşünceleri değiştirmesini umuyorum.

Malum dava ile ilgili ayrıntılı haberleri veren bir gazetenin, “yaş 70 iş bitmemiş, 70’lik dedeye 15 yaşında gelin” gibi haberlere de yer verdiğini görüyoruz. Artık bu tür haberlere “olumlu” yaklaşan düşüncenin de değişmesini umut ediyorum.

Ruhsal yasal destekler

Sosyal Hizmetler tarafından korumaya alındığı belirtilen çocuğun, şu anda profesyonel ruhsal destek aldığını, sivil toplum örgütleri ve Baro Çocuk Hakları Komisyonu üyeleri, sadece davanın takipçisi olmamalı aynı zamanda çocuğun fiili olarak yanında durmalıdır.

Tüm kamuoyu tecavüz ve pedofilik eylem gibi pervert davranışlara;

  • çocuk veya kadın istediği ve kabullendiği için gerçekleştiği yalanlarına inanmamalı,
  • “eğitimsizlik ve kadınsızlıktan bunlar oluyor” genellemelerine kulak tıkamalı;
  • sapkın davranışın etnisite ile, dini ya da başka ahlak sahibi olup olmamakla, ekonomik gelişmişlikle ya da entelektüel geçmişle ilgisi olmadığını görmeli ve bunu yıkıcı bir davranış olarak kabul etmeli…

Unutmayın ki yüzlerce kız ve erkek çocuk ve kadının, sağlıklı bir şekilde yetişebilmek ve yaşayabilmek veya başına gelenlerden dolayı kendisini suçlamamak için, kaumoyunda böyle bir zihniyet değişikliğine şiddetle ihtiyacı var.

Prof. Dr. Gökhan Oral, İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fak.; Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

(Bu yazı, ilk olarak 1129 sayılı CBT dergisinde yayınlanmıştı -2004)

Bu yazı Herkese Bilim Teknoloji dergisinin internet sitesinden alınmıştır.

Please complete the required fields.