Aslında her dili benzersiz kılan özellik, farklı çevrelerin akustiğine adaptasyonları olabilir.

Dil, insanlığın evrensel bir özelliğidir ancak dünyanın her yerinde farklıdır. Pasifik adalarından Güneydoğu Asya boyunca kelimeler daha çok sesli harflerle kurulmuştur ve basit heceler kullanılır; bir sesli harf ve bir veya iki sessiz harfle oluşturulmuştur. Ayrıca Kafkas dağlarının bir dili olan Gürcü dilinde sessiz harfler yoğundur ve çoğunlukla diziler halinde birbirine bağlanır. Birçok yabancı için telaffuzu çok karmaşık ve zordur. Gürcüler ve Güneydoğu Asyalı’ların fiziksel çevreleri kullandıkları kelimeler kadar çeşitlidir. Bunlara dayanarak dilbilimciler onların çıkardıkları seslerin iklim ve çevreleri ile ilgili ilişkili olduğunu söylüyor.

Dil Mekaniği

Bir dilin içindeki kültürel kimliğin zenginliği, eninde sonunda sesin temel mekaniğine indirgenir. Konuşulan kelimeler yüksek frekanslı sessiz harflerden (f,p,t gibi) yüksek frekanslı ünlü seslere (e, o, u gibi) farklı frekanslardaki sesler dizisidir. Konuşurken, ses dalgaları hava yoluyla dinleyiciye ulaşır; dinleyici bu değişen frekansları kelime olarak duyar.

Bir mesafe boyunca net bir şekilde duyulmak istersiniz ama bu gerçekleşmeyebilir; ses dalgaları yoğun bitki örtüsü veya engebeli arazide engellere çarpıp geri dönebilir ya da başka yönlere yansıyabilir. Bu durum mesajın bozulmasına ve iletinin kaybolmasına neden olur. Ayrıca ısı da havada dalgalanmalar yaratarak ses dalgalarını bozabilir.

Yüksek frekanslı sesler yani ünsüz sesler, düşük frekanslı ünlü seslerden daha kolay bozulur ve kaybolur.  Bu nedenle dilbilimciler, New Mexico Üniversitesi’nden Ian Maddieson ve Fransa’daki Laboratoire Dynamique de Langage-CNRS’den Christophe Coupé’a göre; sıcak, ıslak ve bol ağaçlıklı alanlarda konuşulan dillerde ünlü sesler daha çok kullanır ve çoğunlukla basit heceler kullanılır.

Akustik Uyarlama Hipotezi

Bir dildeki ünsüz sayısı ve ünsüzlerin birleşerek nasıl hece oluşturdukları, dilin geleneksel olarak konuşulduğu yerin yıllık ortalama sıcaklığına, yağış miktarına, bitki örtüsüne ve yüksekliğine bağlı olduğu görünüyor. Bu faktörlerin hepsi çevrenin akustiğini etkiler. Maddieson ve Coupé, dillerdeki farklılıkların kısmen bu farklı akustik uyarlamalardan kaynaklı olduğunu söylüyorlar.

Bu fikre göre; hayvan türleri, seslerini yerel akustiğe en iyi şekilde adapte etmeye çalışır ve buna Akustik Uyarlama Hipotezi denir. 1975 yılında biyolog E.S. Morton ormanlık alanlardaki ağaçların, kuşların seslerini bozabileceğini fark etti; bu bölgedeki kuşlar açık bölgedekilere göre düşük frekanslarda ve az çeşitli sesleri çıkarma eğilimindeydiler.

Daha yakın zamanlarda biyologlar bazı şehirlerdeki kuşların ezgilerini, seslerini duyurmak için kentsel yaşamın gürültüsüne adapte ettiğini fark etmiştir. Morton’un ormanlık alandaki kuşları gibi, bu şehirli kuşlar sessiz yerlerdeki akrabalarından daha basit yapılı ve düşük frekanslı sesler çıkarırlar.

Jacksonville, Florida’da yapılan Amerika Akustik Derneği’nin 170. Toplantısında Maddieson ve Coupé sunumlarında şöyle belirtir:
“Bizim araştırmamız, insan dilleri arasında da bu şekilde örnekler olduğunu gösterir.”

english-language-web

Çevre, Dili Nasıl Şekillendirir?

Maddieson ve Coupé, dillerin fonolijisinin (sesbilim) çevreleri ile ilişkisini anlamak için tüm dünyadan 628 dilin fonolojisini inceledi. Lyon-Albuquerque Fonolojik Sistemleri Veritabanı (LAPSyD) her dilde kullanılan ünsüz seslerin sayısını ve ayrıca her dilin hangi sıklıkla ünsüzleri birleştirerek hece oluşturduğuna dair verileri sağladı. Maddieson ve Coupé, 628 dilin her biri için fonolojik bilgilerden çevresel verilere (dilin doğal iklimi, ekolojisi ve topografisi) kadar araştırma yaptılar.

Maddieson ve Coupé, kullanıcı sayısı 5 milyondan fazla olan İngilizce, Çince ve İspanyolca gibi uluslararası dilleri bu çalışmanın dışında bıraktı. Çünkü böyle yaygın dilleri belirli ortamlarda tanımlamak zordu.

Onlar, “ünsüz ağırlıklı” dillerin dünyadaki çeşitliliğin dörtte birini oluşturduğunu buldu .

Maddieson geri kalan diller için şöyle diyor:
“Çoğu dilbilimci farklı diller arasındaki büyük farklılıkları tarihsel kaza olarak adlandırılabileceğini öneriyor; yani diller rastgele etkilerle değişerek nesilden nesile aktarılıyor.” Topluluğun boyutu ve diğer diller ile teması da rol oynamaktadır.

Bir Sonraki Aşama

Maddieson ve Coupé konuşulan dillerin kayıtlarını incelemek için plan yaptı. Şimdiye kadar kullandıkları fonolojik veriler, her dildeki ünsüz sayısını ve bu ünsüzlerin karmaşık heceleri oluşturmak için nasıl kullanıldığını bulmalarını sağladı ama konuşulan dilleri yüksek sesle dinlemek ünsüzlerin ve karmaşık hecelerin günlük dilde gerçekten nasıl kullanıldığını ortaya çıkarabilirdi. Bundan sonrası ise, her dilin kullanıldığı bölgenin çevre verileri ile yeni bilgileri sıralamak.

Maddieson şöyle devam ediyor:
“Farklı ünsüzlerin ve hece yapılarının sayısına bakarken bulduklarımızla onaylama arıyor olacağız. Eğer hipotezimiz doğru ise, ünsüz ağırlıklı dillerin aslında konuşulan formundan daha çok ünsüz sese sahip olduğunu bulmayı bekleriz, akıcı devam eden konuşmada gerçekten önemli olan budur.”

Yazar: K. N. Smith
Çevirmen: Meltem Çetin Sever
Kaynak: Discover

Please complete the required fields.