Bir Ölü Macar Cambaz

Sana korkunç gülümsemeler bitti
sonra hiç kimseyi göremedim
herkes beni arıyordu
bir ölü macar cambaz buldu beni buldu beni
samyeli esiyordu denizden

Ece Ayhan

Vardır ki Bir Menzil Cambazı…                                                                                                                      

Edip Cansever’in kitaplara girmemiş Menzil Cambazı adlı uzun bir şiiri vardı. Enis Batur, –niyeyse– başka bir adla derlediği Unutulmuş Şiirler Antolojisi adlı bir kitapta, Türkçe şiirin bir kenarda kalmış örneklerini topladı. Bu şiiri de orada görüyoruz. Bu yazıda Edip Cansever’in bu uzun şiirinden birkaç dizeyi, Heidegger, Nietzsche ve Derrida’yla birlikte düşünmeye, yorumlamaya çalışacağım. Cansever şiirin ikinci bölümünde şöyle diyor: Vardır ki bir menzil cambazı… Doğrulur, ‘evet; oyun özgürlüktür’ der… Asar kendini sonsuz deve kemiğinden çengeline…

İp, Tambur, Titreşim

Cambazı bir ip cambazı olarak düşündüğümüzde, üzerinde dengede durduğu ip boşluğa gerilmiş gibi görünür. Cambazın bu ince ipte dengesini koruyabilmesi için onun hareketiyle ters bir uyum içinde olması gerekir. Cambaz, ip sağa doğru yönelirse sola, ip sola doğru yönelirse sağa yönelir. Kendisiyle ipin salınımı, titreşimi, rezonansı arasındaki uyumu ancak tersine yönelimle kurabilir. Erişeceği menzil, önünde boşluğa gerilmiş, asılmış gibi görünen ipin ucundadır. Menzil cambazı, önünde uzanan menziline, ereğine yönelmiş halde olma anlamında olmalı… Cambazın bu ereğine, sonuna doğru ipte ilerleyebilmesi, bu karşıtlıkta oluşan dengeyle, uyumla olanaklıdır.

Belki acemi bir cambazın bir direğin ucundan diğer direğin ucuna gerilmiş ipe baktığını düşünebiliriz. Acemi bir cambaz, tırmanmadan önce karşısına geçerek bu ipin mesafesini hesaplamak isteyebilir. Ancak işinde ustalaşmış, artık bizim günlük işlerimizi enine boyuna düşünmeden yapmakta oluşumuz gibi ipin üzerinde dolaşan bir cambaz, ipin üzerine tırmanmadan önce karşısına geçip ipe bakmaz. İpi, bir öznenin nesnesini karşısına alarak gördüğü gibi görmez. Ellerini pudralayarak -Karşıyaka sahilinde 1970’lerde sık sık görebileceğiniz nereye gideceğini bilen bir fayton atı gibi- kendiliğinden adımlarla ipe doğru yönelir. Hızlı ve yumuşak hareketlerle, önce gerilmiş olan ipin ucundan aşağı sarkan merdivene -önce yukarı çıkmak için aşağı sarkan ve cambazın yönelişine, onun bedenine sarılıp kıvrılarak yanıt veren, kendisi de bir ip olan merdivene- tırmanır. Tırmanışında ipin salınımını bakmadan duyar. Merdiven ipe tırmanışı ve boşluğa gerilmiş ipin üzerine geçişi arasında hiç duraksamaz. Sonra ipin üzerinde durur. Kör bir uyumla, ipin kendisini aşağı-yukarı dengelemesine, tartmasına izin verir. Usta cambaz, aslında ipi görmez; ipin ayaklarının altındaki devinimini, titreşimini duyar. Bu ipin yerinde sayışıdır. Bu titreşimi tersinden kollayarak sağlayacağı uyumu, ipi görmeden duyar.

Derrida, tympan, (eski Arapça ya da Farsça’dan geçmiş tambur, tanbur) sözcüğüyle, bu titreşimden söz ediyor. Tympan, kulağımıza gelen ve duyulan seslenişin kendisidir. Yuvarlak el davulu anlamına gelen tympanum, Yunanca tympanon sözcüğü, muhtemelen vuruş, typtein, sözcüğünden türetilmiştir. Aynı zamanda hem kulak zarı, hem de kulak zarının titreşimidir. Bu titreşim, hem dışarısı, duyabildiğimiz, hem de içerisi, onunla birlikte duyduğumuz kulak zarının mesafesinin eriyişi gibidir. Mesafe kaldırmaklığın, Heidegger’in Ent-fernen dediği anlamda fark edişin kendisini bir birlik olarak duymanın, bu anlamda birleşmenin anonsudur. Ustanın aletle arasındaki mesafeyi ölçen zamanın, bir an için, ne iç, ne dış, hem iç, hem de dış oluşunun anonsudur. Usta bu anı el yordamıyla duyar. Cambazın iple uyumu, harmonisi, tamburasına aşina bir ustanın, eliyle tellere ya da deriye dokunup sese izin vermeden hemen önce, tellerin ve derinin gerginliğinden, tamburun yuvarlak gövdesini kaplayan gerginliğin ne çok, ne de az, tam ayarında gerilmiş olduğundan emin oluşu gibidir. Bu hemen önce, henüz emin olmadan önce, henüz değil hali, ustanın aletini dinleyişindeki akort halidir. Hem tamburinin elinin altındaki usta işi gerilmiş tellerinde ve derisinde, hem de kulak zarının esneyişinde çınlayan, zamanın aynı anda her titreyişte mevcudiyetinin, bulunuşunun sesidir.

Zar ve Esneyiş

Cambaz da sanki kendisini saran ince ve şeffaf bir zarın içinde sarılmış, zarı ve kendi gövdesi arasında gibidir. Olduğu yerde devinerek kendisini saran zarı genleştirir; esnetir. Kendisini görünmez bir kılıf gibi, yani zaman gibi sarmakta olan zarına, kendisini duyurur. Üzerinde yürüdüğü ipi esneterek, kendisini saran biçimsellikten, yani zamandan dışarı çıkacakmış gibi görünür. Zarında, yani içinde kaplanmış hissettiği en kapsayıcı örtü olan zamanda bir gedik açacak gibi onu zorlar. Fakat bu ancak ve nihayetinde bir oyundur. Heidegger’in Nietzsche’ye gönderme yaparak dediği gibi, kimse gölgesinden hızlı değildir. Kimse içinde sarıldığı zaman kozasının dışına çıkamaz. Yalnızca çıkacakmış gibi yapar. Cambaz da yalnızca kendi biçiminin dışına çıkacakmış gibi yaptığı için, zarı, -yani zaman- da sonsuza dek esneyebilecek bir zar olduğu için, onunla birlikte kalmayı sürdürür.

Süspansiyon ve Bekleyiş

Cambaz zarını esnetse de bir gedik açamaz. Esneklik, süspansiyon tarafından emilir. Süspansiyon, askıya alınmış, duraklatılmış demektir. Süspansiyonda göremediğimiz bir şey, belki bir hayalet, cambazın devinimini bir bekleyişe, yerinde sayışa dönüştürür. Bekleyiş, yerinde sayış hazırlık demektir. Cambaz bu hazırlıkta, esnettikçe onunla birlikte kalan zarını duymak için susar. Edip Cansever Menzil Cambazı şiirinin üçüncü bölümde, cambaz, bir bayram öncesi suskunluğuyla kalır diyor. İp, yerinde sayışın esnekliğinde cambazı tartar; ağırlar. Yerinde sayış, bir bayram öncesi suskunluğuyla, varoluşun anonsunu duymak için bekleyiştir. Duyuluşa hazırlanan sessizliktir. Cambaz bu sessizlikte duymak için hazırlanır. Tıpkı ustanın aletini akort ederken duymaya hazırlanışında olduğu gibi, cambaz da kulağı kirişte zarını esnetmeye uğraşıp durur.

Not: Yazı iki bölümden oluşmaktadır, yazının ikinci bölümü devamen yayınlanacaktır.

Yazar: Mustafa Cihan Camcı

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.