Black Mirror dizisinin “Nosedive” bölümü, distopyaya düşündüğümüzden daha yakın olduğumuzu gösterdi

Netflix’in bilim kurgu türündeki dizisi Black Mirror “Nosedive” başlıklı bölümünde, insanların karşılaştıkları her kişiye hemen orada puan verdikleri distopik bir gelecek tasvir etti.

Netflix’in bilim kurgu dizisi Black Mirror’ın “Nosedive” bölümünde, oyuncu Bryce Dallas Howard, Lacie adındaki karakteri canlandırır. Lacie, öyle pek de uzakta olmayan bir gelecekteki distopyada yaşamaktadır. Bu gerçeklikte, insanlar karşılaştıkları her kişiyi, akıllı telefonları üzerinden sosyal medyada puanlamaktadır.

Alabileceğiniz en yüksek puan 5’tir ve her karşılaşmada sosyal puanınızın ortalaması hemencecik yeniden hesaplanır. Toplamda 4.5 ve üzeri toplumsal puanı olanlar özel ayrıcalıklardan yararlanmaktadır. Lacie’nin mevcut puanı 4.2’dir ve 4.5 sınırını geçenlere tahsis edilmiş rüya gibi bir konuta taşınmayı kafaya koymuştur.

Lacie’nin gözü sürekli telefonundadır. Kendisine her 5 puan geldiğinde gözleri ışıldar.

Elbette, bunun bir bedeli vardır. Lacie tümüyle yapmacıktır; mütemadiyen uyumluluk ve mutluluk maskesi takmaktadır.

Bu distopik dünyada, sosyal medya puanlamaları ile oluşan yüzeysel bir samimiyet örtüsü altında, hesapçı bireylerin normal arkadaşlıklar veya hakiki anlamda empati kurabilmelerinin pek de mümkün olmadığı görülmektedir.

Yoksa, bu distopik gelecek zaten çoktan geldi mi?

Sosyal medya onayının geçici tatmini uğruna en son ne zaman temel ilkelerinizden ve değerlerinizden taviz verdiniz?

Şu uç örneğe bir bakalım. 19 yaşında Ohio’lu bir kadın, Periscope üzerinden, bir arkadaşının tacizini canlı yayın olarak aktardı. Yayınına devam da etti “çünkü videonun aldığı ‘likeları biriktiriyor’du”.

Belki de bu kadın Facebook “like”larının, arkadaş olmak ihtiyacını ya da Stephen R. Covey’in deyimiyle “görülme” ihtiyacını tatmin edeceğine inandı. The Third Alternative kitabında Covey, iki sosyal etkileşim biçimini karşılaştırır; “seni görüyorum” ve “seni sınıflandırıyorum”.

“Seni görüyorum” biçimindeki etkileşim içindeyken, diğer bir kimsedeki biricik insanlık için hakiki bir saygı gösteririz. “Seni sınıflandırıyorum” biçimindeki etkileşimde ise, insanların biricikliğini görmek yerine, onları kalıplara soktuğumuz bir “şey” olarak kabul ederiz.

Ohio’lu kadının kendi boşluğunu doldurmak için bulduğu uyumsuz çözüm, arkadaşının insaniyetini ihlal etmekti.

İnternet güvenliği şirketi olan Kaspersky Lab’ın yaptığı küresel bir çalışmaya göre, “pek çok insanın takipçilerinden sırf ‘like’ almak için zararlı yollara girebileceği” saptandı.

Garip olan şu ki, ya sosyal medyayı haddinden fazla kullanmak bir yalnızlık hissine neden olursa? Pittsburgh Üniversitesi’nden Dr. Brian Primarck’ın yaptığı çalışmaya göre, 19-32 yaş arası genç yetişkinlerde durumunun tam da böyle olduğu ortaya çıktı. 

Dr. Primarck teorisini açıklarken, “sosyal medya kullanımı potansiyel olarak bireyi öylesine tüketir ki, kişinin kendi şahsi ve gerçek dünyadaki sosyalleşmesi için çok kısıtlı bir zaman kalır” der. Diğerlerinin özenli bir küratörlük ile sergiye açtığı yaşamlarını görmek için haddinden fazla zaman harcamanın bir başka sonucu ise “dışlanma veya kıskançlık gibi duyguların tetiklenmesi” olabilir.

Kaspersky Lab’ın 16 bin 750 katılımcı ile gerçekleştirdiği çalışmaya göre “katılımcıların neredeyse yüzde 60’ı sadece sosyal medya hesapları üzerinden gördükleri ile arkadaşlarının kendisinden daha iyi bir yaşam sürdüğünü düşünmektedir ve katılımcıların neredeyse yarısı arkadaşının mutlu bir tatil kutlaması fotoğrafını gördükten sonra üzgün bir ruh hali yaşamaktadır”.

Atlantic çalışmasında Stephen Marche’ın da belirttiği gibi, UCLA Yalnızlık Ölçeği (UCLA Loneliness Scale) gibi ölçeklerin kullanımıyla belirlendiği üzere, Amerika’da yalnızlık çarpıcı bir biçimde artmaktadır. “Sosyal medyada arkadaş olmak bir bağ kurmak ile aynı anlama gelmez” der Marche. Avustralya’da Facebook kullanıcılarına ilişkin yapılan bir çalışma, Facebook kullanmayanlara kıyasla kullananların “ailevi yalnızlığının belirgin bir şekilde yüksek düzeyde olduğu” sonucuna ulaştı.

Öte yandan, yalnızlık artış gösterirken, psikolog, sosyal çalışmacı, yaşam koçları ve diğer “ruhsal hizmet veren” kişilerin sayılarında patlama yaşandı. Marche’nin tespitine göre “gündelik bakım işlerini dış kaynaktan temin ediyoruz”.

Yine de, sosyal medyanın makul kullanılması yaşamlarımıza değer katabilir. Bilgisayar bilimi profesörü Cal Newport bilgece bir öğüt verir; asıl mesele sosyal medyayı kullanıp kullanmamak değil, sosyal medyayı nasıl kullanacağımızdır. Newport şöyle der:

Eğer belli bir sosyal medya hizmeti yaşamınızdaki önemli bir değeri güçlendiriyor, onu takviye ediyorsa, bunun, hizmetin tüm zamanınız ve dikkatiniz üzerinizde tam tahakküm kurmasına müsaade eden bir mazeret olmasına izin vermeyin. Bunun yerine, bu hizmeti, sizin için önem taşıyan diğer şeylere zarar vermeksizin, ilgili konularda en iyi desteği nasıl verecekse o şekilde kullanmanın yolunu itinalı bir biçimde düşünün”.

Diğer bir deyişle, temel değerleriniz sosyal medya kullanımınıza yön vermeli. Sosyal medyanın değerlerinizi değiştirmesine müsaade etmeyin. Sosyal medya onayına odaklanmak ile, dışarıdan bir yaşam yaşadığımız için değerlerimiz harcanıp gidebilir.

Sosyal medya onayı ile anlık bir yükseliş yaşayabiliriz, fakat Ralp Waldo Emerson’ın klasikleşmiş yazısı Self-Reliance’ta belirttiği şu zamansız öğüte kulak vermeli: “Kendinizden başka hiçbir şey size huzur veremez, hiçbir şey; ilkelerin galibiyeti müstesna”.

Yazar: Barry Brownstein
Çeviren: Müleyke Vural
Kaynak: intellectualtakeout

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.